Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Kasım 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bankacılıkta artan yabancı payı


Türkiye'de yabancılar sürekli banka alıp duruyor. Hafta içinde Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener sektördeki yabancı payının yüzde 30'a çıkacağını belirtiyordu. Şener'e göre şu anda onaylanmış yabancı payı yüzde 15. Ancak borsa paylarıyla birlikte bu yüzde 31'e çıkıyor. Bu süreç, kimilerini kaygılandırırken, kimilerini farklı nedenlerle sevindiriyor. Önce sevinenlerin nedenlerini anlayalım.
Birincisi, patronların eline nakit geçiyor. Hatta kimileri banka geliştirerek çok ciddi kârlar yapıyor. Kısa sürede maliyetinin birkaç katına bankasını satanlar oluyor. İkincisi, bankacılık kesiminde hâlâ sermaye yapıları çok güçsüz.
Patronların elinde bankaya koyacak ek sermaye olanağı bulunmuyor. Yani ancak satarsa bu yükten kurtulacak. Üçüncüsü, bankacılık sanıldığının aksine yeterince kâr sağlamıyor. Çok daha verimli alanlar bulunabilir. Kaldı ki, hâlâ finans kesiminin boyutu küçük.

Nereye kadar?
Kimileri de yabancıların sektörde hizmet kalitesi ve maliyet kolaylığı sağlayacağını düşünüyor. Oysa bu doğru değil. Çünkü o ülkenin ve müşterinin riski fiyatta daha egemendir. Üstelik yerli bankalar teknolojik ve insan kaynağı bakımından yabancıların hiç de altında değil.
Peki, kaygı nedenleri ne? Bazıları bankacılığın stratejik olduğu kanısında. Bunlar da iki grup. Birincisi, yabancıların sektörde belli bir oranı geçtiği takdirde tehlike arz edeceğini düşünüyor.
İkincisi de, sektörde yabancıların bulunmasına tümüyle karşı. Yani, finans tümüyle yabancıların eline geçerse ekonominin tüm kaynaklarına hâkim olacağı kaygısını taşıyorlar. Belli bir oranı geçmesini riskli görenler ise, yerli ve desteklenmesi gereken toplumsal ya da ekonomik kesimlerin desteklenemeyeceğinden kaygı duyuyor.
Ancak bu kaygılar yersiz. Çünkü musluğun başında Merkez Bankası duruyor. O da milli. Üstelik Anayasa'da açık kamulaştırma maddesi var. O da orada durmalı. Ne olur ne olmaz. Sonra, Yunanlı ile Fransızın her zaman menfaatlerinin paralel olacağı ve Türkiye'ye karşı beraber hareket edeceği varsayılmamalı. Her bankayı farklı ülke bankası alıyor.
Nihayet, yüzde 100'ü satılan büyük banka yok. Garanti Bankası'nın dörtte biri, Akbank'ın yüzde 20'si, Yapı Kredi'nin yüzde 38'i yabancılar tarafından alındı. Daha çok orta ölçekli bankalar tümüyle satıldı. Demirbank, Dışbank, Finansbank, Denizbank ve şimdi de Oyakbank gibi.

Kimi çok kaygılı kimi değil
Yabancılar neden bankalara ilgi duyuyor? Bunu da anlamak gerek. Birincisi, ülkemizde bankacılık kesiminde kurumsallaşma göreli olarak daha yüksek. Daha şeffaf bir yapı var.
Son yıllarda riskler de daha iyi denetleniyor. İkincisi, diğer kesimlerde çoktan yabancı sermaye girmişti ama bu kadar büyük paralar ödenmediği için kimse farkında değildi. Bir de çoğu AB'ye tam üye olan ülkede böylesi bir eğilim gözleniyor: Önce finans sektörüne giriyorlar.
Peki, bu oran nereye kadar çıkar? Bu soruyu da yanıtlayalım. İş Bankası yabancıya satılamaz. Ziraat de öyle. Demek ki, Türkiye'nin iki büyük bankası yerli olacak. Daha sonra gelen Akbank, Yapı Kredi ve Garanti'nin de içinde yabancı sadece ortak. Demek ki, büyük ölçekli bankalar arasında tümüyle yabancı olmayacak.
Orta ölçekli olup da satın alındıktan sonra piyasa payını hızla büyüten banka pek olmadı. Aksine, yabancılar temkinli hareket etti. Bu nedenle yabancıların finans kesimindeki bu girişleri şimdiye kadar pek bir risk oluşturmadı. Herkes rahat etsin.

hgunes@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Yimpaş dersleri
YİMPAŞ hakkındaki şikâyetlerin pek çoğu hakkı...
Çetin ALTAN
"Kutsal tabular"la perdelenen yüzeysellik, şarlatanlık, meraksızlık
-Kimliğinizi açıklamanız gerekse nasıl açıkla...
Melih AŞIK
Kızılay Oskarı...
Kızılay Başkanı Tekin Küçükali, Başbakan Tayy...
Fikret BİLA
Afet değil, enkaz yönetimi
Şiddetli yağışların yol açtığı sel felaketi, ...
Hasan CEMAL
Lanet olsun tuzağı!
Avrupa Birliği'yle ne olacak? Bu konuda önce ...
Güneri CIVAOĞLU
Otomobil uçar gider...
Afro saçları, derin dekolte elbisesiyle dikka...
Abbas GÜÇLÜ
Şener'in reytingi arttı
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllat...
Hurşit GÜNEŞ
Bankacılıkta artan yabancı payı
Türkiye'de yabancılar sürekli banka alıp duru...
Metin MÜNİR
Kim bu Stern?
İngiltere Başbakanı Tony Blair iklim değişikl...
Faik ÖZTRAK
Hükümet TCMB'den ürker mi?
Merkez Bankası bu hafta içinde yaptığı açıkla...
Hasan PULUR
Siyaset yargıya bir bulaşırsa...
SİYASET yargıyı etkiler mi?
Derya SAZAK
Stern raporu
Küresel ısınmaya karşı önlem alınmazsa, dünya...
Meral TAMER
Küresel ısınmaya karşı yarın 12'de Kadıköy'de
İstanbul'da önceki gün sel nedeniyle yaşanan ...
Ece TEMELKURAN
Ah! Hayat!
Öyle ki, bir varak ustası, artık bundan böyle...
Güngör URAS
'Hoca makbuzu' ile toplanan paralar eridi gitti
Yurtdışındaki vatandaşlarımız tasarruflarını ...
M. Ali BİRAND
Papadopulos efendiye birileri birşeyler söylemeli
Salı sabahı resmi Ankara ziyaretinin sonuna g...

© 2006 Milliyet