Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Kasım 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kar, yağmur ve İstanbul


Anadolu'da yaşayanlar için İstanbul bir tutkudur. Gidip görmek, hele hele İstanbul'da yaşamak özlemlerin en büyüğüdür. Binlerce yıllık tarihi boyunca bu hep böyle olmuş. Tarih, doğa, kültür, zenginlik ne arasanız her şey vardır. Taşı toprağı altın, insanları farklı, güzelliği dillere destandır.
Üzerine şiirler, kitaplar hatta ansiklopediler yazıldı. Şarkılar bestelendi. Filmler, müzikaller yapıldı. Yapılmaya da devam ediyor.
İşte dillere destan bu görkemli İstanbul'da, şu günlerde yaşıyor ya da bulunuyor olsaydınız, kim bilir neler düşünüyor olurdunuz.
Hele hele büyük hayaller kurup geldiyseniz, İstanbul'u cennet olarak değil, cehennem olarak değerlendirebilirdiniz. Bir de sokağa çıkmak zorundaysanız, trafikle boğuşuyorsanız, o görkemli İstanbul hayallerinin yerini çoktan karabasanlar almıştır.
Onun için eğer İstanbul'a olan hayranlığınızın azalmasını istemiyorsanız, şu günlerde yolunuz hiç buralara düşmesin. Sadece hayalleriniz yıkılmakla kalmaz, eziyetin de her türlüsünü fazlasıyla yaşamış olursunuz.
İstanbul, eğer zamanında gelir, bir bilenle gezer ve biraz da paranız varsa, gerçekten dünyanın en güzel kentlerinden biri, ama İstanbul'un bir ucunda oturuyor, diğer ucuna çalışmaya gidiyorsanız yandınız. Gününüzün üçte biri yollarda geçer. Bazen saatlerce aynı yolda takılır kalırsınız. Ama daha vahimi yaşanan stres. Herkes barut gibidir. Biri bir şey söylese de kavga etsem diye beklerler. Sanki bağırıp, çağırınca yol açılacakmış gibi.
Bir İstanbulzede olarak beni en çok tedirgin edense, kazılıp öylece bırakılan devasa çukurlar. Bazen su için kazılır, bazen de kanalizasyon ve elektrik için. Kapanmaları günlerce sürer. Hele bir de anayollarda ise ve bir de hiç işaret yoksa, adeta kazaya davetiye çıkarırlar.
Bizim gazetenin çevresindeki yollar delik deşik. Daha üç beş ay önce yapılan asfalt kazılıp kazılıp bırakıldı. Güya mıcırla doldurdular. Yağmur, ardında kar yağınca fazlalık mıcırlar gitmekle kalmadı, yarım metreyi aşan çukurlar oluştu. Çevrelerinde ise ne bir koruma bandı var ne de işaret. Çukurlara düşmemek işten bile değil. Zaten her, üç kişiden biri de düşüyor. Araçlara verdiği zararın haddi hesabı yok. Ama ara ki bir sorumlu bulabilesin. Topu herkes birbirine atıyor...
Güya yetkiler tek elde toplanacaktı. Güya artık bu tür çarpıklıklar yaşanmayacaktı. Çünkü Başbakan'ımız belediyecilikten geliyordu. Ama sonuç ortada. Keşke İstanbul'a gelip eskortsuz sokağa çıksa da halimizi anlasa. Ama nerede...
Suç Başkan Topbaş ve Vali Güler de mi? Evet demek onlara haksızlık olur. Suçlu hepimiziz. Özellikle de yerel belediyeler. Çünkü yan yollar onlara emanet. Çünkü, ana arterler, anakent belediyesinin faaliyet alanı içinde olsa da takibini onlar yapmalılar.
Son seçimde Milliyet seçim otobüsüyle gezerken yolumuz Hakkâri'ye de düşmüştü. "Oyunuzu kime vereceksiniz", diye sorduğumuzda "Tabii ki Tayyip Beg'e" demişlerdi. "Niye?" deyince de, İstanbul'u cennete çevirdi. Eğer başbakan olursa bizim buraları da İstanbul gibi cennet yapacak, dediler.
Gelinen nokta ortada:
Yağmurla, karla kilitlenen bir İstanbul. Sel sularına kapılıp yaşamını yitiren onlarca Diyarbakırlı, Batmanlı vatandaşımız...
Evet, Hakkârili vatandaşlarımızın özlemi bir şekilde gerçekleşti. Karda kışta, İstanbul ne yaşıyorsa, onlar onu da yaşıyor. Belli ki oralar İstanbul'a değil, İstanbul oralara benzedi...
Özetin özeti: İstanbul'un ya da diğer kentlerimizin yüzlerce, hatta binlerce yıllık ihmalkârlığını AKP'ye yüklemek, art niyetlilik olur. Ama en azından bir şeyler yapabilirlerdi. Belediyeciliği bildiklerini biz değil onlar söyledi. Ama sonuç ortada. Her şeye rağmen hâlâ vakit geçmiş değil. Zararın neresinden dönülse kârdır. Yeter ki istensin...

aguclu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Gökten sağanak inince, boynumuz kıldan ince
Cin Ali Bey'le Ruhi Baba, bir kıraathanede ot...
Melih AŞIK
Kızılay madalyası
Kızılay'ın Başbakan'a 21 milyar liralık madal...
Fikret BİLA
Sezer'in solu güçlendirme önerileri
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Anadolu'yu en s...
Hasan CEMAL
Şiir, Nobel, asker!
Doğru bildiğini, düşündüğünü eveleyip gevelem...
Güneri CIVAOĞLU
Yaşsız
Doğan Hızlan'ın "gönül sanatları" galerisine,...
Can Dündar
Şiddete yolculuk: Bilgisayar oyunları
Bayramda Londra'da oğlumla "Game On" adlı bi...
Abbas GÜÇLÜ
Kar, yağmur ve İstanbul
Anadolu'da yaşayanlar için İstanbul bir tutku...
Metin MÜNİR
Büyüklük kader değil terdir (2)
Bilim adamların araştırmalarına göre, bir sah...
Hasan PULUR
İşte şampiyon!
TELEVİZYONDAKİ bilgi yarışmalarında "Gazanfer...
Derya SAZAK
Kod adı
On yıl önce 3 Kasım'da Susurluk'ta bir kaza o...
Meral TAMER
Demokrasi isterim, ama ben uygulamam!
Dün de yazdım. Dünya Değerler Araştırması'nın...
Ece TEMELKURAN
Yabancı Damat'ta yaşamak istiyorum!
Evet. Net söylüyorum:
Osman ULAGAY
Bush'zede ABD'yi kim finanse ediyor?
Ülkesine ve dünyaya George W. Bush kadar zara...
Güngör URAS
YKB'nin iki korusu satılıyor
Yapı Kredi Bankası (YKB), Yeniköy'de ve Bağla...
Serpil YILMAZ
Zengin köyün 'tutsak' annesi
Antalya'nın Demre ilçesine bağlı, Üçağız Köyü...

© 2006 Milliyet