
|
|
|
 |
|
|
Atatürk'ün hayalini kurduğu Türkiye
Satır Arası / Deniz Sipahi
İzmir Ticaret Odası güzel bir iş yapmış ve Andrew Mango'nun "Atatürk Modern Türkiye'nin Kurucusu" kitabını özel bir baskı yaparak dağıtmış.
Andrew Mango'nun İTO'da yaptığı konuşmada ilginç noktalar vardı. Pazar yazımı Mango'nun dikkat çektiği bu bölümlere ayırıyorum.
* * *
Mustafa Kemal, İzmir'i ilk kez 1905 yılında görmüştü. Yeni mezun olmuş kurmay yüzbaşı olarak ilk tayin yeri, Suriye'ye gidiyordu. Gemisi İzmir'e uğramıştı. İzmir o zaman da zengin, uygar bir liman şehriydi. Ne var ki Osmanlı idaresi altında olmasına rağmen, Mustafa Kemal karaya çıktığında rıhtımda Türkçe konuşana hemen hemen hiç rastlamamıştı. İzmir'in bu boyuttaki yabancılaşması kaderini tayin edecek büyük savaşın habercisiydi. Savaşın kazanılması ardından İzmir'e gelen Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa mâmur bir şehir değil, harap bir yangın yeri bulmuştu. İzmir'in bu hali devrimleri tetikleyen önemli bir etkendi. Atatürk'ün Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazı üzerinde çağdaş Türkiye'yi kurup biçimlendirdiğini söylediğimiz zaman bu enkazı 1922 - 23 yılındaki İzmir'in en iyi temsil ettiğini unutmayalım. Atatürk devrimleri bu enkazın karşısında vücut buldu. Nitekim kalkınmanın ilk yol haritası Atatürk'ün harap bir İzmir'in içinde, daha Lozan barış antlaşması imzalanmadan topladığı İktisat Kongresi'nde çizildi. Laikliği beraberinde getiren hilafeti kaldırma kararı da İzmir'de alındı. Türkiye ekonomisinin 1929/30'daki büyük buhranın ardından dünya pazarı ile yeniden bütünleşmesini ise Atatürk'ün sağlığında 1936'da ilk İzmir Enternasyonal Fuarı'nın açılışı müjdelemişti. Türkiye'nin Soğuk Harp süresince güvenliğini sağlayan NATO ittifakının Doğu Akdeniz Kara Kuvvetleri Karargâhı da İzmir'de kuruldu.
* * *
Avusturya gazetesi Neue Freie Presse'nin muhabirine 27 Eylül 1923, yani Cumhuriyet'in ilanından bir ay önce verdiği mülâkatta Atatürk şöyle demişti: "Farzediniz ki karşınızda iki adam var; bunlardan biri zengin ve emrine her türlü vesait müheyya (her türlü vasıta emrinde hazır); diğeri fakir ve elinde hiçbir vasıta mevcut değil. Bu vasıta fıkdanından (yokluğundan) başka ikincinin mânevi ruhu da diğerinden hiç farkı ve maduniyeti yoktur (ondan aşağı değil). İşte Avrupa ile Türkiye yekdiğerine karşı bu vaziyettedir."
Atatürk'ün Türkiye hakkında bu söyledikleri başka memleket ve milletler için de geçerli olduğu için her türlü ırkçılığın reddi anlamını taşıyor.
Cumhuriyetin ilan edildiği gün ise Atatürk'ün Fransız yazarı Maurice Pernot ile söyleşisi "Kültür Hakkında" başlığını taşıyordu. Burada verdiği mesaj, ilkelerinin felsefesini özetliyor. Atatürk şöyle demişti Fransız misafirine: "Türkler bütün medeni milletlerin dostlarıdır. Ecnebiler memleketimize gelsinler; bize zarar vermemek, hürriyetlerimize müşkilât irasına (güçlük çıkarmaya) çalışmamak şartiyle burada daima hüsn-ü kabul göreceklerdir. Maksadımız yeniden mukarenet peyda etmek (yakınlık yaratmak), bizi başka milletlere bağlıyan revabıtı tezyit etmektir (ilişkileri arttırmaktır). Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve milletin terakkisi için de bu yegâne medeniyete iştirak etmesi lâzımdır. Osmanlı İmparatorluğunun sukutu (düşüşü), garbe karşı elde ettiği muzafferiyetlerden çok mağrur olarak, kendisini Avrupa milletlerine bağlıyan rabıtaları kestiği gün başlamıştır. Bu bir hatâ idi, bunu tekrar etmeyeceğiz."
