
|
|
|
 |
|
|
İbo - Hülya aşkını izleyen belgeselciler!
İbrahim Tatlıses, atv'de hazırlayıp sunduğu "İbo Show"la reyting listesinde ilk kez birinci olmuyor...
Ama İbo Show'un son programının 8.1 reyting ve yüzde 29.4 izlenme payı ile pazar günün en çok izlenen yapım olması bazı gerçekleri gözler önüne bir kez daha sermesi nedeniyle önemli...
Çünkü Tatlıses'in programı ondan bir hafta önce 3.3 reyting ve yüzde 12 izlenme payı ile reyting listesinde ancak 18'nci sırada yer alabilmişti. Oysa 22 Ekim'de ekrana gelen programında da Tatlıses'in, "Kuşum" Aydın ve Ankaralı Turgut gibi reytingi yüksek konukları vardı.
Tatlıses'in 29 Ekim akşamı ekrana gelen "İbo Show"da ise tek bir konuğu vardı; Hülya Avşar...
atv'de haftada beş gün program yapan Hülya Avşar'ın reyting karnesi hiç de iyi değil...
Peki bütün bu verilere rağmen ne oldu da "İbo Show" reytingini bir haftada üçe katladı?
Hani "Yapılan son ankete göre her 100 kişiden 31.4'ü ekranda belgesel izliyor"du?
Hani "Bana ne kardeşim İbrahim Tatlıses'le Hülya Avşar'ın eskimiş aşklarından"dı?
Hani "İnsanların özel yaşamlarından bize ne?"ydi?
Ya bu ve benzeri açıklamaların tümü yalan ya da 29 Ekim Pazar gününün reytingleri yalan...
Yoksa bizim "belgesel tutkunları", Tatlıses ile Avşar'ın arasında yıllar önce olup bitmiş oyun masasındaki "Osmanlı tokadı"ndan şarkı yazdıran aşka kadar her telden geyik muhabbetini "İbo - Hülya aşkının belgeseli" diye mi izledi?
22 ve 29 Ekim'deki İbo Show'un reytingleri arasındaki fark bu ülkede büyük bir çoğunluğun "Bana ne başkalarının özel hayatından, belgesel istiyorum" diyenlerin yalanını da ortaya koyuyor.
Yalandan kim ölmüş?
Ama ya "merak" öyle mi?
Bu nasıl TRT, bu nasıl spor haberi?
26 Ekim 2006 Perşembe akşamı TRT 1'de ana haber bülteninin ardından ekrana gelen spor haberlerinden biri çok ilgimi çekti. Yanlış bir şey yazmamak için MTM Medya Takip Merkezi'nden haber bandını istedim. İşte TRT'den bir spor haberi:
"Fortis Türkiye Kupası'nın ilk maçında Bursaspor'u 2-1 yenen Galatasaray, ligde Gençlerbirliği ile oynayacağı maçın hazırlıklarına moralli başladı. Eric Grets yönetimindeki antrenman yaklaşık bir saat sürdü. Antrenmanda Bursaspor maçında forma giyen oyuncular hafif bir çalışma yaparken diğer oyuncular yarı sahada çift kale maç yaptı. Antrenman boyunca Sarı Kırmızılıların neşeli hareketleri dikkat çekti. GS'lıların çalışmasına sakatlıkları geçen Hakan ve Arda da katılırken Ümit tesislerde çalıştı.
Hakan Şükür, antrenman bitiminde Alman kurdu cinsi iki köpeği ile saha içinde oynayarak stres attı. Köpekleriyle Hakan'ın top oynadığını gören kaleci Mondragon da sahaya dönüp oyuna dahil olurken topu havada kapmaya çalışan köpekleri gören kaleci Fevzi'nin 'Bu köpekler benden daha iyi kaleci' sözü gülüşmelere neden oldu."
Oyuncu oldu, ismi değişti!
CNBC-e'nin aylık bir dergisi var. Derginin Genel Müdür Cem Aydın'ın (CA) "Okuyucu Mektupları"na verdiği yanıtları okumak bana bir stand up gösterisini izlemek kadar keyif veriyor. Çünkü CA'nın yazılarında müthiş bir mizah tadı var. Gazeteden servisle eve giderken dergideki bir söyleşinin giriş yazısındaki bir gaf ise Cem Yılmaz'ın "Hokkabaz" filminden daha çok güldürdü beni.
