|
 |
|
|
Rezaletin özerki
Biliyorum alışkınsınız gazeteleri açınca herhangi bir spor branşındaki rezaletleri okumaya!
Ama "rezaletin daniskası"nı, o sporun federasyonunda üye olan bir insan açıklıyorsa? Dağ taş yerinden oynar medeni bir ülkede değil mi?
Başbakanlık müfettişleri, sadece futbola mı bakıyorlar yoksa?
Bilardoda tarihi kleps
"Kamuoyuna duyuru"yu yapan Osman Melik Aksoy.
Kurulduğu günden beri Bilardo Federasyonu'nun neferi olmuş, il temsilciliğinden yönetim kurulu üyeliğine kadar görevlerde bulunmuş, şu anda da federasyonda üye.
Artık mücadele şansı kalmamış, "sine-i millete dönme kararı" almış.
Demiş ki, herkes bilsin:
"Federasyon Başkanımız Uğur Kurugöllü, tüm çabalarıma rağmen spora ve sporculara zarar veren kararlar almakta ısrar etmektedir. Yönetim Kurulu üyelerine kavgaya varan tavırlarla baskı yapılmaktadır. "
Acaba "kişisel bir anlaşmazlık" mıdır?
İddialar hiç de öyle değil.
İlk madde cezalandırma
Osman Melik Aksoy'un açıklamasına göre, seçimlerden sonra yapılan ilk Yönetim Kurulu toplantısı, yeni Federasyon'a oy vermeyen sporcuların ne şekilde cezalandırılacağı konusu ile başlamış.
Federasyon Başkanı Kurugöllü, ihale yapmadan Platin Bilardo ile beş yıllık anlaşma kararını tek başına ve tek imza ile almış.
2003 ve 2004 yıllarında Dünya Şampiyonu olan Türkiye, üçüncü kez şampiyon olup tarihteki bir ilki gerçekleştirme fırsatını Semih Saygıner ve Tayfun Taşdemir'in takıma alınmayarak cezalandırılmasıyla kaçırmış.
Semih Saygıner'in Porto kulübü ile yaptığı anlaşma formalite evraklar imzalanmamak suretiyle engellenmiş. Çünkü Semih Saygıner bu federasyona oy vermemiş.
Avrupa Şampiyonu Murat Naci Çoklu'nun ise seçimde başka adaya oy verdiği için sponsorluk anlaşmaları feshedilmiş.
Bu üstün bilardo yeteneğinin sporu bırakıp geçinebilmek için minübüs şöförlüğü yapmayı kafasına koyduğunu ben bile duydum kulaklarımla.
Istakayla cadı avı
Resmen "Cadı Avı" varmış, asillerin sporu bilardoda...
Liste uzayıp gidiyor. Devlet kesesinden geziler mi istersiniz, baskı mı, intikam mı?.. Hepsi var.
Ve tüm bunlar yönetim kurulu üyesinin açıklamaları.
Tamamının doğruluğunu onaylayan milli sporcuların isimlerini yazamıyorum; çünkü başkanın gelişmiş intikam duygusundan çekiniyorum.
Sahi nasıl seçildi bu federasyon?
Tıpkı ötekiler gibi..
Ersen, 15 Temmuz'da yazmıştı
Ankara'nın spor labirentlerini avucunun içi gibi bilen sevgili Cemal Ersen'in 15 Temmuz 2006 tarihli köşesinden öğrenelim seçimi:
"...İşte size 22 Temmuz'da yapılacak Bilardo Federasyonu genel kurulu öncesi çarpıcı bir örnek.
Yanlış anlamayın, bu bilardonun değil Türk sporunun sancısıdır, ayıbıdır.
Geçen yıl Sivas'daki bilardo kulübü sayısı sıfır, aktif sporcu sayısı sadece 2'dir.
Bu yılın ilk altı ayında kulüp sayısı 19'a, faal bilardocu sayısı ise, sıkı durun...
Tam 2 bin 74'e çıkmıştır.
Bilardo Federasyonu'nun genel kurulunda Sivas ilini temsilen oy kullanacak delege sayısı 23'dür.
