|
 |
|
|
Fikirlerin uğruna gerekirse ölmelisin!
"Şampiyon olduğumuzda beni en çok etkileyen şey ne oldu biliyor musunuz? Tebrikler demediler, teşekkür ettiler. Bu çok anlamlıydı."
Yer yer dökülmüş gri plastik boyasıyla, kesif ilaç kokusunun birleştiği sigorta hastanesinin yemeği tadındaki ligimizin iç bunaltıcılığından sıyrılmak için, çareyi "yönetim bu takım senin eserin!" diye bağırarak bulanlardan değilseniz, mavi kapaklı bir kitaba göz atmakta fayda var derim. Zira, bu çöl iklimi kuraklığındaki futbolsuzlukta gözümüze olmasa da, gönlümüze göre sunulmuş bir armağandır söz konusu olan...
İthaki Yayınları'nın, Futbol Kültürü başlığı altında yayınladığı seriye eklenen ve yıllar sonra dilimize çevrilmesiyle bayram ettiğimiz bu okunası kitap, "Ajax Barcelona Cruyff - Dikkafalı bir maestronun abc'si"!
"Futbol beyninizle oynadığınız bir oyundur. Doğru zamanda doğru yerde olmak zorundasınız; ne daha erken, ne daha geç."
Futbol güzellemesinin Avrupalı önderlerinden Johan Cruyff'un, futbolculuğu ve teknik direktörlüğü kadar sıradışı olan kişiliğinde, bir gazeteci olarak yer tutmanın zorluğunu bilenler bilir; bilmeyenler de zaten bu kitap aracılığıyla öğrenecektir ve bu kitabı hazırlayan iki Hollandalı Frits Barend ve Henk Van Dorp'un ne derece zor bir işi başardığını anlayacaktır. Cruyff'u yirmi yıldan fazla bir süre boyunca takip eden bu iki gazeteci bu süre boyunca Usta'yla yaptıkları röportajları ve onun hakkında yazdıkları yazıları derleyip kitap haline getirdikten sonra en zor kısma gelmişler. Johann'ı bu kitaba razı etmeye! Ellili yaşlarını devirmesinin yarattığı yumuşamadan mıdır, yoksa başka bir sebepten mi bilinmez; ama tüm futbol hayatı boyunca gazetecilere kötü davrandığını itiraf eden Cruyff, bu iki gazeteciye onay vererek ödeşmek istediğini belirtiyor. İyi ki de ödeşmiş!
Futbol aklının dibe vurduğu, her takımın başındaki hocanın zifte bulanıp teşhir edildiği, köşe yazılarından darağacı imal edildiği günlerde büyük futbolcu ve büyük hoca olmanın ne demek olduğunu en sıcak haliyle ulaştırıyor bize Cruyff. Geriye dönüp bakmadan, hafızanın belleğinde süzmeden, sadece yaşandığı zamanki doğallığıyla... Ajax'da ve Barcelona'da yaşadıklarını, futbola bakışını, oyunu bu kadar profesyonel ve bu kadar çocuksu bir neşeyle değerlendirmesini, Barça'nın mabedi Camp Nou'da nasıl yuhalandığını! Yaşadıklarının üstesinden nasıl geldiğini ve onu yaralayan yüzlerce şeyi...
Hep bizim insanlarımızda ve bizde olur sandığımız şey insanın doğasında olsa gerek; elimizin altında duran her şeyi kırıp dökmek gibi. Ve bir gün yitip gittiğinde ardından güzellemeler yazmak insana dair bir şey olsa gerek; ulus, din ve kültür tanımaksızın...
Cruyff, Barça ve Ajax'a hiç bilmediği başarıları tattırmıştı. Ama "futbolda dün yoktur" gibi bir zırvayı icat edenler binlerce ağızdan eleştirdiler onu. Sonra mı? Sonra Cruyff gitti. Güzel atlara binip giden güzel insanlar gibi gitti. Daha sonrası? Gölgesi baki kaldı. Bugün hala Barcelona ve Ajax onsuz anılmıyor. Camp Nou'nun tribünlerine portakal bir renk giydirilmişse bunda Cruyff'un o dikkafalı diye kutsadığımız bilgeliğinin, disiplininin payı ne ola ki?
Tigana'nın inadı, Zico'nun çekilen kulağı, Gerets'in basiretsizliği derken, acaba bazen inat dediğimiz şeyin arkasında fikirler ve onun arkasında durmak gibi bir erdemin olduğunu unutuyor muyuz? Herkesin bildiği ama unuttuğu şeyi Cruyff'un ağzından hatırlatmakta fayda var. "Futbol basit bir oyundur. Zor olan basit oynamaktır."
On sekiz hocalı ligimizin yeni moda şamar oğlanları, üç büyüklerin hocaları belki de basit bir şeyi anlatıyor bize. Biraz dinlesek anlayabileceğiz. Belki de sadece, top futbolcuların ayağındayken oyun güzel olacak. Biz kenar insanları, yatarak müdahaleden sakınsak, belki de futbol oynamaya müsait zeminde daha güzel maçlar seyredebileceğiz.
