|
Tiyatro üstüne bir 'şiirsel anlatım' oyunu
Bir yanda ağzı köpürmüş politik ihtirasların havaya kalkmış safsata mızrakları; bir yanda "sükse çocuk, zengin çocuk, şöhretli çocuk" özenlerinin, yerçekiminden koparak birbirine dolanmış bacakları; bir yanda varoş lümpenliğinin azgınlaşan eşkıyalığı...
Her açıdan fokurtuları artan bir ülkede; birkaç saatliğine de olsa, bir kalite limanına uğramışlığın değişik dünyasında, özgün bir tiyatro oyunu...
***
Levent'teki İş Bankası'nın neredeyse Galata Kulesi'yle, Beyazıt Kulesi'ni de cüceleştiren görkemli modern yapısındaki 10'uncu katta, 800 kişilik bir tiyatro salonu...
***
Henüz ışıkları yanmamış, perdesiz, dekorlardan soyutlanmış büyük bir sahnede birtakım dağınık ve döküntü eşya; sanki bir tiyatro kulisi uzantısındaki ardiyede dağınık sahne aksesuvarları; taht benzeri bir koltuk, küçük bir mezar taşı, çeşit çeşit sandık, iskemle, kanepe, masa ve bir yazı makinesi... Bir kıyıda kaykılmış oturan figüran maketleri...
Ve o dağınıklığın bir köşesinde, oturmuş çello çalan genç bir kız...
***
Ramp ışıklarıyla tepedeki spotlarda hafif bir güçlenme ve birden sahneye dolan palyaçoları, akrobatları, mekanik yürüyüşlü kuklalarıyla düşsel bir "mim" gösterisi...
***
Derken...
Derken sahneye giren Ali Poyrazoğlu'nun, kendisinin yazdığı ve kendisinden başka kimse tarafından da tekrarlanmasına olanak bulunmayan "Ben Eskiden Küçüktüm" "oto-fiction" oyunu...
***
2 saati aşkın sürecek bir "tiyatro kulisleri" tarihinden otobiyografik "ibrişimli dram-yergi ve alay kokteyli" bir sahne anlatımı...
5 yaşında bir çocuğun evde bir masanın altını perdeli bir sahneye dönüştürerek, aile büyüklerine yaptığı kendi dünyalarından çizgilenmiş gösteriler ve aile büyüklerinin çeşitli tepki ve tavırlarından taklitler...
Dışarıda yağan kar...
***
Ertuğrul Muhsin döneminde 17 yaşındayken alınmış ilk rol... Karlar altında sokakta yolu kesilen Muhsin Bey ve karlar altında kardan bir adama dönüşüldüğü sırada, "Satıcının Ölümü"nde 65 yaşındaki bir yaşlı erkek rolü...
***
Artık kendine ait bir tiyatroda ilk oynanan Aziz Nesin oyunu ve sahneyle Yeşilçam filmleri arasında zikzaklaşmış; yazı ve tiyatronun kahvelerde bekleşen sevdalıları...
***
Sahnedeki yazı makinesine değmiş olan parmaklar; Aziz Nesin, Suavi Sualp, Haldun Taner...
Hastalık hastalığına tutulmuş Müjdat Gezen...
Sonra yine yağan karlar ve Ali Poyrazoğlu'nun bütün o kulisler tarihçesini renklendiren tek kişilik oyunu içinde, satışa çıkardığı eski sahne aksesuvarları...
- Satıyorum şu krallar tahtını... Alan yok mu, satıyorum, sattım.
***
- Buyurun alın şu yazı makinesini... Siz mi istiyorsunuz, siz mi; satıyorum, sattım...
***
Buyurun alın şu peruğu...
***
1925 yılında, ünlü operet yaratıcısı fraklı, silindirli, bastonlu Muhlis Sabahattin ile Şapka Devrimi'ni ilan etmiş olan eski gençlik dostu Mustafa Kemal'in, bir tren istasyonunda karşılaşması...
***
Her oyunun ilk gecesinde göklerden kulislere inen Molière, Shakespeare, Ertuğrul Muhsin, Haldun Taner.
Yağan karlar...
Derken Ayla Algan'ın, her sözcüğü kendince uzatıp yayması sahnede... İsmet Ay portresi... Atina'da Rumca oynanacak bir tiyatro turnesinin kulis hazırlıkları... Altan Erbulak ve Savaş Dinçer'in İsmet Ay ile olan matrak mı matrak serüvenleri...
***
Anıtkabir'deki defterden okunan pasajlar...
Bir yandan da sürüp duran eski aksesuvar satışları...
- İşte sepetten bir sandık... Satıyorum, sattım...
Yağan karlar...
Nihayet satışa çıkan sahne tozları...
Ve sahneye yağan karlarla birlikte bol bol satılan sahne tozları...
***
800 kişilik salonun silme dolu olması, bir türlü "gelişmiş"liğe terfi edememiş bir dünyada; mikrofonlu hırs ve safsata yıldızlarının oynamaya kalktıkları oyunların, çok dışına götürdü bendenizi de...
***
Toplumların hangi gökkuşaklarını çizmiş olduklarının fotokopisi, sadece müzelerle tiyatro tarihinde ortaya çıkıyor galiba...
c.altan@prizma.net.tr
|
|