Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Kasım 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Çizerken ben de bazen kahkahalarla gülüyorum"

Fransa'daki sergilerde çizimleriyle Türkiye'nin tanıtımına katkıda bulunan karikatüristimiz Piyale Madra: "Çizerken ben de bazen kahkahayı patlatıyorum. Esprilere değil; adamlara, kadınlara, o karakterlere gülüyorum"

ASLI ÇAKIR

Piyale Madra'yla Kandilli'deki evinde buluşuyoruz. Köşede çizim yaptığı masası, krem rengi koltukları... Ortada bizim için hazırladığı, daha doğrusu annesine hazırlattığı kurabiyeler, börekler... Bize her fotoğrafta ve tüm konuşma boyunca eşlik eden Bambi'yi de analım. Bambi, Madra'nın bazı çizimlerinde rastladığınız o ufacık köpek. Ama artık yaşlanmış. "Ölecek artık" diyor Madra. Yanına çağırıyor "Bak kulakları da duymuyor" diye üzülüyor.
Piyale Madra, Türkiye'nin tek tük kadın çizerlerinden. Konuştuğum tüm çizerler onu ayrı bir yere koyuyor "O başka, bambaşka" diyorlar. "Bütün gazetelere bakarım ama ilk olarak Radikal'in ikinci sayfasına... Güne Piyale'yle başlarım" diyen takım elbiseli kocaman adamlar da onun hayranı, benim gibi "Ademler ve Havvalar" karikatürlerinden bazılarını kesip saklayan, evin bir yerlerine asanlar da.
Bir ara birlikte fotoğrafımız çekilirken bana eskilerden bir karikatürünü gösteriyor. Ben masaya kapaklanıyorum ama işin ilginci o benden çok kahkaha atıyor "Ne komik, değil mi?" diye diye. Haydi ben hayranıyım da ona ne oluyor? "Esprilere değil, karakterlere, o adamlara, kadınlara çok gülüyorum. Bazen çizerken kahkahayı patlatıyorum" diyor.
Bizim onunla bu seferki buluşmamızın nedeni Fransa'daki sergileriydi. İlki Paris'teydi. TÜSİAD, Türkiye'nin AB müzakerelerine başlamasının birinci yılını üç Avrupa kentindeki sergilerle kutladı. Paris'teki sergide Piyale Madra ile Le Monde'un baş sayfa çizeri Jean Plantu'nün 25'er karikatürü vardı. Hemen o serginin ardından bu sefer Nancy'deydi Madra'nın çizimleri. Ataturquie Derneği'nin düzenlediği, İzel Rozenthal, Tan Oral, Nezih Danyal'ın çizimlerinin de olduğu bu karma sergi
29 Ekim'de başladı. Halen devam ediyor. Çizerimiz karikatürleriyle bir yandan Fransızları güldürüyor bir yandan da Türkiye'nin tanıtımına katkıda bulunuyor.
Karakterleri gibi ufak tefek, abartılı olmayan bir kadın Piyale Madra. Röportajları da öyle harika geçmez. Düz cevaplarını verir, bitirir. Mesela "Ademler, Havvalar çiziyorsunuz. Sizin Havvalığınız nasıl?" diye sorunca susup gülüyor. En azından "Çizimleriniz dışında komik bir kadın mısınız?" diye sorduğumda cevap veriyor: "Eh, arkadaşlarım arasında iyiyimdir." Ve ben tam evinden çıkarken burada yazamayacağım öyle bir hikaye anlatıyor ki, bu sefer de masaya değil, kanepeye kapanıp kalıyorum.

Fransa'da sergilenen karikatürlerinizi hangi kriterlerle göre seçtiniz?
Bir kere seçmek çok zor oldu. Düşünsenize ben 26 yıldır bu işi yapıyorum, binlerce çizimim var ve 25 tanesini seçmek zorundayım. Türkiye'yi, bizi yansıtsın istedim.

Neler vardı? Ademler ve Havvalar, yani ilişkiler, aşk, değil mi?
Evet onlar da vardı ama farklı konularda olmalarına da özellikle dikkat ettim. Savaş, tüketim çılgınlığı, küresel ısınma gibi konular da vardı. Ayrıca biliyorsunuz DHL paketlerinde de Türkiye'nin tanıtımı için benim karikatürlerim kullanılıyor. Onlardan, Kızkuleli, Galata Kuleli olanları da sergiledim. Plantu'nün ise hemen hemen bütün çizimleri Türkiye'yle ilgiliydi.

