Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Kasım 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Komisyon, Türkiye'yi kolluyor


Avrupa Birliği yürütme organı sayılan Avrupa Komisyonu herkesi şaşırttı. Bugüne kadar hiç yapmadığı bir şey yaptı. Yıllık İlerleme Raporu'nda, Türkiye-AB ilişkilerinde en önemli sorun sayılan Kıbrıs konusunda suskunluğu tercih etti. Beklenen veya yapması gereken, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açmaması durumunda, hükümet ve devlet başkanlarının nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda bir tavsiyede bulunmasıydı. Örneğin, "Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasını veya bazı müzakere başlıklarının dondurulmasını" tavsiye etmesi veya başka bir formül önermesi bekleniyordu.

Bunların hiç birini yapmadı.

Bunun yerine önerisini, 14-15 Aralık'ta Brüksel'de toplanacak olan doruk öncesine kadar erteledi. Alışılmış bir yaklaşım değil.

Bu tutumu, özellikle Rumlar ve Yunanistan başta olmak üzere, sert tutumdan yana olan (Fransa, Hollanda, Avusturya) bazı ülkeler tarafından sert şekilde eleştirildi. "Kimi tarafından korkaklık ile, kimi tarafından da Türkiye'yi desteklemekle " suçlandı.

Neden?

Avrupa Komisyonu neden bu tutumu benimsedi?

Komisyon, Türkiye - AB ilişkilerinin son derece tehlikeli bir yola girdiğini ve bir tren kazasının yaklaştığını gördü. Komisyon, birşeyler yapılmadığı taktirde, Türkiye projesinin, bir daha düzeltilmesi çok güç olacak bir noktaya gideceğini başından beri en iyi gören kurumdu.

Türkiye'deki havayı yakından biliyor. Haklı veya haksız, seçimlere giden bir hükümetin Kıbrıs konusunda fazla hareket yeteneği olamayacağını görüyordu. Buna karşı, Fransa- Avusturya- Hollanda- Kıbrıs- Yunanistan grubunun baskısını da hissediyor, iç politika nedeniyle, işin kontrolden çıkabileceğini hissediyordu.

Olli Rehn, kendi deyimiyle "tren kazasını" engellemek istedi. Hiç değilse, bu kazanın taşınabilecek bir duruma sokulması için ehven-i- şer formül aradı. En önemlisi, Rehn'in bu yaklaşımının, Komisyon Başkanı Barosso başta, diğer Komisyon üyeleri tarafından da paylaşılması. Komisyon, içindeki muhalif seslere rağmen, kontrolü, hiç değilse Aralık doruğuna kadar elinde tutmayı tercih ettti.

Bu yaklaşımla, işin çığrından çıkmasını engellemiş oldu.

Türkiye'yi kollamak, zaman kazanmak, bu arada da hem Finlandiya'nın girişimine destek vermek, hem de yeni formüller üretme imkanı sağlamak istedi.

Raporla birlikte açıklaması beklenen tavsiyesini, doruk öncesine erteleyerek, üye ülkelerden gelecek sert tavsiyelerin önüne geçti. Üye ülkeler yine de istedikleri kararı verebilecekler, ancak Komisyon'un görüşünü dinlemek zorunda kalacaklardır. Komisyonun tavsiyesine karşı çıkmak, pek kolay olmayacağı için, tren kazasının hafifletilmesi imkanı doğacaktır.

Kim ne derse desin, AB Komisyonu Türkiye'yi, daha doğrusu bu projeyi kollamak istediğini göstermiştir.

* * *

TÜRKİYE'NİN DE YARDIMCI OLMASI GEREKİR…

Tren kazasını Olli Rehn veya Komisyon tek başına engelleyemez.

Eğer Türkiye "Arkadaş beni ilgilendirmez, Kıbrıs konusunda haklıyım. AB ne yaparsa yapsın, ben kıpırdamam" derse, Aralık doruğundaki tren kazasını engelleyemez.

Ne kadar haklı olursa olsun (- ki, bu köşeyi izleyenler Türkiye'nin haklılığını sık sık okumuşlardır) Türkiye'nin AB ile kötü bir tren kazasını engellemek için Komisyon'a yardımcı olması gerekir. Zira sert bir kaza, Avrupa'yı rahatsız eder ancak, Türkiye'yi çok daha güç duruma sokar. Müzakerelerin askıya alınması, bu projenin bir daha hareketlendirilmesini uzun yıllar boyunca imkansızlaştırır. Eğer "Avrupa'nın canı cehenneme" diyorsanız, o başka. Ancak, trenin rayından çıkmasını önlemek istiyorsak, farklı bir yaklaşım benimsememiz şarttır.

