Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 02 Kasım 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türkiye spor yapıyor

Futbol bu ülkenin şımarık çocuğu. Kardeşlerinin karnı açlıktan sırtlarına yapışırken aile bütçesinden aslan payını alıyor, vur patlasın çal oynasın hayatını yaşıyor.
Aile biraz daha açlığa dayanabilse, "Avrupalı" yapacak makbul evladı futbolu.
İşin tuhaf tarafı, evde kimse şikayetçi değil adaletsizlikten.
Fakir evin zengin çocuğu, nasıl daha zenginleşebilir, nasıl Avrupa donanımlarına sahip olabilir onun tartışmaları yapılıyor.
Teşbih, örnek, özenti hep Avrupa'dan.
Peki evde neler oluyor?
Arada sırada bakımsız çocukları işaret edince, yafta boynumuzda:
"Futbol düşmanı".
Hayır efendim... Ben, "Altı da yetmez, on tane" korosuna karşı çıkarken ne yabancı düşmanlığı içindeyim, ne de servet düşmanlığı. Sadece bu ülkenin koşullarını bilmemiz, dikkate almamız ve fakir evin şımarık çocuğu gibi alçaktan uçmamamız gerektiğini söylemekteyim.
Bakın örnek vereyim:
***
Cumhuriyet'in 83. yılını idrak ettiğimiz 29 Ekim'de birçok Anadolu kenti ve birçok Anadolu genci, elindeki imkanlar kadar katıldı sportif kutlamalara. O sırada bizler Süper Lig'imizin süper futbolcularını seyrederken pek göremedik ama bir yerlerde Cumhuriyeti bedenen ve kalben kutlayanlar da vardı.
Rize'de Cumhuriyet Kupası Kros yarışmalarına otobüste balık istifi gitti çocuklar. Çamurlu ve beton zeminde koştular. Biz İnönü Stadı çimenlerinin yarım santim uzun olmasına bağlayabilirdik beraberliği.
Samsun'da, Zonguldak'ta koştular. Her halde finişten sonra duşlarını alıp eşofmanlarını giyerek mutlu bir şekilde evlerinin yolunu tutmuşlardır. Manisa'da var mıydı bilemiyoruz; maça dalmıştık özür diliyoruz.
Tunceli'de Trabzon'da, kimi atletle, kimi lastik ayakkabı ile Cumhuriyet'i kutsadılar bu gençler. On sene önce de aynı şekilde koşmuşlardı, on sene sonra da aynı kalacaklar.
Bizim derdimiz ne?.. Forma şortun içine mi sokulmalı? Muskaya sarı kart çıkar mı?.. Milli takım primleri çok mu, az mı?
Bu koskoca spor ailesi sadece futbola, futbolun da 8-10 takımına özenle bakıp kendisi aç kalıyorsa, kıymetini bilmeli futbol.
Hiç olmazsa ona ayrılan kaynakları çar çur etmemeli.
Amiyane tabiri ile "uyandırmayın kerizi"... Uyandırmayın da hesap sormasın.

En büyük Vestel

Gecikti ama yazmalıyım...
Lütfen taraftar formalarınızı 30 saniyeliğine çıkarın ve futbolun, kulüpçülüğün, yöneticiliğin insani boyutlarına bakın.
Vestel Manisaspor Meduna ilişkisi, tarihi bir örnektir... Ayakta alkışlayın.
Transfer ettiği ve son maça kadar yüz binlerce dolar verdiği futbolcusu "top oynayamayacak" duruma geldiğinde Vestel Manisaspor tüm taahhütlerini askıya alabilirdi.
Yapmadı...
Bırakın kanuni haklarını, Meduna hastalanıp ülkesine gittikten sonra tekrar Manisa'ya gelip tribünlerden o duygusal alkışları alana kadar, "kulübün kendisine tahsis ettiği arabası kulübün kirasını ödediği evinin" önünde durmaktaydı.

Türk futbolu kazandı
Bir gün kulüp trafiğinde araç sıkıntısı yaşanmıştı. Takım arkadaşlarından biri, ülkesinde tedavi olan Meduna'nın arabasını sadece o günlük kullanmak için genel sekreterden izin istedi.
Yanıt: "Meduna'yı ara, izin verirse" oldu.
Arkadaşı aradı. Meduna dehşete kapıldı. Araç kulübündü. Kendisi ülkesinde kontrollerini yaptırıyordu. Artık futbol oynaması imkansızdı. Sadece dönüp vedalaşacaktı. Bu aşamada arabayı kullanabilmek için kendisinden izin isteniyordu.
Vestel Manisaspor bu sezon şampiyon olmayabilir. Belki hiç olmayabilir. Ama Türk Futbolu'na çok büyük kazanımlar getireceği kesindir. Kulüp insani yönüyle "büyük", futbol insani yönüyle "güzel"dir.

