Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Kasım 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ah! Hayat!


Öyle ki, bir varak ustası, artık bundan böyle beni hiçbir şey şaşırtamaz diye düşünürken, öyle ki artık bunu bile düşünmeyip ölümü beklerken, aniden içeriye ilk aşkı girmiş de elindeki bütün varak yapraklarını düşürmüş gibi.
O yapraklar havada asılı kalmış, sonra usul usul, yana yana suya inmiş ve denizi kaplamış gibi. Boğaz öyle işte. Kızlar gülüşüyor bu işe. Sudaki varakların kenarında. Kızların içine kuş kaçmış gibi, sanki kuşlar çırpındıkça karınları gıdıklanır gibi, gencecik gülüyorlar suyun kenarında. Birbirlerinin fotoğraflarını çekiyorlar.
Sonra yine aniden, yolda yürürken nedensiz geri dönme cesaretini gösteren insanlar gibi, bir banka oturuveriyor kızlar. Bacak bacak üstüne atıp şöylece, gazeteyi çıkarıyorlar birinin çantasından.
Şakır şakır arayıp bulup okuyacaklarını, saçlarını sarkıtıyorlar gazeteye. Minnacık bir yere odaklanıp hepsi, birer cümle okuyup dönüp birbirlerine bakıyorlar. Yorumlar yapıyorlar, gülüşüyorlar yeniden, biri bir sigara yakıyor canı sıkılıp.

Önceden biliniyormuş gibi...
Anlaşılıyor ki bir süre sonra, günlük fal köşesini okuyorlar. Fallarını sanki sadece kendilerine yazılmış gibi, sanki hakikati bir tek gazetedeki o üç satırlık fal biliyormuş gibi dikkatle, üzülerek ve sevinerek okuyorlar...
Kızlar haklı. Sırf diyalektik materyalizmle ömür geçmez. Zaman zaman da insan sanki bir şeyler önceden biliniyormuş gibi hissetmek, gırgırına bile olsa buna inanmak, kendini rahatlatmak istiyor.
Her şeye biz karar vermesek, bütün o kararların sorumluluğu, bedeli, suçu, ödülü, laneti bize ait olmasa. Yıldızlar da sorumlu olsa bütün bu başımıza gelenlerden. "Hayat öyle savurdu bizi" desek bazen, "Ben kontrol etmiyordum. Öyle olageldi" desek, diyebilsek gönül rahatlığıyla. Gökleri göstersek işler kötü gittiğinde. Bir küfür sallasak yukarı. Olmadı, güldürdüyse yüzümüzü gökyüzü, teşekkürler etsek, gülerek. Böyle böyle gitse hayat, sonunda "Ah! Minel hayat!" desek.

Tek hayatla olmuyor
İki hayat verseler bize işler ne kolay olacaktı. Var olmak bu kadar dayanılmaz ağır olmayacaktı. Birini emniyet içinde, işimizle gücümüzle geçirecektik belki. Diğerini "Ah! Minel hayat"a bırakacaktık. Sonuna kadar savrulmak üzere, yaprak yaprak rüzgâra verecektik ikincisini. Şimdi, elimizdeki tek bir hayatla olmuyor bu iş. Çünkü "kalbinin götürdüğü yere gitmelerin" bir de dönmeleri oluyor, kös kös. Hansel ile Gretel masalında olduğu gibi dönüş yolu için bıraktığımız ekmek kırıntıları çoktan yenmiş olduğu için orman kuşları tarafından, hep yolumuzu kaybederek.

Yıldızların ayarladıkları...
Ama sırf yıldızlara bakarak bulsaydık yolumuzu, gökyüzü söyleseydi hep ne yapacağımızı hiç geri dönmeyebilirdik. O zaman ne yapacağımıza karar vermek zorunda kalmayabilirdik.
Sadece seçtiklerimizin toplamı değiliz biz. Sadece seçmediklerimizin toplamı da değiliz. Bana sorarsanız, yıldızların bizim için ayarladığı şeyler de oluyor ara sıra. Tesadüflerin toplanıp bizim için kararlaştırdığı şeyler. Yoksa tanrılar bütün bu bin yıllar boyunca neyle eğleniyor olabilirler ki?
Kızlar haklı velhasıl. Sırf diyalektik materyalizmle geçmez hayat. Varak ustası da haklı artık bir şey ummamakta. Ve hep en ummadığın anda yıldızların yaptığı küçük bir organizasyonla yeniden yaşamaya başlamakta.
Öyle olmasa deniz bu kadar güzel parlıyor olabilir miydi? O varaklar o suyun üzerine düşmese hepimiz başı sonu belli hayatlar içinde grileşerek ölmez miydik? Öyle olsa biz ölmeden çok önce biterdi hayatlarımız. Hiçbirimiz ellerimizden varaklarımızı düşürmezdik...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Yimpaş dersleri
YİMPAŞ hakkındaki şikâyetlerin pek çoğu hakkı...
Çetin ALTAN
"Kutsal tabular"la perdelenen yüzeysellik, şarlatanlık, meraksızlık
-Kimliğinizi açıklamanız gerekse nasıl açıkla...
Melih AŞIK
Kızılay Oskarı...
Kızılay Başkanı Tekin Küçükali, Başbakan Tayy...
Fikret BİLA
Afet değil, enkaz yönetimi
Şiddetli yağışların yol açtığı sel felaketi, ...
Hasan CEMAL
Lanet olsun tuzağı!
Avrupa Birliği'yle ne olacak? Bu konuda önce ...
Güneri CIVAOĞLU
Otomobil uçar gider...
Afro saçları, derin dekolte elbisesiyle dikka...
Abbas GÜÇLÜ
Şener'in reytingi arttı
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllat...
Hurşit GÜNEŞ
Bankacılıkta artan yabancı payı
Türkiye'de yabancılar sürekli banka alıp duru...
Metin MÜNİR
Kim bu Stern?
İngiltere Başbakanı Tony Blair iklim değişikl...
Faik ÖZTRAK
Hükümet TCMB'den ürker mi?
Merkez Bankası bu hafta içinde yaptığı açıkla...
Hasan PULUR
Siyaset yargıya bir bulaşırsa...
SİYASET yargıyı etkiler mi?
Derya SAZAK
Stern raporu
Küresel ısınmaya karşı önlem alınmazsa, dünya...
Meral TAMER
Küresel ısınmaya karşı yarın 12'de Kadıköy'de
İstanbul'da önceki gün sel nedeniyle yaşanan ...
Ece TEMELKURAN
Ah! Hayat!
Öyle ki, bir varak ustası, artık bundan böyle...
Güngör URAS
'Hoca makbuzu' ile toplanan paralar eridi gitti
Yurtdışındaki vatandaşlarımız tasarruflarını ...
M. Ali BİRAND
Papadopulos efendiye birileri birşeyler söylemeli
Salı sabahı resmi Ankara ziyaretinin sonuna g...

© 2006 Milliyet