|
Gökten sağanak inince, boynumuz kıldan ince
Cin Ali Bey'le Ruhi Baba, bir kıraathanede oturmuşlar hem demli çaylarını içiyor, hem de gazeteleri okuyorlardı.
Bir ara Cin Ali Bey, okuduğu gazeteden başını kaldırdı ve Ruhi Baba'ya:
- Şu rezilliğe, şu vahşete bak, dedi ve önündeki gazeteden bir haber okumaya başladı:
"Kurumaya yüz tuttuğu için, yarısı bataklığa dönüşmüş bir göl yakınlarındaki küçük bir evde oturan bir karı-kocanın; sivrisineklerle tatarcıklardan kurtulmak için, kadının yaşlı annesini tepeden tırnağa bala bulayıp, üstüne sineklerin yapışacağı canlı bir sinek kâğıdına dönüştürmüş oldukları saptandı. Yaşlı anne felçli ve yatalak olduğu için kıpırdayamıyordu.
Komşuların şikâyeti üstüne, yatalak felçli anne; bala bulanmış olarak, sineklerle örtülmüş bir durumda bulundu."
* * *
Ruhi Baba:
- Beterin beteri var dedi ve o da önündeki gazeteden şu haberi okudu:
"Sel baskınları yüzünden yağmurlara teslim olan Türkiye, yeni bir soğuk dalgasıyla da donmaya başlıyor."
* * *
Arkasından başını kaldırıp Cin Ali Bey'e bakan Ruhi Baba:
- Senin okuduğun haber, hayırsız bir kız evlatla kocasının mundarlığı, dedi; benim okuduğum haber ise, hayırsız yönetimlerin vatandaş yığınlarını neye çevirdiğinin ucu, TCK'nın 301'inci maddesinden dışarı taşan kazıklı göstergesi.
* * *
Adamın biri, cep telefonundan "polis-imdat"ı aramış:
- Hemen yetişin çok zor durumda kaldım, ne yapacağımı bilemiyorum, diyordu.
Emniyet amiri soruyordu:
- Neredesiniz, ne geldi başınıza?
- Arabamın içindeyim... Ama her şeyimi alıp götürmüşler; ne direksiyon var önümde, ne kadranlar, ne kontak anahtarı, ne ayağımın altında pedallar. Hiçbir yere gidemiyorum.
- Sakin olun, hemen geliyoruz; söyleyin, neredesiniz şu anda?
- Nerde miyim, durun bir dakika, söyleyeceğim, şey... Arabamın içindeyim... Oturuyorum... Tuh, hay Allah... Yok yok, hiç gelmeyin... Buldum hepsini... Dalgınlıkla arka koltuğu oturmuşum...
* * *
Ankara'nın, AB üyeliği için başlamış olan müzakerelerdeki durumunu, her türlü değerlendirmeden daha berrak açıklayan bir fıkra işte...
Alınganlık barometresini bilmediğimiz için, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün kulakları çınlasın diyemiyoruz.
* * *
Bu da absürd bir fıkra:
Yüzü çiçek bozuğu, tıraşı uzamış bir kekeme, Almanca bir mektup almış. Almanca bilmediği için, uzun yıllar Almanya'da bulunmuş olan köşedeki bakkala gitmiş:
- Ba... ba... bana... o... okur...okur... musun, şu... şu mek... mektubu, demiş.
Bakkal:
- Ver mektubu, demiş.
Mektuba şöyle bir göz atar atmaz da, kekemeyi omuzlarından tuttuğu gibi, kıçına da bir tekmeyle kapının önüne fırlatmış.
Arkasından da bağırmış:
- Bir daha buraya adımını atarsan, senin kemiklerini kırarım...
* * *
Çiçek bozuğu kekeme, Almanca dersler verdiğini de bildiği emekli bir öğretmenin evine gitmiş. Ondan rica etmiş aldığı mektubu okumasını.
Emekli öğretmen de, mektubun ilk satırlarına bakar bakmaz:
- Hemen defol buradan namussuz herif, yoksa şimdi bir şey indiririm kafana diye, kapı dışarı etmiş kekemeyi.
* * *
Kekeme, sille tokat, küfürle kovulup durmaktan şaşkın; "parasını faize yatıran, anasını Kabe yollarında zina etmiş sayılır" propagandasıyla, Almanya'da dolandırmadık gurbetçi bırakmamış olan alaturka bir mafya müridiyle eski dostluğunu hatırlamış ve mahalle camiine girerken bulmuş onu:
- Lü... lütfen... şu... şu... mek... mektubu... o... o...okur... okur musun, demiş...
Mürit de mektuba bir göz atınca:
- Seni adi köpek, diye kekemenin üstüne yürümüş ve kendisine katılan cemaatle birlikte, adamın kollarını bacaklarını kırmışlar.
* * *
Sonunda polislerle ambulans gelmiş; kekemeyi hastaneye kaldırmışlar. Yapılan ameliyata rağmen, kekemenin bir ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkûm olarak yaşayacağı anlaşılmış ve başından geçenleri anlattığı doktorlardan biri:
- Ben Almanca bilirim, versene o mektubu bir bakayım, demiş.
Artık kötürüm de olan çiçek bozuğu kekeme, aramış taramış ama, bir türlü bulamamış mektubu...
Fıkra bu kadar.
* * *
Acaba mektupta ne yazıyordu; henüz daha yürüyemeyen minicik kız bebekler arandığı falan geliyor akla...
* * *
Cahit Sıtkı'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Memleket isterim
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
c.altan@prizma.net.tr
|
|