On kişi sendromu

Aslında PSV Galatasaray maçına bakarak Beşiktaş'ın durumunu kavrayabiliriz.
Ya da Türk Futbolu'nun durumunu!..
Günümüz futbolunda "on kişi" kalmanın karşılığı 2-0'dan başlıyor işte.
Peki Beşiktaş-Sakarya beraberliğine ne demeli?
Top yuvarlak ama uluslararası olmaya çalışıyorsak benzer durumlarda benzer sonuçlar beklemek hakkımız değil mi?
Boşuna bağırmıyor tribünler.
Boşuna futbolumuz için felaket senaryoları yazmıyor yorumcular.
Çünkü futbolun yazılı olmayan kurallarının yanından bile geçmiyor kıymetli takımlarımız.
Aklımız karışık, öfkeliyiz.

Teşekkürler Necati

Bir "yorum" değil, bir "sorum" var!
Forvet oyuncuları, santraforlar, ceza sahası çizgileri dışında da futbolcu mudurlar?
Öyleyse neden bir pas yapamıyor çoğu? Neden bir adam bile geçemiyor bire birde? Neden önünden geçen topa ayağını uzatamıyor rakip hücumlarda. Oysa çok daha zorlarına dokunabiliyorlar ceza sahasında.
Kale önünde çok daha yırtıcı mücadelelerin kahramanı olabiliyorlar.
Santra bölgesinde, kendi yarı sahasında, "burası bizim çiftliğimiz değil" diye mi düşünüyorlar yoksa.
Ya da hocalar mı yönlendirmiyorlar. "Gol at gerisine karışma" diye mi taktik veriyorlar?
Merakımı hor görmeyin.
Bu soruları sormamda PSV maçında bana ilham veren Necati'ye teşekkür ederim.

Fatih Sultan Mehmet

Ortaokuldaki kafamla, İstanbul'un Fethi'nden çıkardığım bir sonuç daha vardı:
Zaten Bizans ömrünü tamamlamıştı...
Neden?..
Edirnekapı'dan yeniçerilerin "Allah Allah" sesleri duyulurken, Bizanslı din adamlarının "meleklerin cinsiyetini" tartıştıkları yazılıydı kitaplarımızda.
Bir de, "Venetoi Prasinai" rekabeti. Yani Maviler ve Yeşiller.
Güya "sportif" bir olaydı...
Tam tersine; dibine kadar siyasi bir meseleydi Bizans'taki. İmparatorlar, sporu kullanarak iktidarlarına güç sağlıyorlardı.
İstanbul topraklarında tarihin en büyük entrikaları yaşanmaktaydı.
Böyle bir devleti hangi surlar koruyabilirdi ki?
Yıkıldı gitti.
Gitti ama bazı "miraslar" bıraktı.
Sadece Ayasofya, Yerebatan değil; galiba bir virüs de var bu topraklarda.
Baksanıza, "semptomlar" aynı.
Bir yanda bebeklikten yeni çıkan öz kızını kucaklarsa "nefsi uyanacağından" korkan din tüccarları, diğer yanda futbolu parti teşkilatı haline getirmeye çalışan iktidar sahipleri.
Ensemizde çağın en güçlü düşmanları.
Tıpkı Bizans'ın son günleri.
Yoksa bizim zamanımız da mı geldi?
***
Radikalleri, onlarla mücadele eden unsurlara bırakalım, biz konumuz olan futbola bakalım.
Federasyon seçimlerinden sonra "Ulusoy: 1- AKP: 0" manşetini gördüğümüzden beri beklediğimiz "rövanş" alınmak üzere şu günlerde.
Hukuk marifetiyle.
Ama siyasi motivasyonla.
İyi - kötü kavramları alt üst oluyor bu noktada. Niyet, sonuç kadar önemli oluyor. Yöntem, her şeyin önüne geçiyor. İnsan neresinden tutacağını kestiremiyor. Dokunduğu anda elinde iz kalmasından, yanlış anlaşılmaktan korkuyor.
Kimin ekmeğine yağ süreceğini bilemiyor.
Ama bilinen bir şey var ki, kimsenin niyeti "futbolumuzu ihya etmek" değil.
Filler kavga edecek, çimenler ezilecek.
Eziliyor da zaten.
Ben bıktım, doğruyu yanlışı ayırt etmeye çalışmaktan. Sadece çıtanın nereye geldiğine bakıyorum şimdi.
Nerede?
Altı yüz yıl önceki yerlerde.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
Tigana'nın tek korkusu!
Yıldırım el koydu
Bu filmi görmüştük!
Tekke'den itiraz
Teftiş'ten geri pas!
Lyon 12'den vurdu: 1-0
Fener'in ışığı yok: 66-68
Rakipler sahada
Halk'ın dediği oldu
Sultanlar'a kolay lokma: 3-0
Tamer umut dolu
Spartak yaya kaldı!
Alanyalı oyuncular taburcu oldu
Sergen attı, Şeker kazandı: 3-0
Haber turu...
Türkiye spor yapıyor
Sorgu odasına
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Ercan GÜVEN
Türkiye spor yapıyor
Futbol bu ülkenin şımarık çocuğu. Kardeşlerin...
Halil ÖZER
Sorgu odasına
Galatasaray hâlâ, "Ben Avrupa'da farklıyım" d...


© 2006 Milliyet