Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Kasım 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ecevit'li yıllar (3)
Artılar, eksiler!


Ecevit 'ekonomi'den ne anladı, ne de hoşlandı. Ekonomide pazar ekonomisi ile onun gerektirdiği rekabetçi politikalara fazla kafa erdirdiği de, inandığı da söylenemezdi.
Kapitalizm ile planlı komuta ekonomisi arasında kendince bir üçüncü yol arayışı içinde oldu. Köykent ve halk sektörü ile 1970'lerde Yugoslavya'daki 'özyönetim'e göstermiş olduğu ilgi, böyle bir arayışın ürünleri sayılabilir.
Evet, hayalleri olmayan siyasetçi olmaz. Ama hayalle hayalcilik arasından geçen ince bir çizgi vardır. Devlet adamlığında bu çizgiye dikkat edilir. Ecevit, sanıyorum, 'üçüncü yol' konusunda, özellikle köykentle ilgili olarak bu çizgiyi tutturamadı.
Son başbakanlığı döneminde Ordu'nun Mesudiye ilçesinde, pilot-proje olarak köykent uygulamasını başlattığı yerde seçim sandığından partisine sadece 4 oy çıkması, yaşamının en büyük düş kırıklıklarından biri olmalıydı.
Ecevit elbette dürüsttü.
Hayatı boyunca öyleydi.
Ancak siyasette kişisel dürüstlük, bazı konularda bilgiyle birleşmediği vakit olumsuzlukları engelleyemiyor. Ecevit'te bunu yaşadık.
Ecevit dürüsttü ama ekonomiden anlamadığı için, ekonominin gereğini yapamadığı için 1978 ve 1979 yıllarındaki başbakanlığı sırasında görkemli 'karaborsa vurgunları'nı önleyemedi.
Ecevit dürüsttü ama, yine 78-79 döneminde Mataracı, İşgüzar gibi Yüce Divan'lık bakanları hükümetinden ayıklayamadı.
Ecevit dürüsttü ama ekonomiden anlamadığı için, son başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Sezer'le birlikte insanımızı çok derin bir yoksulluk çukuruna yuvarlayan o korkunç 2001 Şubat krizinin tetikçisi olmaktan kurtulamadı.
Bu krizin tek sorumlusu hiç kuşkusuz Ecevit değildi. Şubat krizi, Türkiye'nin kayıp yılları boyunca biriken, çözülmeyen, yılan hikâyesine dönen temel ekonomik sorunlarının bir patlamasıydı. Ekonomide bazı yapısal reformlar sürekli ertelendiği için yaşadık bu krizi.
Şubat 2001 krizi aynı zamanda Ecevit'in siyaseten bitişini de getirdi. Bir yandan Rahşan affı, bir yandan siyasal ittifak uğruna Yılmaz ve Çiller'i Meclis'te 'aklama operasyonları'ndaki rolü, diğer yandan cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik kriziyle birleşince, Ecevit halkın oyuyla seçim sandığında sıfırlandı. 1999'da yüzde 22 oyla birinci parti çıkan DSP, 2002 yılı kasım ayında yüzde 1'lerde kaldı.
Ecevit'in bu siyasal tükenişi, ölümünden önce "Kemal Derviş'li bir dış komplo"ya bağlamaya çalışması, "Dış güçler benden Kıbrıs'ın intikamını 26 yıl sonra aldılar" demesi tipik bir Ecevit tavrıdır, herhangi bir inandırıcılığı da yoktur.
Tam tersine Ecevit'in, Kemal Derviş'i Dünya Bankası'ndan getirip devlet bakanı olarak ekonominin direksiyonuna oturtması ve koalisyon ortakları Yılmaz ve Bahçeli'yle ekonomiyi krizden çıkış için IMF programına bağlaması isabetli bir siyasal tercih olmuştur.
Bu tercihte, bir siyaset adamı olarak pragmatik Ecevit sahneye çıkmıştır. Ekonomide deniz bittiği için, çaresizliği kendisi de gördüğü için, kendi sevdiği deyişle, içine sindirememiş olsa da IMF ile anlaşmıştır. Pazar ekonomisinin gerektirdiği yapısal reformlar için düğmeye basılmasına yeşil ışık yakmıştır.
Son başbakanlığı döneminde Ecevit'in hakkını bir noktada daha yememek lazım. Avrupa Birliği'yle ilişkilerde de Ecevit, bazı açılardan yine pek öyle içine sindiremese de reformcu adımlar atmıştır. İdam cezasının kaldırılması, içinde Kürtçe radyo ve televizyonun da bulunduğu Ağustos 2002 tarihli AB'ye uyum paketinin çıkarılması gibi...
Şunu da kaydetmek gerekir:
Türkiye'nin AB adaylığının resmen kabul edildiği 1999 yılı Helsinki zirvesi kararı da Ecevit'in başbakanlığı dönemine rastlamıştır.
Bir soru:
Ecevit başbakan kalsa, AB ile üyelik müzakereleri başlayabilir miydi? Yani Türkiye 3 Ekim'e gelebilir miydi?
Sanmıyorum.
Çünkü Ecevit, en başta Annan planı çerçevesinde Kıbrıs'la ilgili olarak Erdoğan hükümetinin yaptığı devrimci tutum değişikliğini benimsemezdi. Ecevit başbakan kalsaydı, Kuzey Kıbrıs'tan Annan planına yüzde 65 evet oyu çıkmazdı.