İstanbul sekiz, Ankara on bir delegeye sahip, İzmir'in, Adana'nın, Samsun'un, Van'ın, Kayseri'nin tek bir delegesi yokken...
Sivaslı federasyon başkanının memleketinden tam yirmi üç oy ceptedir."
* * *
Nasıl ki, demokrasinin demokrasiyi yok etmek için kullanılmasına müsaade etmezler, özerkliğin de kişisel ve siyasi hırslarla sporu bitirmek için kullanılması tam bir rezalettir.
Ve son söz:
Yönetici Aksoy, son kozunu oynayıp kamuoyuna şikayet ediyor kendi yönetimini.
Rezaletin daniskası, yönetim kurulu üyesinden milli sporcularına kadar açıkça bağırılan bir federasyon için gerekeni yapmayanlar tarih önünde suçlu olacaklar.
Özerklikle "rezillik" karıştırılmamalı.
Türkiye Futbol Oynuyor
Oynuyor mu?..
Hayır... Şimdilik seyrediyor. Ama oynayacak.
Çünkü bu yolda sağlam yürüyor Federasyon ve onun görevlendirdikleri.
Projenin adı "Türkiye Futbol Oynuyor".
Hedef kitle çok geniş... Çocuklar, öğrenciler, bayanlar, engelliler, hep kapsama alanı içinde.
Metropol fantezisi değil, Anadolu da dahil projeye.
Gündüz Tekin Onay, bu işe gönül verenlerin başında geliyor. Sonra, Ömer Gürsoy. Futbol aşığı bu bürokrat fikir babalığı yapıyor. Ve daha niceleri.
Çünkü onlar da biliyor; lafla peynir gemisinin bile yürüyemeyeceğini. Ayağında top olan nüfus sayısı arttığında, futbolumuzdaki birçok sorunun kendiliğinden çözüleceğini.
Sürprizler geliyor; dikkat!.. Özellikle Anadolu'ya.
Aynı başlık altında işitme engelli futbolcularımız yarın Moskova'da sahaya çıkacak bu arada. Avrupa Şampiyonası... Grubumuzda geçen yılın şampiyonu Hırvatistan'la birlikte Makedonya, İngiltere ve Portekiz var. Toplam 24 ülke.
Belki bizi duyamaz gençlerimiz. Ama mutlaka okurlar.
Hepsine başarılar.
Uluç, Ecevit ve gelenekler
"Ölüyü hayırla yad ediniz" şeklindeki Peygamber öğüdümüz ve güzel geleneğimiz, sportif bir meziyetimiz miydi?
Hayır!
Peki, ebediyete intikal eden Bülent Ecevit'in daha bedeni soğumadan, sayın Hıncal Uluç tarafından kaleme alınan "derin nefret" içerikli yazı, bir spor yazarı olarak beni bağlar mı?
Evet...
Çünkü sayın Uluç aynı zamanda spor kamuoyunu yönlendiren bir kalemdir.
Spor medyasında yarattığı "tarz", kısa yoldan öne çıkmaya çalışan bazı kifayetsiz muhterisler tarafından da kopyalanmakta, kullanılmaktadır.
Sarı Kırmızı kaşkolla basın tribününe giderek başlattığı "modern futbol çağı", bir sürü özentiyle kural haline dönüşmüş, böylece spor medyası bir daha elde etmesi mümkün olmayan saygınlığını yitirmiş, nihayet sayın Uluç'un maçlara gidemeyeceği hale gelmiştir statlar.
Sporun yarısı, sevgi saygı centilmenliktir.
Ve namus, şeref, haysiyet, centilmenlik timsali bir eski başbakan, spor medyasının kaptan köşkündeki bir isim tarafından çok erken sokulmuştur mezara.
Tribünden, onun bunun ölmüş anasına küfür ne ki?
Korkarım ki, yüceltilecek meziyeti ve iyi huyları varken, ölenin arkasından ağır eleştiriler de moda olur ve sağlığında karizmasından çekinenler, sayın Uluç'a emrihak vaki olduğunda kalemlerine sarılırlar.
Kimsenin hayatla kontratı yok, ama o günlerde kulunuz hayatta olursa, yine korkarım ki sayın Uluç'u korumak bile bize düşer.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|