|
 |
|
|
Atatürk'ün izinde
Bu hafta Ankara'daydım. Daha önce hayatımda hiç yapmadığım bir şeyi yaptım: Milli Kütüphane'ye gittim, Atatürk Belgeliği'nde ilk kez gün yüzüne çıkan Atatürk'ün el yazmalarıyla süslediği kitaplar, film senaryoları ve tiyatro eserlerini inceledim
fturkmenoglu@milliyet.com.tr
Münir Hayri Egeli yıllar önce bir tiyatro eseri yazmış. Adı "Taş Bebek". Okuması için Atatürk'e yollamış. Tiyatro eserinde erkek karakterlerden birinin söylediği bir replik: "Kadın acılı bir oktur. Ben kadına hiç inanmam. Adam onu hep uzaktan sevmeli, bir süs gibi."
Atatürk bu repliği bir yuvarlağa almış, okla yandaki boş sayfaya geçmiş ve inci gibi el yazısıyla aynen şöyle yazmış: "Biz kadınlar için böyle düşünmeyiz! Kadın varlığı, ulusun bir noktadan temelidir. Artık kadını bir süs gibi görme fikri doğru değil. Değiştirilmeli." Altında da bir tarih: 19 Ekim 1934.
Türkiye'nin bilgi bankası
Milli Kütüphane'yi günde ortalama 2 bin kişi ziyaret ediyor. Sergi ve konferans salonları da var ama ziyaretçilerin çoğunluğu, ders çalışmaya gelen üniversite öğrencileri. Kültür Bakanlığı'na bağlı bir kurum, Batı'daki bazı örnekleri gibi özerk değil.
Milli Kütüphane Başkanı Celal Tok, "Burası Türkiye'nin bilgi bankasıdır" diyor. Kapıları üniversite öğrencilerine, akademisyenlere, gazetecilere ve ciddi araştırma yapanlara açık. Kuruluş amacı milli kültür araştırmalarını desteklemek. Yurtiçindeki her türlü bilgi, belge ve eseri; yurtdışından da Türk kültürüne ait yayınları toplamak ve bir merkez çatısında isteyenlere sunmak.
Milli Kütüphane içindeki Atatürk Belgeliği ilk kez basına açıldı. Ben de CNN TÜRK şapkamla, belgelik içindeki sergiyi görüntüleyen ilk basın mensubu olmanın ayrıcalığını yaşadım. Sabahın en erken uçağıyla Ankara'ya gidip tozlu belgelerin arasında kayboldum.
Atatürk'ün resimleri, kartpostalları, ölüm ilanları, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren gazete kupürleri var Atatürk Belgeliği'nde. Geçmişten günümüze ışık tutan toplam 36 bin belge. Ama bir de çelik kasaları var ki, ki sadece ciddi araştırma yaptıklarını kanıtlayanlara ve gazetecilere açacaklar, inanılmaz şeyler gördüm orada.
Bir tarihte Atatürk'e bir film senaryosu gelmiş örneğin. Filmin adı "Ben İnkılap Çocuğuyum". Atatürk beğenmiş, filmin çekilmesine ilişkin notlar düşmüş. Bir karakterin isminden hoşlanmamış sadece, "Değiştirin" demiş. Soruşturdum, Türk sinema tarihi konusunda araştırma yapanlar, böyle bir filmin hiç çekilmemiş olduğunu söylediler.
Sonra Ata'nın kendi çevirdiği kitaplar var kasada. Yanlışlıklarını düzelttiği tarih kitapları da. İnce ince okumuş, her sayfaya uzunca notlar düşmüş, doğrularını yazmış.
Tarihe tanıklık...
Atatürk'ün el yazmalarına dokunmak, tarihe birebir şahit olamak gibi. Hangi koşullarda, hangi masada, hangi kalemle not düşmüş acaba? Yanında sigarası ve küçük fincanda kahvesi var mıymış? Geceleri mi okumuş daha çok?
Bu gezimde Atatürk'e bir adım daha yakınlaştım ben. Sanki onun hayatında ufacık zaman dilimlerine "dokundum".
Bir lider ki, hem tarih biliyor hem yabancı dillerden çeviriler yapıyor. Bir lider ki, hem halkını yüceltip gereğinde "bam teli"ne dokunabiliyor hem en ileriyi görüp "Biz kadınlarımız için böyle şeyler düşünmeyiz" diyebiliyor. Bir lider ki, sinemadan, tiyatrodan anlıyor; fikirlerini son derece güzel ifade edebiliyor...
Atatürk'ün izinde, kısacık ama çok vurucu bir geziydi. Nerelerden başlamış bu cumhuriyet, nerelere kadar gelmiş... Bu nasıl bir düşüş, ne denli ağır bir "dekadans"; nasıl olmuş, nasıl...
Kadınını, tüm kadınları böylesine yücelten bir adamdan yıllar sonra, işte şahit olduğum manzaralar karşımda: Kadınını kara çarşafa sokanlar; arka masaya, hatta mümkünse ayrı bir salona atanlar, daha da acısı bundan hiç gocunmayan kadınlar, "Türk basını dişidir" diyenler, elinde soplarla poz verenler; zarafet yoksunu kara cahiller...
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde acıklı bir geziydi bu. Şahit olduğum şey, sanki Batı'ya giden Orient Express'te "first class" başlayan seyahatin, yalınayak geriye doğru yürünen devamıydı.
Hayran oldum. Atatürk'e bir insan olarak kesinlikle hayran oldum...
|
|
|

|