|
 |
|
|
Batan geminin golleri bunlar
Antalya'daki maç 4-4 bitti... Beşiktaşlı futbolcular yuhalandı.
Antalyalılar da.
Hakemler de.
Kimse memnun değildi 4-4'den.
Beşiktaşlı'nın sebepleri vardı diyelim, sabırlar tükenmişti.
Antalyalı niye memnun değildi?
Teknik direktörünün deyimiyle, bir Ricardinho parasına kurulan takım, Ricardinho'nun bile çoğu zaman yer bulamadığı bir 11'e tam 4 tane atmıştı.
Daha ne istiyorlardı?
Jean Tigana hadi gergindi 4 yemişti, Yılmaz Vural ondan da gergindi, son anda Beşiktaş'ı elinden kaçırmıştı.
Hadi anlayışla karşılayalım.
Antalya seyircisini anlamak mümkün değil ama.
* * *
Antalya'yı bilirim, siz de bilirsiniz...
Sanki o gece bir iki konser, iki üç opera mopera, üç dört tiyatro miyatro var da...
Sanki o gece Madonna orada, sanki o gece Jenifer Lopez orada, sanki o gece Pavorotti orada.
Sanki Ronaldinho'lu Barcelona orada, sanki Mourinho ve Chelsea orada.
Onlar da onları bırakıp Atatürk Stadı'na gelmişler.
10 kağıt verip 8 gol almışlar, daha ne istiyorlar?
"Defanslar böyle goller yer mi?" den onlara ne (taraftar değil, seyirciyi kastediyorum)?
Ve...
Yedikleri her gol tebessüm ettiren iki tane kalecinin, aynı sahada, aynı 90'da olması bile, bu maça gelenlerin, biraz olsun tebessüm etmeleri için yeterli sebep değil mi?
Verdikleri 10 kağıdı helal ettirmez mi?
Az şey mi bu?
Ve...
Antalya turizmin kalesi.
Hintlisi mintlisi de var, Çinlisi minlisi de Finlisi minlisi de var.
Statta da varlar.
Ve...
İyiki de varlar.
Tek alkışlayanlar onlardı...
Ve...
Bu ortamı yaratan biziz, biz yorumcular.
Her kanalın bir stüdyosunda, bir masanın başında üç beş adam, Antalya ve Beşiktaş'ın yediği her golün, bir hatadan kaynaklandığını anlattılar da anlattılar.
Golleri atanlar, hatta hat-trick yapanlar, hatta aileleri, hatta sülaleleri bile sevinemediler.
O iki takım, birbirlerine hiç pozisyon vermeden, hiç hata yapmadan, 0-0'lık bir 90 oynayabilirlerdi.
O maç, bu maçtan daha mutlu mu edecekti seyirciyi?
Ve...
Tabi bence.
Gol deyip geçmeyin
Golcünün birine "Allah aşkına, gollerine fazla anlam yükleme" demiştim, noolur rahat bırak bizi, altı üstü attığın bir gol, bırak o sevinci yaşayalım...
Zaten tek tük atıyordu o dünlerde, yeteri kadar anlamlıydı her bir golü.
Gollerini sağa sola, ona buna bağışlıyordu, hediye ediyordu.
"Udçusun udun yok, golcüsün golün yok" da demiştim.
Gülümsetmekti niyetim.
Ciddiye almış birileri (bir siyasi partinin taraftarları), arka arkaya aramaya başladılar, organize hareket belli ki.
Biri "İstanbul'a gelip, kollarını bacaklarını kıracağız" dedi.
Diyeni tanıyorum da.
Onların Ankara'daki en büyüklerinden biri de çok eski arkadaşım.
"Ona sorun, öyle gelin İstanbul'a" dedim.
Belki size "tek kolunu ve tek bacağını kırın" der, siz ikisini birden kırarsınız, sonra zor durumda kalmayın.
Arayanlardan biri de "o bu ülke için çok goller attı, sen ne yaptın?" demişti bana.
Golüme laf edeni...
Ve...
En ilginci.
"O gollerinden birini benim için atmıştı, (parmağıyla onu işaret etmiş), ona laf etme"
Ve...
Gol bağışlamak veya golü birilerine hediye etmek, göndermek...
İlk bakışta ne masumane değil mi?
Ama...
Öyle değil.
Golü kimin attığından, kime attığından çok, atanın golü kime gönderdiği, hediye ettiği önemli.
Önce bunu öğrenmek lazım.
Ağanın birine yollamıştır, ofsayttan atmıştır.
"Ofsayttı" dersin, atandan, attırandan, golü verenden önce ağa bozulur.
Gol onun ya.
Ve...
"Kimin golünü kime veriyorsun" diye soran yok.
Ve...
"Gol" deyip geçmeyin.
Ve...
Futbol vıdı vıdılarından sıkılmışsınızdır, gülümseyin diye anlattım.
Ve...
Tabi bence.
Bir de ondan yakın
Bir mail geldi...
Bir Fenerbahçeli'den...
Bakın ne diyor?
"Uzun bir aradan sonra ilk defa farklı kazandık, büyük bir keyifle televizyonun başına geçtim, biramı aldım, bacak bacak üzerine de attım, koltuğuma kuruldum."
Bir yorumcu, "Kezman gelirse ne olacak, Deivid şimdi tek santrfor oynuyor ama o gelince eski sisteme dönecekler, ayrıca ikisi de pivot santrfor değil, bu sistemde Semih oynamalı ama onu da Zico oynatmıyor" diye başladı vıdı vıdı yapmaya.
Bütün huzuru kaçmış aniden (onun ifadesi).
Bütün gece kafasına, aldıkları santrforların niye pivot olmadığına takmış, kulübün parasının niye sokağa atıldığına, niye Zico'nun yanlış sistemle oynattığına takılmış...
Bunları kafaya da takan biri.
Sabaha kadar yatağında dönüp dönüp durmuş, kurmuş da kurmuş...
Hiç olmazsa farklı kazandıkları maçlardan sonra bir iki çay kaşığı huzur, iki üç ölçek mutluluk, üç dört tutam hoşluk istiyor garibim.
Haksız mı?
Bence değil.
Ve...
Tabi bence.
Hangisi işinize gelirse
Ve...
Bir mail daha:
-Bol gol hoşunuza gidiyorsa halı saha maçlarımıza gelin, 20-20, 23-22, 25-23 bitiyor.
Stadyum'daki 4-4'lük maçla ilgili yorumuma iş koyuyor hesapta...
Gidiyorum zaten.
Daha dünün dünü, Levent'deki Kara Yolları'nın sahasında, Bizim Rıdvan (Dimen), Bizim Rıza (Çalımbay), Bizim Cüneyt(Tanman) ve arkadaşlarını seyrettim.
Çok keyifliydi.
Ve...
Futbola bir kısım bizimkiler gibi bakarsanız, sadece futboldan keyif alırsınız.
Benim gibi bakarsanız, hem futboldan keyif alırsınız, hem de hayattan.
Ve...
Hangisi işinize gelirse...
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|