|
Cumhuriyet laiklikle taçlanır
CUMHURİYET, demokrasi ve laiklik birbirini tamamlar.
Rejim olarak yalnız cumhuriyet eksiktir, yani halkı mutlu etmez desek yanlış olmaz.
Laiklik, yani din işlerinin devlet işlerinden ayrı olması, devlet işlerine dinin karıştırılmaması da cumhuriyeti mükemmelleştirir.
Yani cumhuriyet, demokrasi ve laiklik üçü bir arada olmalıdır. Cumhuriyete demokrasi yakışır.
Bizde 1923'te cumhuriyet kuruldu, 1946'da demokrasiyle cumhuriyet taçlandı...
* * *
ANAYASA hocaları "Monarşik olmayan bütün yönetimlerin cumhuriyet olduğunu" söylüyorlar.
Bugün İngiltere, İsveç, Norveç, Danimarka, Belçika, Hollanda, İspanya'da rejim monarşidir. Tahtta bir kral ya da kraliçe oturur ama bu monarşiler demokrasiyi de yerleştirmişlerdir.
Kendine "cumhuriyet" adını layık gören pek çok ülkede ise eli kanlı diktatörler yönetimdedir.
İran, Kuzey Kore gibi cumhuriyetler vardır ki, bunlar demokrasiden nasiplerini almamışlardır. Adları cumhuriyettir o kadar.
Yani, her cumhuriyet demokratik olmadığı gibi, her demokratik rejim de cumhuriyet değildir.
* * *
CUMHURİYETİMİZİN 83. yılındayız.
Artık, "Türkiye Cumhuriyeti" deyince demokrasi ve laikliği bir arada anlıyoruz.
Türkiye demokratik, laik bir cumhuriyettir.
Anayasamızda da bu yazılıdır.
Yani bu üç ilke dünya durdukça duracaktır. Türkiye'nin rejiminin cumhuriyet olduğu, bu cumhuriyetin halka dayandığı ve bu yönetimin laikliği tartışılmayacaktır.
Bunu Başbakan da daha yeni şöyle ifade etti: "Milletimiz laikliğe sadakatle bağlıdır. Bazı uç örnekler bu gerçeği değiştirmez."
* * *
CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer son kez yayımladığı Cumhuriyet Bayramı mesajında şunları söylüyordu:
"Din, siyasete alet edilmemesi gereken kutsal bir olgudur. Dindarlar ile kutsal din duygularını kötüye kullanmak isteyenler iyi ayırt edilmelidir. Türkiye hiçbir zaman çağdışı bir ülke olmamıştır ve olmayacaktır."
Evet.
Türkiye dindarlarına saygılıdır, ama dini istismar eden bir avuç kişiyle mücadele halindedir.
Atatürk, "Türkiye'de artık saltanat, hilafet yok. Milletin egemenliği var, egemen olan millettir" demişti.
83 yılda görünen o ki, büyük halk ekseriyeti bazı çatlak seslere rağmen demokratik ve laik cumhuriyete sahiptir ve ilelebet sahip olacaktır. Ve bu rejim bu yüzden yıkılmayacaktır.
BAŞBAKAN'IN ÖNERİSİ VE...
Başbakan Erdoğan milletvekilliğinde "tavan yaş"ın da belirlenmesini istemiş.
Başbakan'a önce atasözümüzü hatırlatalım:
"Akıl yaşta değildir, baştadır."
Ve bizim de bu konuda, yani milletvekilliği adaylığı konusunda bir önerimiz olduğunu söyleyelim.
Hasta olan da milletvekili adayı olmasın!
Kısırlaştırın bu kadını!
17 aylık kızını erkeklere pazarlayan kadın yakalandı.
17 aylık kıza çeşitli kereler tecavüz edildiği anlaşıldı. Bu canavarlık değil mi?
Bu kadının bundan önceki 3 çocuğu da devletin korumasına, yani çocuk yuvasına alınmış.
Bu kadın niye kısırlaştırılmaz!
Bu ceza, ceza kanununa konamaz mı?
Çocuklara yazık değil mi?
GAZA ZAM
İsrail, İran ve biz
Lübnan'da radyasyon var. Bunu yabancı medyadan öğrendik.
İngiliz The Independent gazetesinin manşetinde Robert Fisk imzalı bir haber yer aldı. Buna göre, bilim adamlarının Lübnan'daki Hiyam ve Et-Tiri'de oluşan bomba kraterlerinden aldıkları toprak örneklerinde yüksek radyoaktivite saptandı. Bu, İsrail'in Lübnan'da uranyumlu bombalar kullandığı şüphesini gündeme getirdi.
Demek ki, İsrail atom silahlarına, yani nükleer silahlara başvurabiliyor.
Komşumuz İran da nükleer araştırmalarından vazgeçmedi.
Bu yolda İran'ın her gün mesafe aldığını Tahran açıklıyor.
Baradey de Tahran'ın söylediklerini doğruluyor.
Atom Enerjisi Başkanı artık İran'dan ümidi kesmiş görünüyor.
Biz, yani Türkiye ne yapıyor?
Türkiye'de ne nükleer enerji ne de nükleer silah için bir hareket var.
Enerji politikamız BOTAŞ'la birlikte iflasta. BOTAŞ alacaklarını tahsil edemediği için borçlarını da ödeyemiyor. Kredi limiti de dolduğu için artık borç da alamıyor.
Bakacaksınız kışın ortasında gaz kesilecek.
Fiyatlara zam da kalıcı çare olamaz.
Bir oda dolduran nükleer enerji hammaddesi, madem 10 yıl bize yetecek, niye nükleer santralları kurmuyoruz, geliştirmiyoruz?
50 yıl geç kaldığımız yetmedi mi?
HÂKİM
Töre cinayetleri...
O hem görevde bir hâkim.
Hem de Güneydoğulu.
Bir roman yazmış, adı "Yolun Sonu Fırat". Peki, bu romandan burada neden söz ediyorum?
Çünkü Türkiye'nin bir türlü güncelliğini kaybetmeyen konusunu, "töre cinayetleri"ni ele alıp alışılmamış bir biçimde yazdığı için.
Bakın, Bekir Sıtkı Sezer'in romanının bir yerindeki konuşmaya:
"- Peki, Elif'e ne oldu?
- Bu göl, bu uçsuz bucaksız derya nice kasabaları, köyleri yuttu da geri vermedi. Bir Elif'i mi geri verecekti? Kim bilir nice Elif'ler, nice Ayşe'ler yatıyordur buralarda sessiz sedasız, dedi.
- İnsanoğlunun bu acımasızlığına, bu vahşete ne diyorsun? Elif'e, Sevda'ya, Hanım'a layık görülen bu ölümleri, kıyımları onaylıyor musun?
- Kümesine bir tilki girse ne yaparsın? Öldürürsün değil mi?
- ...
- Ve de tilki tavuklarından birini ısırsa o tavuk mundar olmaz mı? Senin de mundar olan o tavuğu boğazlaman gerekmez mi?
- Kadınını, kızını kümesteki tavuk gözüyle görürsen bu dediklerin normal sayılır. Öyle değil mi Mamo? Her şeyden önce onların da bizim gibi insan olduğunu, bizimle eşit olduğunu kabul etmek gerekmez mi?"
Bunu söyleyen, kadın-erkek eşitliğini kafalara çakan, Güneydoğulu bir erkek ve elinden binlerce dosya geçmiş bir hâkim.
Bölgenin erkekleri bu kitaba kulak verin. Ve kadınların erkeklerle eşit olduğunu kabul edin...
dheper@milliyet.com.tr
|
|