|
Eğitimin çok uzağındaydı
Başta Rahşan Hanım olmak üzere yakınlarına ve sevenlerine canı gönülden başsağlığı diliyoruz. Rahmetli, adam gibi adamdı. İlkeleri vardı. Mücadelesi hep o yolda oldu. Tökezlediği çok oldu ama yılmadı. Bazen hırsı aklının önüne geçti. Bazen de kırgınlıkları, yapması gerekenleri ipotek altına aldı. Ama hep doğru bildiğini, inandığını yaptı.
Eğitim ve gençlik hep gündeminde oldu. Ancak bu konuda, iz bırakacak icraatlar yaptı desek yalan olur. İktidarla ilk tanışıklığı, daha doğrusu başbakanlığı 70'li yılların ortalarında gerçekleşti. Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ'dı.
Hızlandırılmış eğitim ve 3-4 aylık şipşak öğretmenler o dönemin eseri. Bugünlere yansıyan asıl büyük hamlesini(!) ise Erbakan'ın MSP'si ile yaptığı koalisyon döneminde gerçekleştirdi. İmam hatipler ve diğer meslek liselerinin önlerinin açılması, yine o dönemin eseri.
Ecevit'in son dönem Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu ise tam bir felaketti. Bakanlığı, o dönemde, bakan değil bürokratlar yönetti.
Gençleri ve çocukları seviyordu ama onlarla sık sık bir araya gelmedi. Belki de getirilmedi. 3 Kasım öncesinde, başbakanlığının son aylarında, Genç Bakış'ta, gençlerle birlikte oldu. Program bitiminde, gençlerle aynı ortamı paylaşmanın keyfine varamadı ki, onları çay içmeye davet etti ve uzun uzadıya sohbet etti.
Başbakanlık konutunda gerçekleşen bu program ve sonrasında yapılan sohbette, Ecevit'in gençlere bakış açısını, çok daha yakından gözleme olanağı buldum.
Sanki, gençlerle daha çok birlikte olsaydım, onları daha fazla dinleseydim gibi bir hali vardı. Nitekim o sohbet sırasında ne istedilerse kapıları araladı.
Üniversite öğrencilerine verilen burs miktarını duyduğunda hayretler içerisinde kaldı. Hemen yükseltilmesi talimatını verdi. Yükseltildi.
Gençler arasında öğretmen adayları da vardı. Kadro açılmadığı için yıllardır atanamadıklarını anlattılar. Etkilendi. Hemen o konuda da gerekenin yapılmasını istedi. Birkaç gün sonra da on binlerce yeni öğretmen kadrosu açıldı.
DSP, ANAP, MHP koalisyonunun ilk Milli Eğitim Bakanı olarak Hikmet Uluğbay açıklandığında hayretler içerisinde kalmıştık. Meslek yaşamının tümünü ekonomik alanda geçiren biri eğitimden ne anlar ki diyenler çok oldu. Gerçekten de eğitimin çok uzağındaydı. Alışması çok uzun süre aldı. İkinci yıla doğru, konuları öğrendi, kadrosunu kurdu ve iş yapma noktasına geldi. Ama bir sabah kalktığımızda Milli Eğitim Bakanlığı'ndan Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı'na kaydırıldığını gördük.
O günlerde, yapılanın yanlış olduğuna yönelik onlarca yazı yazdım. Çok duygusal biri olan Uluğbay fazlasıyla etkilenmiş olacak ki Ecevit aradı. "Bu görev değişikliğine yönelik yazılarınız, Sayın Uluğbay'ı çok etkiliyor" dedi. Açıkça söylemese de bir süre ara vermemi istiyordu.
Bir saati aşkın bir süre yapılan işin doğruluğunu, yanlışlığını tartıştık.
"Madem ekonomide Uluğbay'a bu kadar ihtiyacınız vardı neden en başında o göreve getirmediniz de şimdi eğitimi tam öğrendiği, iş yapmaya başladığı bir dönemde götürüyorsunuz?" şeklinde eleştiriler getirdim. Hak verdi. Ama, ona şu an için çok ihtiyacım var deyip son noktayı koydu. "O arada ya Sayın Uluğbay'ın başına bir şey gelse hükümetinizin ve Türkiye'nin hali ne olacak?" yönünde de sorular sordum. Nitekim aradan çok uzun bir süre geçmeden de intihar olayı yaşandı...
Milli Eğitim Bakanlığı'na ekonomici Uluğbay'dan sonra hukukçu Metin Bostancıoğlu getirildi. Onun da eğitimle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Dahası, Uluğbay gibi konuları öğrenme yoluna da gitmedi. O gezdi. Müsteşarı yönetti. Son bakanı ise Necdet Tekin'di. Daha sonra, "Neden ilk önce onu o koltuğa oturtmadım" pişmanlığını yaşadığına bizzat şahit oldum.
Özetin özeti: Türkiye örnek bir siyasetçisini yitirdi...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|