|
 |
|
|
Alkışlarım!
Sahaya atlayıp "artiz" olan garibanlar üzerinden koskoca kulüplerin imajı yerlerde sürünecek hale geliyorsa...
Federasyonun kestiği küfür cezaları kulüp bütçesinde ciddi bir "gider" kalemi oluşturuyorsa...
Küfürbaz kabadayılar önünde oynanan maç, kendi sahasındaki futbolculara bile futbolu unutturuyorsa...
Öpüp başına koymak lazım bunlardan uzak duran taraftarı.
Var mı öyle bir tribün?
Evet...
Kadıköy'de.
Şükrü Saracoğlu Stadı.
Karnımdan konuşmuyorum.
Belgesini sunayım...
Sayın Türker Aslan. Kendisi Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Başkanı.
Masasına konan "küfür dosyaları"nda bir tane bile Şükrü Saracoğlu adresine rastlamadığını açıkladı.
O sırada takımı Zico'nun yerine kimin yaptığını tartıştığımız için atlamış olmalıyız; sessiz sedasız karşılandı.
Oysa biz değil miyiz, "Küfür futbolun katili olacak" cümlesini kuran.
İşte size "temiz" bir alan. Şükrü Saracoğlu.
Sakın "Onların tuzu kuru, işleri de yolunda, görelim bakalım hedeften kopunca" falan gibi tatlı su kurnazlığı yapmasın kimse. Türkiye'nin bir stadında ne kadar küfür edilmiyorsa o kadar faydası var futbolumuza.
Ne kadar küfür edilmiyorsa, o kadar saygı göstermeliyiz.
Kaytarmasız, eski deftersiz, polemiksiz.
Neden?
Çünkü insanları doğru yola çekmenin yöntemlerinden bir tanesi "ceza" ise diğeri de "ödüllendirme"dir. "İyi, doğru ve güzeli" en az "berbat, kötü, beter" kadar öne çıkaracaksın ki, kurallara saygılı insanlar aptal yerine konulmasın.
Örnek olsun.
Benim elimden gelen budur.
Alkışlarım.
Arda'nın uçkuru
Genç Arda, sadece futbolda değil "su sporlarında" da üstün yetenekli olduğunu kanıtladı Rize'de...
Aman Allah'ım, o nasıl saha?
Dünya'da bir eşi de Trömsö idi. Hava sıcaklığını 15 derece daha indirin; aynısı.
İkisinde de çalıştı ve kaybetti Galatasaray.
Rizeliler alışık ama bir gün konuk futbolculardan biri Rize sahasında boğulma tehlikesi yaşarsa şaşırmayın.
Dönelim Arda'ya.
Yine forması şort lastiğinin üzerinde olmasına rağmen şahaneydi. Bazı "otorite"lerimizin işaret ettiği gibi "formayı şortun içine sokmamak" futbolunu olumsuz etkilemiyor demek ki!
Olsun... Bekleyecekler.
Nasıl olsa bir gün rakibine hışımla girecek Arda veya faullerden bıkıp birini itecek falan... O zaman "ben dememiş miydim" diyecekler.
Hayat bu... Çocuk çapkınlıkta mapkınlıkta yakalanırsa yandı yine. "Uçkur" muhabbeti sahadan özel yaşama inecek.
"Hep forma şortun dışında olduğu için işte!"
Neyse... Arda soldaydı bilindiği şekilde. Lakin ikinci yarıda Arda'nın alanı, "gölet" durumundaydı. Aut çizgisine doğru açılmak "tehlikeli ve yasak" olmalıydı. Çünkü Karadeniz'in sert rüzgârı Rize sahasındaki göleti "kaba dalgalı" hale getiriyor, can güvenliği kalmıyordu.
Bu koşullar altında, nispeten "sığ" bölgeleri kullanarak oyununu oynadı Arda. Suda çalım atan futbolcu olarak rekorlar kitabına girdi.
Bu kadar tekniğe dayalı bir futbolcunun bu kadar berbat bir sahada yetenek kaybına uğramaması inanılır gibi değildi.
Sağlam gidiyor vesselam.
Uçkurundan tutmaya çalışanlara rağmen.
Takdir etmek lazım.
Bakış "aşısı"
Adam eczaneye girmiş, "Bakış aşısı var mı" demiş!
Şaşırmış eczacı:
"Ne"?..
"Bakış aşısı".
"Onun adı bakış açısı... Burada bulamazsın".
Rahmetli Cenk Koray tarzı "ürperten" bir espri olsa da "Farklı bakış açısı" arayan futbol yorumcuları, yakında eczanelere düşerse şaşırmayın.
Bir maçtan beş programın onbeş yorumcusuna farklı bakış açısı çıkmıyor işte.
Acı kaybımız
İlk oyumu ona vermiş olsam da "Ecevitçi" değildim.
Lakin kendisine karşı saygı ve sevgiden başka bir şey hissetmedim.
Tıpkı bu ülkenin büyük bir çoğunluğu gibi.
Çünkü saygın bir politikacıydı.
Zengin edecek çocukları, yeğenleri yoktu.
Olsa da fark etmezdi; dürüsttü...
Sanki Mustafa Kemal döneminden kalmış son örnekti.
Meslektaşımızdı.
İster gazeteci, ister politikacı; şerefli bir hayat için örnek olacak insandı.
Bilir misiniz, Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğu, basketbolda Avrupa Şampiyonluğumuz ve futbolda Dünya üçüncülüğümüz hep onun dönemlerine rastlamıştı.
Şenol Güneş'i arayıp tebrik ettiği, basına bile açıklanmadı.
Basketçileri Bakanlar Kurulu salonunda kabul etmesi şova çevrilmedi.
Kuzey Avrupa ülkelerindeki demokratik geleneği gönlüne yerleştirmiş bir politikacı olarak sivil toplum girişimlerini sonuna kadar destekler, müdahale ve siyasi rant elde etme gibi cinliklere asla tenezzül etmezdi.
Asil insandı, asil...
İlerlemiş yaşındaki son başbakanlığı döneminde el sıkışıp takdirlerini alırken, ilk oyumu verdiğimdeki kadar heyecanlanmıştım.
Bugünü "Derken bir gece yarısı/ Bana geldi kurbanlık sırası" diye yazmıştı...
Gece yarısı haberi duyduğumdan beri toparlanamadım.
Ecevitçi değildim, lakin bir aile büyüğümü kaybettim.
Sayın Bülent Ecevit'e sürdürdüğü yaşam tarzı, saygınlığı, nezaketi, dürüstlüğü için teşekkür ederim.
Her lidere, "fanatiği olmayanlar tarafından da alkışlanacak" böyle bir yaşam ve veda dilerim.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|