|
 |
|
|
Değişen Moskova
Moskova her gidişte değişen bir şehir ve bu değişiklikte yükselen Türk sermayesi önemli bir rol oynuyor
Fax: (0312) 427 20 64
Rusya'da ne değişiyor? Birtakım rakamlara bakarsak Rusya petrol satan ve sarsıntıyı atlatan bir ülke. Yerel olaylara bakarsanız taşrada hâlâ fakirlikten ileri gelen asayiş bozukluğu ve bütün Rusya'da ilgi çeken gençlik grupları ortaya çıkıyor. Rus dazlakları Hitlerin Nazi bayrağının ortasına aynı renkte orak-çekiç motifi koyuyorlar, Yahudi ve yabancı düşmanlıkları had safhada.
Kremlin'in önündeki Manej'de açılan bir fotoğraf sergisinde bu gruplar için manidar bir soru yer alıyor: "Kim bunlar?" Belli ki toplumun çalkantısı henüz devam ediyor.
Moskova ise her gidişte değişen bir şehir ve bu değişiklikte yükselen Türk sermayesinin rolü göze çarpıyor. Türk inşaat mühendisliğinin bizim şehirlerimizden esirgediği zevkli gökdelenler ve binalar Moskova semalarını kaplıyor ve bunların inşaatları yüksek teknolojinin eseri. Rusya'nın bürokratları bu gibi inşaatları kontrol ederken, hediye ve hürmet akçesi almayı ihmal etmeseler de özellikle yangın tedbirleri ve çevre koruma kurallarının uygulamasından hiç taviz vermezlermiş.
Rusya nüfus kaybediyor
Müzeler ve sergiler canlanıyor ve konser salonlarında Rusya'nın entelektüel çevrelerinin kokusu geziniyor. Sokaklarda dilenen ihtiyarlar pek kalmadı, ölmüşler. Rusya zaten nüfus kaybediyor, son 15 yılda toplam nüfus 8 milyon azaldı. Sokaklarda hamile kadın görmek imkansız.
Üstelik üçüncü dünya ülkeleri gibi nüfus ihraç ediyorlar. Kanada'nın, ABD'nin cin bilgisayarcıları Rusya'dan gitme; daha ilginci bankacılık sektörünün gözdeleri de genç Ruslar. Şimdilik Rusya'nın makbul uzmanları bankacı bürokratlar, yakında bilim adamlarının, Bilimler Akademisi'ndeki uzmanların da bu kategoriye girmesi temenni edilir ama şimdilik yaşam şartları iç açıcı değil.
Türk ve Rus evliliklerinin sayısının 60 bini geçtiği söylendi. Beraber yaşayanlar bunun birkaç misliymiş. Evlilikler hadisesiz devam ediyor. Rusya petrol gelirleriyle belini doğrulttu. Ama Bilimler Akademisi'nin raflarında bekleyen araştırma sonuçlarının onda biri sanayiye ve yatırımlara aktarılabilse, yaratılacak zenginliğin petrol gelirlerini 10'a katlayacağına şüphe yok deniyor.
Petrolden yaşamak sadece Ortadoğu'yu değil, Rusya'yı dahi atıl hale getiriyor. Ama şurası bir gerçek: 13 milyonluk Moskova, 5 milyonluk St. Petersburg, Volga kıyısındaki 2 milyonluk Nijni Novgrad gittikçe değişen ve Rusya'nın zenginliğini çeken şehirler.
Moskova bütün zenginliklerin yüzde 70'ini elinde tutuyor deniyor. Lomonozof Devlet Üniversitesi yenilenmiş. Restorasyonu yapan şirket Ali İhsan Ahıskalı'nın. Üniversitenin ünlü Tatyana Kilisesi de restore edilmiş. Bu kadar değişiklik ruhlara da yansıyor. Bezgin ve ürkek talebenin daha çalışkan ve rekabetçi olduğunu anlamak için fazla gayrete lüzum yok.
Rekabetçi gençlik
Rusya gençliği rekabetçiliği kabul etmiş. Bu tavrın alkol ve sigara tüketimlerine kadar yansıdığı görülüyor. Rusya taşrası ise 21'inci yüzyılın endüstriyel dünyasında görülemeyecek kadar büyük şehirlerden farklı bir hayatı yani bildiğiniz fakirliği sürdürüyor diyorlar. Bölgesel ve sınıfsal eşitsizlik herkesi yaralar ama bu trajedi bazı halde yaratıcılığı teşvik ediyor.
Öte yandan kültürel hayatın öncüleri yeni Rusya'yı canlandırırken bazı münasebetsizlikler de yok değil. Mesela, bildiğimiz Bolşoy Tiyatrosu uzun bir restorasyon dönemine girdi. Yanı başındaki minik bir tiyatro Bolşoy'un görevlerini yürütüyor. Burada sahnelenen, Çaykovski'nin bestelediği Puşkin'in ünlü eseri "Yevgeni Onegin" operasını izlemeye gidiyorsunuz. Perde açıldığında karşınızda Rusya taşrasındaki bir toprak sahibinin özgün evi değil, bir Teksas çiftliğinin yemek salonu var.
Daha beteri devam ediyor, genç kız Tatyana, Yevgeni Onegin tarafından reddedilince garip kabuslar görüyor. Eserle ve çizilen karakterle alakası olmayan bir Tatyana bu. Bir tür Amerikanizm özentisi, tuhaf bir psikanaliz.
Değişim ve dışarıya açılma her zaman o kadar renkli ve kolay olmaz. Rusya Rusya'dır; Moskova da Moskova. Her ikisi de er geç yolunu bulur. Yalpalama olsa da anane her zaman galip gelir.
Yakın dostun cenazesi
1956 Notre Dame de Sion mezunlarındadır. Mülkiye'ye girdi. O zamanın Mülkiye'si ilginç bir okuldu. Anadolu'nun bağrından kopup gelen zeki gençlerle, İstanbul'un kolejlerinden ve yabancı okullarından ve asırdide liselerinden mezun olanlar imtihanla girdikleri bu ocakta bir araya gelirlerdi. Mülkiyeliliğin galiba güçlü tarafı da buydu.
Sevin ve Zorlu; adını Montrö müzakereleri sırasında Atatürk vermişti. Adıyla soyadı arasındaki zıtlık, onun trajik hayatını ifade eder. İçindeki insan yakınlığı ve adalet duygusuyla Mülkiye'nin gençleriyle kaynaştı. Hatta çok sevdiği babası Hariciye Vekili Fatin Rüştü beyin tembihine rağmen okulun siyasi havasını benimsedi. Tabii birçok arkadaşı gibi sükutu hayale uğradı. İktidarın, Prof. Turan Feyzioğlu'nu vekalet emrini almasıyla babasının üye olduğu hükümete karşı protesto eylemine katıldı. Bir müddet sonra babasının feci sonunu gördü. Trajik hayatını kendi acıları ve tadıyla yaşadı.
Onu üniversite affı çıkınca gördüm. Sınava giriyordu. Gayet takılmalı, sıcak bir arkadaşlık başladı; doğrusu zeki ve inatçı bir kişilik sahibiydi. Güneşli bir kasım günü yani geçen perşembe onu uğurladık. Türkiye'nin eğitimiyle, dünyaya açıklığıyla, bir yandan muhafazakarlığıyla özgün kuşağına dahildi. Sevin bu ülkenin insanı olmasını bildi. Değişmenin sıkıntılarını en çok 1936-1947 nesli yaşamıştır. O da bu nesildendi.
|
|
|

|