Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Kasım 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şanssız Karaoğlan

Çeşitleme / Selim Türsen

Kötü haber çabuk yayılır derler. Günümüz teknolojisinde ise saniyeler içinde her şey öğreniliyor. Pazar gece yarısı cep telefonuma gelen haber sinyalinden Bülent Ecevit'in ölümünü öğrendiğimde yıllar sinema şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Önce, 1973'te hayatımda katıldığım ilk miting düştü aklıma. Ecevit konuştukça İzmirliler coşuyordu.
Ardından karartma gecelerinin olduğu 1974 Kıbrıs Barış Harekatı geldi.
Sonra 1977 seçimlerinde inanılmaz bir coşku yaşadığımız İstanbul Taksim Mitingi...
* * *
Ecevit büyük umutlarla Başbakan olmuştu ama her gün onlarca kişinin öldüğü, benzin, yağ, ampulün karaborsaya düşüp kuyrukların uzadığı kabus dolu bir dönem yaşanıyordu.
Dünyanın yaşadığı iki büyük petrol kriziydi bunun en önemli nedeni. İsrail, Mısır'a saldırınca Araplar Batı'ya petrol satışını durdurmuş ve 1974 Birinci Petrol krizi patlamıştı.
Bu krizin etkileri Ecevit'in başbakanlığı dönemine denk gelmişti.
İran'da Şah rejimini bitiren ve ikinci petrol krizine yol açan 1979 öncesi yaşananlar da Ecevit'in başbakanlık dönemindeydi.
* * *
Sosyal adalet, insanca, hakça bir düzen vaat ederek iktidara gelen Halkçı Ecevit'in gücü 74 krizinde yüzde 40 artan, İran krizinde ise 80 doları geçen petrol fiyatlarının Hazine'de açtığı delikleri kapamaya yetmiyordu.
Bütün dünya petrol tüketimini kısıp işine bisikletle gidip gelirken, halka verilen sözler nedeniyle Türkiye'de benzine bile zam yapılamamıştı.
Sadece Ecevit hükümetleri değil Milliyetçi Cephe hükümetleri de dünyadaki ekonomik fırtınadan korunacak önlemleri alamıyordu.
Sonrası malum.
Ekonomiyi rayına sokmak için Demirel döneminde görev Özal'a verilip can yakan 24 Ocak Kararları alınmış, uygulama ise 12 Eylül darbesinin demir yumruğuyla mümkün olmuştu.
* * *
Film şeridinde yıllar su gibi akıp giderken DSP-MHP koalisyonunun kuruluşu geldi aklıma. 12 Eylül öncesi taraftarlarının birbirlerini vurup öldürdüğü iki parti koalisyon hükümetinde birlikteydiler.
Ama rayından çıktığı için ekonomi yine duvara çarpacak ve 2001 yılında Cumhuriyet tarihinin en büyük krizi yaşanacaktı.
Bu kez de 90'lı yılların soygun ve yağmalarının, 1997-1998 dünya krizinin ve 1999 Marmara depreminin faturasını ödüyordu Ecevit.
Kemal Derviş'i çağıran Ecevit, enflasyonu yüzde 80'lerden bugünlere getiren yapısal değişim için en radikal kararlara onay verdi. Avrupa Birliği trenine son anda atlamak için idam cezasının kaldırılmasında MHP'nin dolaylı desteğini bile yarattı. Ama gecikilerek içilen acı ilacın faturası da acı oldu. Seçimlerde meydan AKP'ye kaldı ve Türkiye'yi laiklik kaygısı sardı.
* * *
Güzel şeyler hayal etti Karaoğlan Türkiye için.
Politikacıların da namuslu, dürüst olabileceğini bu ülkenin insanlarına gösterdi.
Ama şanssızlıklar hiç yakasını bırakmadı.
Nur içinde yatsın.

Vizyonumuz olmazsa çamura saplanırız

Prof. Danny Rodrik İstanbul doğumlu Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden birisi. Dünyanın en iyi 100 ekonomistinden biri olarak kabul ediliyor. Sosyal adalete önem veriyor ve serbest piyasa düzeni içerisinde bunun sağlamanın yollarını gösteriyor.
Geçen hafta İstanbul'da bir forumda konuşmacıydı Danny Rodrik. Türk ekonomisinin geleceğinin parlak olduğunu ama güzel günleri yakalayabilmek için yeni bir şeyler yapılması gerektiğini anlattı. "İşin sırrı verimlilikte" diyordu Rodrik. Türkiye'de tarım ve hizmetler sektöründe verimliliğin düşük olduğunu bu sorunun ise yapısal değişim ile aşılabileceğini vurguluyordu. Yapısal değişim için ise kayıtdışı ekonominin hızla küçültülmesi ve teknoloji ağırlıklı yatırımlara yönelmek gerektiğini vurguladı.
* * *
2001 ile 2005 arasında 3.4 milyon ek iş gücü girmiş Türk ekonomisine. Bu iş gücünün 1.5 milyonu tarım sektöründeki çözülmeden kaynaklanmış.
Şimdi sıkı durun.
Toplam 4.9 milyon ek iş gücünün sadece yüzde 10'u sanayide çalışmaya başlamış. Yüzde 32'si turizm, banka, kamu gibi hizmetler sektöründe kalan yüzde 58 ise hiçbir işte çalışmamış.
"Eğer 4.9 milyon kişiye yüksek verimlilik sağlayan sektörlerde iş imkanı yaratılabilseydi Türkiye'nin milli geliri 2005-2006 yıllarında yüzde 30 daha fazla olurdu" diyor Rodrik.
İşte işin sırrı.
Ama bütün bunlar vizyon, strateji ve plan işi.
Günü kurtarma çabalarıyla döndürülmeye çalışılan tekerlek bir gün çamura saplanır.

stursen@milliyet.com.tr







EGE
Kuvvetli görünseler de...
Köfteli olmadı piliçli olsun...
Emeklilik hakkında her şey
Jeotermal enerjiyi ne zaman kullanacağız?
Bir başarı öyküsü...
Şanssız Karaoğlan





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Bahar Akbaş
Bülent Buda
Necati Çetiner
Özgür Kaynar
Deniz Sipahi
Selim Türsen

© 2006 Milliyet