"Daha güçlüyüm. Birkaç gri tel saçım daha olsa da her şey yolunda gitti ve şu anda iyiyim. Ajax'dan kovulduktan sonraki ilk birkaç ay hoş değildi, özellikle de bunun acısını ailece çektiğimiz için. Ajax'da benim şöhretimi yok edebileceklerini düşündüler; ama 20 yılda inşa edilen bir şeyi yıkamazsın. Bundan daha fazla prestijim var. Beni bir anlığına alt ettiler; ama uzun vadede daha medeni duygular her zaman kazanır... Fikirlerin uğruna gerekirse ölmelisin!"
Belki de sigorta hastanelerine fazla yükleniyoruz. Belki de problem yemekte, hastanede, aşçıda değildir. Belki de başhekimi döverek çözülmüyordur mesele. Belki de sadece hasta olduğumuz için tuzsuz ve yağsız yemek zorundayızdır. Ne dersiniz?
Meraklısına: Kanal A'da Barcelona'nın bilumum eski maçları yayınlanıyor. Cruyff'un oynadığı değilse de yönettiği birkaç Barça maçı ilaç gibi gelebilir.
Hakan Alak'a teşekkürler!
Bir futbolcu sahaya çıktığında seyircileri görmez. Sadece sahadaki maçı görür. Ama penaltı kurtarıp, maçı kazandırınca birden adının bağrıldığını duyarsın ve seyircilerin farkına varırsın. O an sanki o kadar insanı oraya sen getirmişsin gibi olur. İşte bu güzeldir.
GS'nin yedek kalecisi Aykut Erçetin
Haberiniz var mı?
Türkiye'de "Asansör takım" olma konusundaki rekoru 6'ncı kez düşen Samsunspor egale etti. Bu rekor önceden 5 kez çıkıp 6 kez düşen İzmir'in Karşıyaka ekibine aitti. Adana Demirspor da 5 kez düştü. Dünyada rekor 1979-1986 yılları arasında 8 yıl arka arkaya düşüp çıkıp Norveç'in SK Brann takımına ait. İspanya'nın ünlü kulübü Deportivo La Coruna da 1961-1962 sezonunda çıktığı Birinci Lig'den (Şimdiki adıyla La Liga) 7 sezon arka arkaya düşüp çıkmış.
***
Geçer geçer!
Maç sonunda Tigana'ya bu takımın taraftarı olsanız para verip izler misin diye sordum, cevabı evet oldu. Ya ben başka maçtaydım, ya da Tigana. Ooof Offf Allah'ım!.. Ne günah işledim ki böylesine rezil ve çekilmez bir maçı bana izlettirmeye mecbur ettirdin.
(Ömer Güvenç Akşam)
En iyisi!
Ukalalığı hiç sevmem. Özellikle de Fenerbahçe ve oynadığı futbol hakkında "Yok efendim 3-5-2 değil de, 4-4 bilmem kaçla oynasınlar" gibi ya da, "Ali oynamasın da Veli oynasın" safsatalarıyla sözümona eleştiri safındaki kişilere de hiç aldırış etmem.
(Hulki İlgün - Fanatik)
Yok, dünyaya bedeldir!
Basın: Yılmaz Vural kaç Zico eder?
Yılmaz Vural: Atalarımız ne demiş: Bir Türk, 10 gavura bedeldir.
Turkcell'le bağlan hayata!
Fenerbahçe'de pas hataları devam ediyor. Futbolcuların ayak dilleri iletişim yoksunu.
(Ziya Şengül Star)
Vaamış!
Galatasaray, bugün kısa adı PSV olan Eindhoven ile karşılaşacak. Son Galatasaray-Gençlerbirliği maçında Sarı-Kırmızılı ekibin ışığı yeşildi. Yani; 'geç'. Sarı-Kırmızılılar aynı oyununu oynarsa, PSV'yi Hollanda'da yenip döner. Yazımı, Demirel'in ünlü sözüyle tamamlayayım: "Vaa mı itirazı olan!"
(İsmet Tongo - Fanatik)
En güzeli!
Materazzi, benim ona kafa atmamla ilgili bir kitap yazmış. Bana da gönderecekmiş. Gönderse bile okumayacağım.
(Zinedine Zidane)
İzlerim Abi!
Sen ne biçim hakemsin Bülent! Bir hatayı gördün ki düdük çalıyorsun, faul veriyorsun. Bunu izah etmenin anlamı yok. Kendini bir televizyonda izle bakalım...
(Turgay Şeren - Akşam)
Peki!
Beşiktaş, Ricardinho'ya bir lider gözüyle bakıyor. Ve ondan farklı şeyler bekliyor. Bu kadar eleştiri beni de sıktı. Lütfen kızmayın.
(Korkut Göze Hürriyet)
yakantop@gmail.com
|
|
|

|