* * *
Özellikle bugünlerde asıl olan akılcı olmaktır. Türkiye, Cumhuriyeti'nin 83 yıllık tarihinde birçok buhran geçirmiş ama treni raydan çıkmamıştır. Kalkınması bazen yavaşlamış, ama hiç durmamıştır. Çünkü en buhranlı anlarda son raddede akıl, öfke ve heyecanı dizginleyebilmiştir. Öfke ve heyecanın dizginlenmemesi halinde neler olacağına misal olarak bugün Ortadoğu'nun acıklı halini, dün ise Avrupa'yı mahveden dünya savaşlarını gösterebiliriz. Atatürk'ün yenilediği, Osmanlı'dan gelen devlet yönetimi deneyi Türkiye'de buhran ânında aklın galebe çalmasını sağlamıştır. Ömür boyu gözlemlerim beni hep iyimserliğe sevketmiştir. Tabii, İzmir'i yeniden görünce bu iyimserlik hissim daha da artıyor. Atatürk'ün Cumhuriyet kurulduğu gün dile getirdiği "Avrupa Türkiye'si, daha doğrusu Batı'ya yönelmiş Türkiye" idealinin burada gerçekleştiğini görüyoruz.
Londra, 8 Ekim 2006
Türkiye ve ABD'nin ortak çıkarı
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) önemli bir ayağı olan "ılımlı İslam" projesi iflas etmek üzere. Bu iflasın çeşitli nedenlerinden ilki ABD'nin çok iyi bildiği "win, win" yani "sen de kazan, ben de kazanayım" prensibini göz ardı etmiş olması, ikincisi ise işbirliği yapılan grupları iyi analiz edemeyip, iç dinamiklerini iyi çözümleyememiş olması. Örneğin "takıye"nin ne olduğunu ancak verilen bazı sözlerin tutulmamasının ardından anlayabildiler ve bunun faturasını ağır ödediler.
Son seçimlerden de anlaşıldığı üzere halkın desteğini büyük ölçüde yitirmiş olan Bush ve ondan sonra gelecekler Ortadoğu'da yeni stratejiler oluşturmak zorunda. "ılımlı İslam"ın desteklenmesiyle "radikal İslam"ın güçlendiği geç de olsa anlaşıldığından, ABD bölgedeki çıkarlarını kaybetmemek için yeni alternatifler arıyor. Türkiye'de "daha çok demokrasi" sloganı ile "ılımlı İslam" projesi kapsamında yürütülen Atatürk'ü, Atatürkçülüğü ve Türk ordusunu yıpratma stratejileri başarısız oldu, hatta ters tepti ve ABD'ye karşı sempati hiçbir zaman olmadığı kadar dibe vurdu. Oysa ABD Ortadoğu'da söz sahibi olmak istiyorsa bölgenin en güçlü ülkesi olan Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak zorunda olduğunu biliyor.
* * *
Türkiye'ye mutlaka bir "model ülke" rolü biçilmek isteniyorsa çevredeki Müslüman ülkeler için en iyi model Atatürk'ün kurduğu "çağdaş, laik, demokratik bir hukuk devleti" olan "Türkiye Cumhuriyeti"; buraya ulaşmak için gerekli yol ve yöntemlerse "Atatürk ilke ve devrimleri." ABD bu modeli desteklediği taktirde "Ortadoğu'daki amacımız buradaki halklara özgürlük ve demokrasi götürmek" dediğinde kendi halkına "takıye" yapmamış olacak; ayrıca "takıyecilerle" değil, gerçekleri söyleyenlerle güvenli bir işbirliği sağlama şansı yakalayacak. Kısacası Türkiye ve ABD'nin çıkarları Atatürk'te kesişiyor.
* * *
İslam dininin laik demokratik hukuk devleti ile bağdaşmadığını öne süren sahte ulemanın ortadan kalkması ve Atatürk devrimlerinin yeniden işlerlik kazanmasıyla genç Türkiye nüfusunun kısa sürede her alanda büyük başarılar elde edeceğine ve yeniden "örnek bir ülke" olacağına inanıyorum. Ortadoğu'da ise Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesinin uygulanmasıyla belki "silah ve petrol tüccarları" kaybedecek, ama "insanlık" kazanacaktır.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden, okulgen@superonline.com)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|