
|
|
|
 |
|
|
Tanıdığım Bülent Ecevit
Biz Türkler, Bülent Ecevit gibi tarihe mal olan bir kişiliğimizi unutma lüksüne sahip değiliz
Fax: (0312) 427 20 64
Bülent Ecevit 1957 yasama döneminden beri TBMM üyesiydi. 1961 döneminde genç bakanlardandı. Çalışma Bakanlığı döneminde hazırlanan kanunların mükemmelliğini iş hukukçusu arkadaşlarım söylerler.
Gerek o dönemde gerek Kıbrıs çıkarması sırasında ebedi muhalifi olan Coşkun Kırca gibi bir hukuk dehasıyla birlikte çalışmakta hiç tereddüt etmemiştir. Bu Tanzimat dönemi devlet adamlarında da görülen bir özelliktir. Bu niteliğin kendisinden sonraki devlet adamlarında da devamını isteriz.
Kitlelerin tanıdığı cesur, yer yer sert nutukları olan Bülent Ecevit'in yüz yüze ilişkilerde son derece nazik olduğunu gördüm. Rahşan Ecevit partide görevler yüklenmeden önce de her yerde eşiyleydi ve görüştüğü kimseleri de eşleriyle davet etmeye dikkat ederdi.
Unutmayalım, Türkiye'ye başbakanından köy muhtarına kadar "Sayın" diye hitap etme alışkanlığını getirmiştir. Mütevazı bir aydın adamın ev hayatını sürerdi, sonraki dönemlerin lüzumsuz israfına karşı bunun bir alternatif olduğunu düşünüyorum.
Dürüst bir politikacıydı; yolsuzlukla savaş vermesi zaruri olan Türkiye'de bu özelliğinin Ecevit'in en önemli mirası olduğu açıktır. Biz Türkler, Bülent Ecevit gibi tarihe mal olan bir kişiliğimizi unutma lüksüne sahip değiliz.
Çevresindeki kadro
1973 seçimlerinden önce Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin göze çarpan siyaset bilimcileri Deniz Baykal ve Ahmet Yücekök, Ecevit'in etrafındaydı. Tabii okulun ağır toplarından İdare Hukuku Profesörü Turan Güneş ve siyasi tarihçi Haluk Ülman.
Bu saydığım grup üniversite ve siyasetin işbirliği için yoğun bir örnekti. Ve sonraki yıllarda Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni birçok öğretim üyesinin gözünde siyasi kariyer yapmak için çekici bir kurum haline getirdi; gerçi hiç kimsenin bu dörtlü kadar etkin olduğunu sanmıyorum.
Grubun üyeleri her gün öbür hocalarla tartışırdı; tartışmaktan kimse usanmadı. Ama bir nokta açıklık kazandı, Bülent Ecevit 1973 seçimlerini Cumhuriyet Halk Partisi'ni 1946-1950 Demokrat Parti'nin stratejisi ve konumuyla götürmek niyetindeydi. Bu şüphesiz isabetli bir yaklaşım olmuştur. Klasik CHP'nin sloganları ve belirsiz ekonomik programı terk ediliyordu. CHP 12 Mart rejimine duyulan tepkinin öncülüğünü, itiraf etmek gerekir ki, rakip Adalet Partisi'nin elinden almıştır.
Ecevit'in Türk siyasetinde tabuları yıktığı ve bazı olmazları olur hale getireceği görüldü. Nitekim seçimlerin sonucunda bugünkü seçim sistemi için mutlak iktidara götürecek rey aldı ama o gün için yetersiz oy oranıyla koalisyon ihtiyacı doğdu. Mutlak iktidara alışmış AP'liler cumhurbaşkanının seçiminde gösterdikleri ittifak anlayışını bu sefer esirgediler.
Af kanununun sonuçları
O günlerde ilk işaret Mümtaz Soysal'ın yazılarında verildi; CHP ve Ecevit cesurca bir atılım yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ikinci grup olarak giren Necmettin Erbakan'ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi ile koalisyon yapıldı. Bu koalisyon ilk anda tartışılan bir "af kanunu" çıkardı.
1970'ler boyu tırmanan terörün günahı bu kanuna atfedilmiştir. Ama kanunun tartışılmayacak iki olumlu sonucu da vardı. Birincisi Osmanlı hanedanının erkek üyeleri, bu 1974 affıyla memlekete dönebildi (Kadın üyeler 1952'den itibaren dönmüşlerdi). Ama şehzadelerin ve beyzadelerin birçoğu için 50 yıllık ıstırap sona erdi. Hiç unutamadığım ve anlayamadığım bir olay, İhsan Sabri Çağlayangil'in kulislerde bu kanuna karşı çıkmasıydı. Affın ikinci sonucu komünist tevfikatından dolayı pasaport alamayanlara pasaportlarının verilmesiydi. Bu olaydan sonra Müntekim Ökmen'in çevirdiği romanlardan ezberlediği Paris'e gidişini ve şehri karış karış gezişini gördüm.
CHP-MSP koalisyonunun asıl önemli sonucu 1974 Temmuz'undaki Kıbrıs çıkarmasıydı. Bunu başka hiçbir hükümet yapamazdı. Bu çıkarmayı da bugün tartışıyorlar ama tartışılmayacak bir yönü, Kıbrıs çıkarmasının bu tarihten sonra dış politikamız ve savunma sistemimiz için tarihi bir dönüm noktası teşkil etmesidir.
Dengeli bir ulusalcı söylem geliştirdi
Onu izleyen sıkıntılı yollarda Türkiye'nin direnci arttı, savunma sanayii gelişti. Bülent Ecevit'in ikinci başbakanlık dönemi bu nedenle iktisadi sıkıntılar, yokluklar ve tırmanan terörle geçti. Ecevit'in hükümetine nokta koyan olaylardan biri de TÜSİAD'ın ünlü protesto mektubudur. 30 yıl sonra Ecevit de TÜSİAD da ortada duruyor. İsterseniz biraz daha bekleyelim; tarih kime rey verir? Özel girişimin politikalarında bu gibi gereksiz çıkışlara lüzum olmamalıdır.
Bülent Ecevit ile şahsen tanışmam 12 Eylül 1980 darbesinden ve onun Hamzakoy'daki zorunlu ikametinden sonraki inziva günlerinde oldu. Kendisine kitabımı yolladım ve telefonla aradım. Beni Rahşan hanımla birlikte davet ettiler.
Bu sıcak bir karşılamaydı; Ecevitler 1980 öncesi CHP'sinin yönetici kadroları ve milletvekilleriyle hemen hemen ilişkilerini koparmışlardı. Bülent beyin yepyeni bir strateji izleyeceği kesindi. Bana "Bizim seçmenimiz MHP seçmenidir" dedi. Gerçekten de izleyen seçimde MHP profilinde pek göze çarpmayan Rumeli göçmenlerinin ve Kafkasyalı göçmenlerin oylarıyla meclise girdi.
Dengeli ve ayakları yere basan bir ulusalcı söylem, yeni kurduğu DSP'nin özelliğiydi. Galiba Akdeniz bölgesindeki sosyal demokrat partilerin genel özelliğine uyuyordu. Tabanı yere basmayan İskandinav modelinin bu bölgeyle uyuşan tarafı pek yoktu. Sol haklı davasında ulusalcı söylemi dışlayamazdı. Bu strateji onu siyasi hayatımızda yeniden başbakanlık dönemine taşıdı.
|
|
|

|
|