|
 |
|
|
Siyaset, nükte şiir, hüzün...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Nükte ve siyaset ayrı düştükleri zaman canları sıkılır. Allem edip, kalem edip onları buluşturmak lâzım! Bugün, biz de onu yapmaya çalışacağız. Şiir ve hüzün ise ancak finallere yakışır.
Geçtiğimiz hafta yağan yağmurun, ülke çapında geride bıraktığı afet bilançosu, (abarttığımızı söyleyenler çıksa da) yüzkızartıcı kalemler içeriyor. Televizyonların canlı bağlantılarında öğreniyoruz ki, "devlet adına yapılması gereken işler" listesinin en başında yer alan "ilgili ilgisiz 'bakan'ların derhal afet bölgesine intikali" maddesi, yine kusursuz biçimde işletilmiştir. Bir işe yaramıştır veya yaramamıştır. Orası önemli değil; gidilmiştir ya, "devlet bütün yaraları saracaktır" denilmiştir ya, vazifenin çoğu tamamlandı demektir.
* * *
Geride bıraktığımız yılların kabarık hesaplarına ve hazmedilmiş mısırların hatıra kalan koçanlarına baktıkça, ellerimiz ister istemez Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne uzanıyor. "Bakmak" eylemi için verilmiş ilk karşılık, "Görmek için gözlerini bir şey üzerine çevirmek" olarak tanımlanıyor. "Görmek" maddesinde ise "Gözle ve ışık yardımıyla bir şeyin varlığını duymak, varlığını gözüyle anlamak, sezmek..." şeklinde bir açıklama getirilmiş. Hâl böyle olunca, neden iki yakamızın bir araya gelmediğini kolayca anlıyoruz. İki tarifin karşılaştırılmasından, işlerimizin "bakan"larla yürümeyeceği, bu zevâtın, hiç değilse terminolojinin acilen "gören"lerle değiştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşıyoruz.
* * *
Bu keskin tespitimize rağmen, kimsenin hakkını yememek için, her iki fiilin de cümle içinde kullanılışına ve deyimlerimize nasıl yansıdığına da bir göz atmak isteriz. Meselâ, ola ki siyasetçilerimiz, "bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur" deyişinin tesiri altında kalmış ve buna uygun bir eylem plânı geliştirmişlerdir; "bakmazsak dağ olur" endişesinin tedbiri içerisinde davranmaktadırlar, kim bilebilir? Ya da sadece işin "gününü gün etmeye bakıyor" kısmıyla ilgilenilecek zannetmiş olabilirler.
* * *
Olasılıklar zincirinin halkaları arasında, "işlerin kötüye gitmekte olduğunu gördükleri için, görmemezlikten gelme" hali de var mıdır acaba? Veya "görüp göreceğimiz rahmet bu kadar" diye mi düşünmekteler? Bu kararlılığın arkasında genellikle görmemiş olmanın sığlığı mı, yoksa görmüş geçirmiş olmanın bereketi mi yatmaktadır? "Bakan" olmayı, "Gören" olmaya tercih etmelerini, bizim bilmediğimiz farklı ve daha derin özdeyişlerle açıklamak mümkün müdür? Vatan sevgisinin hissedemediğimiz başka tezahürleri de var mıdır? Bakmışlardır da görememişler midir? Görmüşlerdir de gösterememişler midir?
* * *
Şair ve bestekâr Leylâ Hanım'ın olduğu sanılan bir beyiti birazcık zenginleştiriverelim: Seven odur ki sever, sevmemezlikten gelir/Sevilen odur ki bilir, bilmemezlikten gelir; Ümitsizdir böyle sevdâ/yaşar yalnızca kalplerde/Seven de sevilen de, görmemezlikten gelir...
Siyasetçiler bu dünyadan göçtü müydü, onlarla beraber ölür pek çok şey. Bu pek çok şeyin tarifi de kişiden kişiye değişmelidir. Önce vaatler ölür. Kusurlar, kabahatler... Bazen sadakat ölür, bazen ihanet. Yanlışlar, hattâ doğrular bile ölür; ve daha şu anda aklıma gelmeyen nicesi...
Geriye bir tek "haddeden geçmiş nezaket" kalır ki, Yaradan, onu da herkese nasip etmiyor. Bülent Bey'i şiirle uğurlarken bu farkı hatırladım ister istemez...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|