|
 |
|
|
Ferguson da hoca mı?
Bildiğiniz üzere 6 Kasım'da Alex Ferguson, Manchester United'daki 20. yılını doldurdu. Bütün spor basınında "Vay ne muhteşem bir şey" tarzı haberleri okuduk. Futbol programları ise Ferguson'a selam göndermeden esas konularına geçemedi. Hatta birazdan 3 İstanbullu'nun teknik direktörlerini kıtır kıtır kesecek olanlar, "İşte istikrar, sabır ve kararlılığın sonucu bu" diye masallar anlattılar, alkış tuttular...
Alex Ferguson büyük hoca, dile kolay bu 20 yıla tam 23 kupa sığdırmış...
Ne yapmış ki?
Ne zaman M. United'in başına geçmiş? 6 Kasım 1986'da... İlk kupasını ne zaman almış? 1990 senesinde... Ne kupası? Federasyonu Kupası... Yani? Takımın başına geçtikten 4 yıl sonra, lig şampiyonluğu da değil, ala ala bir Federasyon Kupası...
Ne zaman lig şampiyonu olmuş? 1992-93 sezonunda. Yani? Takımın başına geçtikten 7 yıl sonra... Peki, şampiyon olana kadar ligi kaçıncı sıralarda bitirmiş sevgili Sir'ümüz? 1986-87'de 11'inci, 1987-88'de 2'nci, 1988-89 sezonunda 11'inci, 1989-90'da 13'üncü, 1990-91 sezonunda 6'ncı, 1991-92'de ise 2'nci...
Oooo... 4 yıl sonra ilk kupa, 7 yıl sonra ilk şampiyonluk...
Bu İngilizler delirmiş olmalı... Kupasız geçen onca yıla rağmen adamı en başarılı teknik direktör ilan etmişler... Hem de nereden gelmiş Ferguson? İskoçya ligindeki Aberdeen'den... Böyle bir takım mı varmış?.. İskoçya köy liginde miymiş?..
Yazık değil mi M. United'a? Nasıl taraftar bunlar? Koskoca takımın başına nereden geldiği belli olmayan bir hoca gelecek, ilk yılı 11. sırada tamamlayacak ve "Ferguson istifa" diye bağırmayacaksın, küfür etmeyeceksin...
Ayıp ayıp!
Ya, basına ne demeli? İngiltere'de Kazım Kanat, Ahmet Çakar, Hıncal Uluç, Gürcan Bilgiç, Turgay Demir, Sanlı Sarıalioğlu, Sinan Engin (ağırlık Sabah grubundan oldu; ama vallahi mahsus yapmadım) gibi futbol "bilirkişileri" yok mu da, Manchester'ın gözlerini açmasına yardım etmemişler, "Ferguson da hoca mı ya" ya da "Eğer bu Ferguson futboldan anlıyorsa, ben atom fiziği uzmanıyım" dememişler...
Böyle basın, böyle taraftar olursa, yıllar boyu kupa görmeden, sürünür durursun tabi...
Neymiş efendim, ama 1992'de kulüp tarihinde bir ilk olan Lig Kupası'nı almışmış... O kupayı almayanı dövüyorlar yahu!
Sonra 2 yıl üst üste şampiyon yapmış da, ne olmuş? O mu yapmış? Eric Cantona yapmış! Zaten sonradan takıma bir sürü yıldız alınmış, o takıma teknik direktör falan lazım değil ki; kendi kendine şampiyon olur...
Tarih öğretmeni kılıklı bir adamı "en iyi teknik direktör" ilan etmişler! Gerçekten delirmiş bu İngilizler!
Sevdik bir kere: Tony Schumacher
"Herkes deli doğar, bazıları deli kalır."
Yeşil sahaların deli gömleğini, sarıya kestikten sonra kaleci kazağı diye geçirdi sırtına. En güzel sarı, afilli boyalardan önce onun üstündeydi. Toni'nin rengidir sarı. Aramızdan uzunca bir süre ayrıldığında hastalıklardan sarılığı seçmişti kendine.