Nitekim Ecevit, Nisan 2004 referandumu sırasında Denktaş Bey'le birlikte Kuzey Kıbrıs'ta hayır mitinglerine bile katıldı.
Kısacası:
Ecevit başbakan kalsaydı, Türkiye'yi AB rayına oturtan 17 Aralık, 3 Ekim gibi tarihlere gelmek bence mümkün olmazdı.
Hele Ecevit'in başbakanlıktan ayrıldıktan sonra verdiği "AB, Türkiye'yi bölecek!" içeriğini taşıyan demeçleri anımsanırsa, Ecevit'in başbakanlıktaki AB söylemiyle gerçek hissiyatı ve fikriyatı arasındaki çelişki daha iyi anlaşılabilir.
1970'lerden itibaren dış politikada sergilediği ana eğilimlere dikkatle bakıldığı zaman, Ecevit'te her zaman Amerika'yı, Avrupa'yı dengeleyecek bir üçüncü dünyacılık arayışının bulunduğu söylenebilir.
Bu nedenle Ecevit'in, eğer başbakan kalsaydı, AB'ye alternatif arayan, gözünü Rusya'ya, Orta Asya ve Çin'e çeviren politika arayışları içinde olacağını söylemek mümkündür.
Ecevit'in Kıbrıs gibi şahin bir tutum aldığı bir başka konu:
Kürt sorunu...
Ecevit, 'Kürt sorunu' olmadığına inanırdı. Bunu belirtmek için ısrarla Güneydoğu sorunu der ve meseleyi bölgeselliğe indirgeyerek, sadece bir kalkınma sorunu haline getirirdi. Ecevit'in bu yaklaşımıyla, Türkiye'nin belki de en önemli sorununu çözüm rayına oturtmak uzak ihtimaldi.
Son noktaya gelince...
Türkiye 2002 seçimlerine giderken Ecevit kendi partisinde bilge adamlığı oynayabilseydi, belki bugün siyaset yaşamı daha farklı şekillenmiş olacaktı.
Şunu demek istiyorum:
Ecevit geri çekilse ve DSP'yi İsmail Cem-Kemal Derviş ikilisine bıraksa, DSP bugün daha farklı bir yerde olabilirdi. Bu da siyaset kulisinde çok konuşulmuştu bir tarihte...
Uzun lafın kısası:
Ecevit, yarım yüzyıllık politika yaşamında derin izler bıraktı. Demokrasiye her zaman inandı, demokrasiyi her zaman savundu. Tek başına kalsa da, kendi inanç ve ilkelerinden ödün vermedi. Gösterişten uzak, tevazu içinde yaşadı.
Siyasette istifa kurumunun varlığını gerektiğinde hatırlayan ender siyaset adamlarımızdan biriydi. Bunun gibi edebiyatı, şiiri, kitabı da eksik olmayan ender siyaset adamlarımızdan biriydi.
Ecevit'in her kul gibi artıları var, eksileri var. Sevapları var, günahları var. Zaman içinde bunlar daha bir yerli yerine oturacak.
Siyasette dilimize yerleştirdiği o nazik deyişle, Sayın Ecevit'e Allah'tan rahmet dilerken, sevgili eşi ve dava arkadaşı Rahşan Ecevit'e de başsağlığı diliyor, derin acısını paylaşıyorum.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Kavgalı yolculuk
TÜRKİYE ile AB arasındaki ilişkilerde bu sene...
Çetin ALTAN
Mahalle kahvesine dönüşen dünya
Güneş doğmadan kalkanlar arasında, televizyon...
Melih AŞIK
Uzun lafın kısası
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini, akla gelen g...
Fikret BİLA
İlla cumhurbaşkanlığı diye bir iddiam yok
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gazetelerin ve...
Hasan CEMAL
Artılar, eksiler!
Ecevit 'ekonomi'den ne anladı, ne de hoşlandı...
Güneri CIVAOĞLU
Kıbrıs simidi
Daha aylar önce bu köşede "Sonbahar İlerleme ...
Hurşit GÜNEŞ
'Cari açık sorun değil' lafı safsatadır
Herhalde meslektaşlarımızın son 2 yıl içinde ...
Doğan HEPER
Bir zamanlar Ecevit vardı
İNSAN; doğar, büyür ve ölür. Ama, "Her ölüm e...
Sami KOHEN
"Time-out" zamanı mı?
CAN Dündar'ın önceki akşam NTV'deki programın...
Metin MÜNİR
Nükleer silah - 3
Bir süre önce Enerji Bakanı Hilmi Güler'e, "N...
Hasan PULUR
"Çuvallayan İttifak"
TÜRK dış politikasının son elli yılda birkaç ...
Derya SAZAK
Doğuda sel
42 can alan sel felaketlerinin küresel ısınma...
Yaman TÖRÜNER
Hidrojen enerjisi oluyor gibi
Küresel ısınmanın hidrojen enerjisi sayesinde...
Güngör URAS
Ekonomi ve yolsuzluk ABD seçmeni için de önemli
Bush'un partisi Cumhuriyetçiler, salı günü ya...
Serpil YILMAZ
Antalya Valisi Yüksel Şefika anneye sahip çıktı
Yazın son günlerini Kaş yakınındaki Üçağız Ka...
M. Ali BİRAND
Komisyon, Türkiye'yi kolluyor
Avrupa Birliği yürütme organı sayılan Avrupa ...

© 2006 Milliyet