"Fransızcada aynı etkiyi yaratmadığı için sergiye koymak istediğim halde elediğim karikatürler oldu" demişsiniz. Elediklerinizden örnek verir misiniz?
"Dağ başını duman almış"ı söyleyerek McDonald's'a giren okul çocuklarını çizdiğim bir karikatürüm vardı. Onu sergilemek istiyordum. "Dağ başını duman almış" yerine çeşitli Fransız şarkıları koyduk. Aynı etkiyi yaratan bir Fransız şarkı bulamadığımız için vazgeçtim.

Neler oldu Paris'te? Fransızlar nasıl tepki gösterdi?
Ben açılışta oradaydım, sonra döndüm, o yüzden çok bilmiyorum. Ama basının ilgisi büyüktü. Nancy'deki sergide de hemen hemen her gün radyo, televizyon ve basınla birlikteydik. Belki şöyle bir şey anlatabilirim... Biz bir köşede Plantu'yle konuşurken salonda bir kahkaha patladı. Kadının biri benim karikatürüme gülüyordu.

Tanıtımımızda karikatürlerin kullanılması hakkında siz neler diyeceksiniz?
İnsanlar okumaktan çok bakmaya eğilimlidir. Bence çok iyi bir fikir çünkü karikatür çok dikkat çekicidir. Türkiye'yi anlatan bir karikatür herhangi bir Türkiye manzarasından daha çok ilgi çeker.

"Çocukluğumda hep oyuncu olmak isterdim"

Ben bir karikatürünüzü kocama gösterip "İşte bu sensin" diyebiliyorum. Bazen benim annem de ya da bir arkadaşım da kendini buluyor karikatürlerinizde. Herkesten bir şeyler var. Kadınları, erkekleri, ilişkileri nasıl bu kadar biliyorsunuz?
Onların hepsini benim yaşıyor olmam mümkün değil tabii. Çocukluğumda oyuncu olmak isterdim. Annem her pazar mutlaka tiyatroya götürürdü. Gün içinde olan biteni de oynayarak anlatırdım. Yani "Ayşe dedi ki" derken, Ayşe olurdum. Galiba bunun etkisi var.

Niye oyuncu olmadınız?
Olmadım çünkü çizime döndüm. Belki ikisi birleşti diyebilirim karikatürde. Senaryo, sahne, aksesuvar ve diyalogların çizgiye dökülmüş halleri gibi. Bir de yeni insanlar tanımak benim için önemli. Mesela "Oraya ben gitmeyeyim, tanımadığım insanlar var, sıkılırım" diyenler olur. Benim için böyle bir şey hiç geçerli değil. Ben yeni insan görmeye, tanımaya bayılırım.

Kandilli'de sizi tanırlar mı? Esnaf, manav, kasap sizinle selamlaşır mı?
Evet, selamlaşırız. Birbirimizi tanırız. Çengelköy'de balıkçım, kırtasiyecim vardır.

Her gün kadın-erkek ilişkilerini çiziyorsunuz. Siz daha fazla anlarsınız diye sizinle dertleşmek isteyenler çoktur.
Onu bilmiyorum ama bazen bazı arkadaşlarım yeni biriyle tanışınca "Gel, şu adamı gör bakalım" diyor.

"Amerika'dan, Avrupa'dan e-posta gönderenler var"

Hayranlarınız var, farkındasınız değil mi? Size yazanlar oluyor mu?
Eskiden bilgisayar yokken mektup gelirdi. Onları gözüm gibi saklardım. Şimdi de e-posta geliyor. Avrupa'dan, Amerika'dan bile e-posta gönderip çok içten, çok hoş şeyler yazanlar var.

Hiçbir mizah dergisine çizmiyorsunuz. Neden?
Hayır çizmiyorum. İkinci bir şeyi yapamam. Bir de sürekli başka projeler oluyor. Mesela şimdi kitaba başlayacağım. Bir "Ademler ve Havvalar" daha olacak. Bir de "Küçük Ademler ve Havvalar 2".