Komisyon'a yardımcı olmak için Kıbrıs'ı satmamız veya haklılığımızdan vazgeçmemiz gerekmemektedir.

Önümüzdeki haftalarda hiç değilse bağırmayalım. Tehditler savurmayalım. Finlilerin geliştirdikleri projeyi değiştirmeye çalışalım. Yeni öneriler yapalım.

Zaten kendimiz için düzeltmemiz gereken 301'i şu veya bu şekilde değiştirelim... Meclis'teki 9. Uyum Paketi'ni biran önce geçirelim.

Kısacası, oyunu kurallarına göre oynayalım.

* * *

İLERLEME RAPORU'NDAN ŞİKAYETE GEREK YOK…

Dün açıklanan İlerleme Raporu'nu, acaba içinizden kaçı okumuştur?

Ben ilkinden bugüne kadar yazılan tüm raporları okudum ve karşılaştırdım. Şu anda elimizdeki raporun bundan öncekilere oranla yeni hiç bir yanı yok. Daha önce okuduklarımız, Türk basınında defalarca gördüğümüz eleştiriler tekrarlanıyor. Bizlerin kendi kendimize yaptığımız eleştiriler sayılıyor.

Ne asker- sivil ilişkileri, ne fikir özgürlüğü… 301 ve Kıbrıs dışında ek bir eleştiri söz konusu değil.

Aksine…

Örneğin, PKK'ya yönelik son derece sert eleştiriler getiriliyor. Teröre karşı çıkılıyor ve Türkiye'nin reform çabaları da uzun uzun övülüyor.

İlerleme raporları sadece Türkiye'ye özgü değildir. Tüm aday ülkeler için de hazırlanmış ve hala da hazırlanmaktadır. Onlar da eleştirilmektedir.

Hepimiz buradayız, göreceksiniz önümüzdeki yılın raporu daha farklı olacaktır.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Kavgalı yolculuk
TÜRKİYE ile AB arasındaki ilişkilerde bu sene...
Çetin ALTAN
Mahalle kahvesine dönüşen dünya
Güneş doğmadan kalkanlar arasında, televizyon...
Melih AŞIK
Uzun lafın kısası
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini, akla gelen g...
Fikret BİLA
İlla cumhurbaşkanlığı diye bir iddiam yok
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gazetelerin ve...
Hasan CEMAL
Artılar, eksiler!
Ecevit 'ekonomi'den ne anladı, ne de hoşlandı...
Güneri CIVAOĞLU
Kıbrıs simidi
Daha aylar önce bu köşede "Sonbahar İlerleme ...
Hurşit GÜNEŞ
'Cari açık sorun değil' lafı safsatadır
Herhalde meslektaşlarımızın son 2 yıl içinde ...
Doğan HEPER
Bir zamanlar Ecevit vardı
İNSAN; doğar, büyür ve ölür. Ama, "Her ölüm e...
Sami KOHEN
"Time-out" zamanı mı?
CAN Dündar'ın önceki akşam NTV'deki programın...
Metin MÜNİR
Nükleer silah - 3
Bir süre önce Enerji Bakanı Hilmi Güler'e, "N...
Hasan PULUR
"Çuvallayan İttifak"
TÜRK dış politikasının son elli yılda birkaç ...
Derya SAZAK
Doğuda sel
42 can alan sel felaketlerinin küresel ısınma...
Yaman TÖRÜNER
Hidrojen enerjisi oluyor gibi
Küresel ısınmanın hidrojen enerjisi sayesinde...
Güngör URAS
Ekonomi ve yolsuzluk ABD seçmeni için de önemli
Bush'un partisi Cumhuriyetçiler, salı günü ya...
Serpil YILMAZ
Antalya Valisi Yüksel Şefika anneye sahip çıktı
Yazın son günlerini Kaş yakınındaki Üçağız Ka...
M. Ali BİRAND
Komisyon, Türkiye'yi kolluyor
Avrupa Birliği yürütme organı sayılan Avrupa ...

© 2006 Milliyet