Bade Baysal, CNBC-e izleyicilerinin yabancı dizilerinden tanıdığı Adrian Sparks'la yönetmenliğini Uğur Uludağ'ın yönettiği "Bir İhtimal Daha Var" filminde oynadığı için bir söyleşi yapmış. Muhabir, o filmin başrolünde oynayanları Müjdat Gezen, Savaş Dinçel, Mustafa Alabora ve Hülya Avşar'la oynayan bir başka ünlünün adını soyadını nasıl yazdı biliyor musunuz?
Yağmur Osmandereli...
Nasıl isim soyad ama...
Allah için söyleyin...Yağmur Osmandereli, Osman Yağmurdereli'den daha fiyakalı değil mi?
NTV ve CNBC-e 'ye kardeş geliyor: e2
NTV ve CNBC-e gibi TV kanallarını bünyesinde bulunduran Doğuş Grubu'ndan yeni bir TV kanalı daha geliyor...
İki kanalın da yöneticisi olan Cem Aydın'ın deyimiyle "Yeni kanalın anası CNBC-e, babası ise NTV. Ama kanal daha çok anneye benzeyecek..."
Bunun anlamı şu:
CNBC-e'nin yabancı film ve dizileri belli bir kesim tarafından ilgiyle takip ediliyor. Ancak bir o kadar da "Eve zaten yorgun geliyorum. Bir de o alt yazıları takip edemiyorum" diye şikayetçi olanlar için yeni kanal birebir...
Çünkü e2'de yabancı film ve diziler dublajlı olacak.
Doğuş Grubu'nun yeni kanalı en geç yeni yılda yayına başlayacak...
Hokkabaz'ın sonu
Cem Yılmaz'ın son filmi "Hokkabaz"ı Kanyon'daki galasında izledim. BKM'den Necati Akpınar ve Selma Semiz'den galadan günler önce "Komediden çok dram ağırlıklı bir film" şeklinde bilgi aldığım için katıla katıla gülmek amacıyla gitmedim galaya. O nedenle de çıkışta bazıları gibi hayal kırıklığı yaşamadım.
Güzellik ne kadar göreceli bir kavramsa bir filmin iyi ya da kötü olması da öyle...
Sizin çok beğendiğiniz bir başkasına kötü, sizin beğenmediğiniz de birileri için "süper" olabilir.
Bu çok doğal...
Aksi taktirde her şey birbirinin aynı olurdu...
Kimsenin fikrimi merak ettiğini sanmıyorum ama ben yine de söyleyeyim...
"Hokkabaz"ı beğendim...
Film gibi bir film işte...
Hayatı savurduğu bir insanın yanına arkadaşını da alarak çıktığı turnede, kendini hep hor gören, yaptığı hiçbir şeyi beğenmeyen, onu hep eleştiren babasıyla yaşadığı çatışmalar, turnede yaşadığı maceralar bana çok sıcak ve içten geldi...
Ama filmin finali beni pek sarmadı...
Cem Yılmaz'ın yerinde olsaydım filmin finalini şöyle çekerdim.
"Hokkabaz"ı rekor denemesi için kendini zincirleyip girdiği akvaryumdan baygın çıkıp, kendisini öldü sanan babası ve arkadaşını korkutup, sonra da "İnandınız değil mi?" diye soruyor ya...
Bizde nedense sinemacılar filmin baş kahramanını öldürmekten korkar. Cem Yılmaz da öyle yaptı.
Ben olsam "Hokkabaz"ı gerçekten öldürür, onu savurup atan hayata bir tokat çakardım...
Babasının evin kapısına park ettiği otomobili de "Hokkabaz"ın cenaze arabası yapardım...
"Hokkabaz"ı gider babasının ölmeden mezar taşını yerleştirip erkenden yer tuttuğu Çanakkale'deki Şehitler Mezarlığı'na defnederdim...
Cenazeye gelenler mezarlıktan dağıldıktan sonra turnede ekipten ayrılan o iki güvercini mezar taşına kondururdum. Babaya oğlunun mezar taşına selam dururken çeker helikopter kamerasıyla gökyüzüne doğru yükselip, fonda çalacak bir ağıtla filmi bitirirdim...
Ağlamadan filmden çıkanları da "Taş Kalpliler Kulübü"ne kaydettirirdim...
aeyuboglu@milliyet.com.tr
|
|
|




|
|