|
Hayatımda iz bırakan siyasetçi: Ecevit
Hayat, hatırlanmaya değer yaşantı parçalarından ve anılardan ibaret ise, Bülent Ecevit'in hayatımda en fazla iz bırakan siyasetçi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sevdiği hitap şekliyle 'Sayın Ecevit'in ölüm haberini duyduğumda, onun sayesinde tattığım duygu dalgalanmalarını, heyecanları, umutları, sevinçleri ve düş kırıklıklarını yeniden yaşar gibi oldum.
Ecevit'i farklı bir yere oturtmamın nedeni, beni siyasette kesin taraf olmaya sevk edebilen tek siyasetçi olmasıydı galiba. 12 Mart askeri müdahalesinin karanlık günlerinde, birçok kimseye bir umut ışığı gibi görünen Ecevit'in, CHP içindeki liderlik mücadelesini kazanmasına katkıda bulunmak amacıyla, hayatımda ilk defa parti üyesi bile olmuştum.
Solu halkla buluşturdu
12 Mart dönemini kapatan 1973 seçimleri sonucunda Ecevit'in başbakan olması, benim gibi, 1965'den beri Süleyman Demirel'in ve Adalet Partisi'nin seçim zaferleri karşısında eziklik yaşamaya alışmış olan sol seçmenler için muhteşem bir olaydı. Sol, nihayet savunmayı amaçladığı kitlelerle buluşabiliyordu.
Türkiye'yi yakından tanıyan New York Times yazarı Stephen Kinzer'in, onun ölümü üzerine yazdığı yazıda belirttiği gibi, Ecevit, daha çok altta kalanların, ezilenlerin, aşağılananların yanında yer aldığı için halkın geniş bir kesiminin gözünde adeta bir kahraman haline gelmişti. Halktan biri gibi yaşaması, devletin kendisine sağladığı olanakları istismar etmemesi ve her türlü şatafattan kaçınması da, yaratmayı başardığı "bizden biri" imajını güçlendirmişti.
Ecevit'in solu temsil eden CHP'nin oyunu 1977 seçimlerinde % 41'in üzerine taşıması ve yoktan var ettiği DSP'yi 1999 seçimlerinden birinci parti olarak çıkartması, halkın farklı kesimlerine umut aşılama yeteneğinin sonucuydu.
Kıbrıs çıkartması kararında görüldüğü gibi, dış güçlere boyun eğmeme ve bağımsız karar alma cesaretini göstermesi Ecevit'in, ulusalcılığı öne çıkartan kesimden de hatırı sayılır bir destek almasını sağlamıştı. DSP'nin Apo'nun yakalanması sonrasında yapılan 1999 seçimlerinden birinci parti olarak çıkması biraz da bu sayede mümkün olabilmişti.
Dünyayı okuyamadı
Ecevit'le ilgili yazısında, Ecevit ile siyasi rakibi Süleyman Demirel'in, 1970'li yıllarda tamamen iç politikadaki çekişmelere odaklanarak, Türkiye'yi dünyada yaşanmakta olan gelişmelerden uzak tuttuğunu belirten Kinzer, İspanya ve Güney Kore gibi ülkelerin büyük atılım yaptığı bu dönemde Türkiye'nin bir kısır döngüye saplanıp geri kaldığını ileri sürüyor.
Bu da önemli bir saptama. Toplumun nabzını yakalamada çok başarılı olan Ecevit ile Demirel'in, dünyadaki değişimi ve gelişmeleri doğru okuma ve değerlendirme konusundaki zaafları, Türkiye'yi bugün de aşılamamış olan çıkmazlara sürükledi. Türkiye'yi küresel gelişmelerle ve Avrupa ile buluşturma rolü bu nedenle 1980'lerde Turgut Özal'a, 2000'lerde R. Tayyip Erdoğan'a kaldı.
Ben kendi hesabıma, bir daha belki hiç yaşayamayacağım duyguları bana tattırdığı için Sayın Ecevit'i şükranla anıyorum.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|