Siz Türkiye'deki mizah dergilerini nasıl buluyorsunuz?
Vallahi buna cevap vermeyeyim, düzenli olarak takip edemiyorum onları.

"Politika çizen, baş sayfa çizeri bir kadın karikatüristimiz olmalı"


Siz politika çizmiyorsunuz...
Hayır. Gençliğimde çizdim. Dünyayı değiştirebileceğimi sanıyordum. İşin esprisi bu tabii. Güncel ve yerel politika çizmiyorum belki ama dünyada olan biten savaşlar, küresel ısınma, tüketim çılgınlığı gibi konuları ev içlerine yansıtıyorum.

Bizde politika çizeri kadın yok galiba gazetelerde, değil mi?
Maalesef yok. Bence olmalı. Hatta baş sayfa çizeri, bir politika çizeri bir kadın olmalı. Vallahi dünyada da yok kadın politika çizeri.

Kadın çizer deyince birkaç isim sayabiliyoruz. İşin fenası yeni gelen de sanki yok.
Yeni gelen ben de bilmiyorum. İnşallah çıkar ama. Ama kadın çizerlerin az olması Türkiye'ye özgü değil, sanmayın ki başka ülkelerde çok var. Hatta bizde daha fazla. Aslında bir tek karikatürde değil, tüm sanat dallarında kadın sayısı çok az.

"Sağduyu bir noktada çizeri durdurur. Buna ister otosansür ister başka bir şey deyin"


Karikatürler bazen krizlere de neden olabiliyor. Son olay Hz. Muhammed'in Danimarka'da yayımlanan karikatürleriydi...
Şöyle bir örnek vereyim. 1999 yılında, "İnançlar" sergisi açmıştık. 100 kadar yabancı çizer katıldı. İzel Rozenthal işin başındaydı. Polonyalı meşhur bir çizer Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed, Buda'yı yan yana çizmiş. Ama Hz. Muhammed'in sureti var, yüzü çizilmiş yani. İzel telefon edip "Böyle bir durum var" diyor. Çizer "Hemen müdahale et, yüzünü perdele" diye cevap veriyor. İnsanların hayatlarına anlam katan birtakım değerlere saygı duyup sağduyuyu öne çıkarıyor.

Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bence çizilebilmeli. Ama dediğim gibi sağduyu bir noktada çizeri durdurur. Buna ister otosansür ister başka bir şey deyin.

Siz bir karikatürist olarak kendinize sansür uyguluyor musunuz arada sırada?
Ben her karikatüristin değişik sınırlarda, çizgilerde olsalar da, öyle ya da böyle, farkına varmadan da otosansür uyguladığını düşünüyorum. Ama bile bile sansür uygulamadım hatırladığım kadarıyla.

Sizin çizimleriniz politik değil. Ya da bilinen şahsiyetleri çizmiyorsunuz zaten. Ama belki seksle ilgili konularda sansürlemişsinizdir kendinizi. Öyle bir espridir ki adamın penisi görünmelidir ama mümkün değil.
Söylediğiniz gibi bir durumda da öyle bir şey yaparsınız ki penis çizmezsiniz ama okuyucunun hayal gücünü çalıştırarak onu çok daha ilerilere götürebilirsiniz.


PAZAR
Bir harf hatası için bile köşesinde düzeltme yayımlardı
"Çizerken ben de bazen kahkahalarla gülüyorum"
"Oğlum uçaktan inmeyince İstanbul'daki her oteli aradım"
"Yıllar içinde adım Zihni soyadım da Bar oldu"
Mehmet Öz'ün kızından üniversite öğrencileri için beslenme önerileri
35 yaşın üzerindeki erkekler bunları giymesin!
Neden bizim köpeklerimiz de otobüse binmesin?
Fatih Sultan Mehmet Paris'te
'Lost' oyuncuları gerçekten ıssız bir adaya düşerlerse...
Arizona manzaralı caz
Haritada güçlü gezegen
İtalya'da beyaz trüf avı
Tanıdığım Bülent Ecevit
Dabılyu dabılyu dabılyu nokta korkuyorum anne
Atatürk'ün izinde
Eb-Ül-İz, Leonardo'nun ustası mı?
Türk şarabını bu kez doğa vurdu





R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet