|
 |
|
|
Kedi kadar olamayanlar!
Kedisinden bile dostluğu, dürüstlüğü, riyakar olmamayı öğrenemeyen dost bildiklerimi anımsadıkça Lokum'a sarılasım gelir
Bebekleri kömür siyahı, yemyeşil koca gözlerini hiç kırpmadan, dakikalardır bana bakıyordu Lokum kedi. Arka ayaklarının üzerine oturmuş, kuyruğunu yana dolamış, ön ayakları bitişik ve dümdüz.
Her zaman merak etmişimdir, kediler bu durumda, neredeyse saatlerce, hiç kıpırdamadan nasıl dururlar?
Lokum öylece bakar! Yüzünde, gözlerinde en küçük bir ifade yoktur. Ne düşünür, aklından ne geçirir, bilinmez.
Bildiğim, Lokum'un o bakışlarının arkasında ikiyüzlülük, riya, kötü niyet olmadığıdır. Sinsi, içten pazarlıklı değildir.
"Nankör kedi!" derler. Yalandır. İnsan kendi kötü duygularını hayvanlara atfetmeye meraklıdır. Bu da onlardan biridir.
"Kedi-köpek gibi!" derler. O da yalandır. Kedilerle köpekler birbirlerine ters yaratıklardır ama düşman değillerdir.
Lokum geldiğinde sevgili köpeğim Minik 8 yaşındaydı. İlk günden aralarında büyük bir dostluk oluştu. Biri biraz kaybolsa öteki evin her yerini dolaşır, onu arar. Dost köpek geldiğinde bu defa lokum
8 yaşına girmiş, çoktan evi sahiplenmişti. Onunla da gerçek dost oldular.
İkiyüzlülük bilmezler
Bütün kediler gibi Lokum da sakindir, renk vermez. Ama bunu, içinde beslediği düşmanlığı gizlemek için yapmaz.
Kediler sessiz, gizemli, içine kapanık görünürler. Kimseyle paylaşacak bir şeyleri yokmuş gibidirler. Ama sevgilerini, hep dolu oldukları güzel duygularını öylesine ustaca gösterir ve paylaşırlar ki insan şaşırır kalır.
Kedi dosttur. Sevgi doludur.
İkiyüzlülük, riya nedir bilmez.
Yüzüne gülüp kazık atmaz. Atmayı düşünemez zaten. Böyle insanca duyguları yoktur.
Lokum koca koca yeşil gözlerini dakikalarca, hiç kırpmadan dikip bana baktığında bile aklıma kötülük gelmez. Ondan çekinmem.
Kedisinden bile dostluğu, dürüstlüğü, riyakar olmamayı öğrenemeyen, dost bildiklerimi anımsadıkça Lokum'a sarılasım gelir. Sarılırım.
Kocaman yeşil gözleri ile, "Ne oldu yine?" dercesine bakar.
Küçük balıklara ölüm!
Bazı balıklar küçük olur. Örneğin denizlerde yaşayan sardalye, taş çatlasa 10 santimi geçmez. Tatlı suların gümüş balığı ise azman olsa,
12 santimi bulmaz.
Balıklar bunu bilir. Sardalye küçük olduğu için gocunmaz. Boyu neredeyse hiçbir zaman
5 santimi bulmayan derekayası balığı kahrından ölmez.
Bunu bilmeyen ise DSİ genel müdürü!
DSİ'nin 20 yıldır yok etmeye çalıştığı Bafa Gölü'ne gitmiş ve "Küçük balıklar ölmüş! Ne var bunda!" demiş.
Koskoca genel müdürden daha iyi mi bileceğiz? Mademki küçük, gebersin!
Kanunlara baktım. "Küçük balıkların yaşama hakkı yoktur" diye bir maddeye rastlamadım. Ama tabii o kanunları DSİ genel müdürü yapmamış. İşin ilginci DSİ Yasası'nda da böyle bir madde yok. Diyelim DSİ genel müdürünün yasalarla pek ilgisi yok!
Şimdi geriye kalıyor Allah!
Allah "Küçük canlılar öldürülebilir. Sakıncası yoktur!" buyurmuş mu bilemedim. Peygamber efendimiz de bu konuyu sessiz geçmiş.
Ama DSİ genel müdürü böyle buyurmuş!
Müdür haklı! DSİ Yasası'nda, "Küçük balıkların katli vaciptir" diye bir hüküm yok ama bu yasa, ülkenin tüm diğer yasaları yok sayılarak öylesine acımasızca ve pervasız biçimde uygulanıyor ki, sadece küçük balıklar ölse, neredeyse biz bile halimize şükredeceğiz!
Ne yazık ki DSİ eliyle gelen ölüm büyük küçük dinlemiyor, toplu ve kalıcı katliama dönüşüyor. Her yer bunun örnekleri ile dolu. Sular müdürü, kanal açıp sulak alan kurutmaktan, ırmakları kanala alıp veya üzerine baraj yapıp göllerin suyunu kesmekten vakit bulup sadece son günlerin gazetelerine bile bir göz atsa felaketi görecek ama vakti yok!
Küçük balıklara ölüm!
Bu slogan DSİ'ye yakıştı!
suha.umar@isbank.net.tr
|
|
|

|