|
Diyarbakır'da "gariban dostlarımı" sel aldı
Dün sabah telefon çaldı. Uyandım. Her yer kapkaranlık. Saate baktım, 05.00. "Hayırdır inşallah" diyerek telefonu açtım. "Güngör Abey... Biz maf olmuşaz..." Anlayamadım. "Kimsiniz? Ne oldu?" diye sordum. "Abey... Tanımadın mı? Ben Yeniköy'den Hamza... Sel bastı. İnekler gitti... Mahsul gitti. Perişanız..."
Ramazan ayının son günleri Siirt'ten Diyarbakır'a dönerken yol üstündeki Yeniköy'de Hamza Aslan'ı (22) tanımıştım. Askerden yeni dönen Hamza'ya babası 6-9 aylık 16 dana satın almıştı. Hamza danaları 5 ay besleyecek, 450 YTL'ye alınan danaları 900 YTL'ye satacak, kazandığı parayla evlenecekti.
Uyku sersemi Hamza'yı teselli etmeye çalıştım.
Yarım saat geçmedi... Telefon gene çaldı... "Abey... Sular içindeyiz... Topladığımız pamuk da gitti... Tarladaki pamuk da..." "Kimsiniz?" diye sordum. "Köseli'den Nevaf. Beni unuttun mu abey?" diye cevapladı.
Hayvanlar ve ürün gitti
Nevaf Angay (46) ile pamuk tarlasında konuştum. Pamuk topluyordu. 3 aile 100 dönüm tarlayı kiralamışlar. 20 nüfus tarlada çalışıyor. Dönümden 300-350 kg pamuk toplayacaklarını, dönüm başı brüt 350 YTL gelir elde edeceklerini ümit ediyorlardı. "Kira bir yana, dönümüne 50 YTL gübre, ilaç, mazot masrafı ettik. Borçlandık... Irgat çalıştırmadığımız, kendimiz çalıştığımız için, bu yılki ürünü satarsak borçları öder, kalan parayla idare ederiz" diyordu.
Irgatın yevmiyesi 15 YTL. Irgat tutarsak, masrafı karşılamaz. Onun için pamuğu kendimiz topluyoruz. Kendimiz toplamaya çalıştığımız için de geciktik" diye dertleniyordu.
Nevaf Angay, topladıkları pamukları da tarlada kalan pamukları da selin aldığını söyledi. Teselli etmekten başka yapabileceğim şey yoktu.
Eski yıllarda da bu yörelerde Göksu Deresi taşar ve sel sorunu yaşanırmış. Ama Göksu Barajı'nın yapılmasından sonra yağmur suları ve dereler kontrol altına alınmış. Bu selin nedeni Karacadağ'a yağan dolu ve yağmur. Yamaçlardan akan sular önüne çıkan samanları, mahsulü sürükleyince, su yolları, kanallar tıkanmış.
Sıfırdan başlayacaklar
Aşağıkonak köyünden dostum Celal Balık'ı aradım... "Hocam bizim evler su altında. Eşyaları kurtarmaya çalışıyoruz" dedi.
Bu insanlara "Ne yardımım dokunabilir? Ne yapabilirim?" diye gün ağarıncaya kadar ev içinde dolaştım durdum. Dertlenmekten başka yapacak şey yoktu. Televizyonu açtım. Erzurum'daki sel haberleri olağan haberler arasında yer alıyordu.
Gün içinde hükümet yetkilileri "Selden zarar görenlere gereken yardım yapılacaktır" diye konuştu. Konuştu da... Ateş düştüğü yeri yakar, su bulduğunu boğar...
Sel altında kalan köylerin, selden hayvanını, mahsulünü kaybedenlerin halini bilmeyen, bu felaketin bazı insanlar için ne büyük yıkım olduğunu tahmin edemez. Anlayamaz.
Geçmiş olsun... Allah başka dert vermesin... gibi temenniler güzel de, bu insanlar yaşamlarını nasıl sürdürecek? İşte "sosyal devlet" ihtiyacı burada ortaya çıkıyor.
guras@milliyet.com.tr
|
|