O; bir odayı boydan boya fotoğraflarıyla donattıracak kadar delirtirdi, kıyıda kalmış mahallelerin solgun sahalarında, iki direk arasında bekleyen çocuklarını.
Bir gol ki sadece o yerse herkes ikna olurdu yenilebileceğine. Uzak köşeye giden topa sadece en serin bakışını gönderirdi.
Kusurun büyüğünü de o işlerdi. İşledi de! Fransız Battiston'a o gaddar, ölümcül tekmeyi savurduğunda herkes lanetledi, affedilmezliğini mühürledi. Oysa, delilerin de melekleri vardır her iki omuz başında. Onu önce Battiston affetti. Yargılamak bize düşmezdi artık, en saf haliyle sevmeye devam edebilirdik.
Zaba iyi tilivisyon mu bilemezdik, alacak paramız yoktu; ama o çok iyi bir kaleciydi! Seyredecek göz, sevecek yürek ve unutmayacak hafızamız vardı.
Hayallerin gücünü ve insan ruhunun katkılarını asla küçümsemeyin. Bir noktada hepimiz eşitiz: Büyüklük potansiyeli hepimizin içinde vardır. Annem bana daha çok küçük bir çocukken, inanarak ve çalışarak varmak istediğim her hedefe ulaşabileceğimi öğretmişti. İlk başarım çocuk felci yüzünden bacaklarıma takılan çelik destekleri atarak yürümek oldu.
Wilma Rudoph (Wilma yürümekle kalmayıp, dünyanın en hızlı kadın atleti oldu. 1960 Roma Olimpiyatları'nda 3 altın madalya kazandı)
***
Sarı-kırmızı kar yağınca!
Ey koca Galatasaraylılar, şimdi size soruyorum: Ne zaman maça geleceksiniz? Galatasaray iyi oynar gelmezsiniz, şampiyon olur gelmezsiniz. Söyleyin bana, ne zaman tribünleri dolduracaksınız?
(İsmet Tongo - Fanatik)
Deyiverin gari!
Beraberlik serisine artık 'dur' demeliyiz.
(Ankaraspor Başkanı Hilmi Gökçınar)
Kadroda olmayanlara ne demeli?
Yedek kulübesindekiler dahil, tüm oyuncularım maçın yıldızıydı.
(Bursaspor Teknik Direktörü Engin İpekoğlu)
Ümit Aktan'la Espri Rüzgârı: 62
Alex, İstanbul'un en pahalı arazisine sahipmiş. Üstelik bunu almak için üste de büyük para almış. Kadıköy'ün en mutena yerinde, papazın çayırında 20 metrekare bir yer almış ve bunu alması için, üstüne 15 milyon dolar ödenmiş kendisine...
(Türkiye)
Vallahi doğru!
Sabri Ugan: Sayın Şengül, geçen hafta yine Adnan Aybaba ile bir tartışmaya girmiştiniz... Şimdi onun bandını seyredeceğiz...
Ziya Şengül: Biz tartışmadık. Yine ben konuştum, Adnan başka şeylerden bahsetti. Demek ki biz de olmasak bu programda gösterilecek bir şey yok !
(Telegol, Star)
Gürsoy'dan al haberi 2!
Pek değerli ve çok sayın kulüp başkanlarımız, şan ve şöhreti, koltuk sevdasını akıllarının ucundan dahi geçirmezler. Sadece ve sadece kulüplerinin geleceği ve yüksek çıkarları uğruna aday olup, her ne pahasına olursa olsun seçilme uğraşı verirler. Bu yolda bizlerin hayalini dahi kuramayacağımız dahice yöntemler icat ederler. Bir kez seçildikten sonra kendilerinden başka hiç kimsenin başkanlığa layık olmadığını anlarlar. Tekrar tekrar başkan olabilmek için her seçimde binbir zorluğa göğüs germek zorunda kalır, değerli zamanlarını bir de bu işlere harcarlar.
(Ergun Gürsoy - Hürriyet)
Özlü Söz 52!
Maziye bak, ne kadar şendik!..
(Ali Sami Alkış - Star)
yakantop@gmail.com
|
|
|

|