|
 |
|
|
Hesap kesim tarihi: Ocak 2007
Şu analizi iyi yapalım.
Salı günkü toplantıda Haluk Ulusoy'un yanında yer alan kulüpler, anti-demokratik bir uygulamaya ve dayatmaya mı tepki gösterdi, yoksa kendi çıkarlarını mı gözetti?
Ya da Ulusoy'un aleyhine oy kullananlar gerçekten temiz bir futbol istedikleri için mi el kaldırdı, yoksa yeni oluşumda etkili bir rol kapabilmek için mi?
Bence Türk futbolunun geleceğini düşenen ve vicdanının sesini dinleyenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmedi!
Ortaya konan sayısal tablo, olağanüstü bir genel kurula gidilmesi için belirleyici olamadı.
Kulüpler Birliği'nde 18 kulübün en azından 12'si Haluk Ulusoy aleyhine görüş bildirse ya da bir o kadarı göreve devam etmesi gerektiğini savunsa, bundan bir mesaj çıkarabilirdik.
Çoğunluk iradesi vardır ve yönü "şudur" diyebilirdik.
Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, topu Kulüpler Birliği Vakfına atarak, siyasetin müdahil olmadığı bir olağanüstü genel kurul yapılabileceği görüntüsü vermeyi planladı.
Ancak işler düşündüğü gibi gelişmedi.
Merak ediyorum.
Toplantıda çoğunluk kongre isteseydi sayın Bakan yine "Kulüpler Birliği futbolun genel kurulu değildir" açıklaması yapar mıydı?
Görünen o ki, seçenekler (en azından şimdilik) yaratılmak istenen karmaşa ortamını çözecek yeterlilikte değil.
Ne Kulüpler Birliği'nin 98 oyu, ne de olağanüstü genel kurul için 89 imzayı bir araya getirecek muhalif grup tek başına söz sahibi olabilir.
Bu arada, Bakan Şahin futbolun nabzını tutacak sağlam bağlantıları bulunmadığı için tavrını koymakta gecikiyor.
Dolayısıyla olası bir olağanüstü genel kurulda delegenin ne yönde hareket edeceğini kestirememenin sıkıntısını yaşıyor.
Düşünsenize, kongrede mevcut yönetimi destekleyen çoğunluğun ikinci kez karşısına dikildiğini...
Şahin böyle bir riske girebilir mi?
Kesinlikle hayır.
Bakan işini sağlama alacaktır.
Kulüplerin tavrı netleşinceye kadar bekleyecek, imza toplanmadığı takdirde son çare duruma müdahale edip, yetkisini kullanacaktır.
Eğer bir seçim takvimi yapılacaksa, hesap Ocak ayı sonunda görülecektir.
Demokrasi sınavı
Demokrasiyi sindirememiş, yaşam biçimi olarak benimsememiş, ancak başı her sıkıştığında ona dört elle sarılmış bir toplumuz.
Bugün futbolu yönetenler seçimle göreve geldi.
Tıpkı pek çok demokratik oluşumdaki gibi.
Gerekiyorsa gidiş şekli de seçim olmalı.
Bu yüzden olağanüstü toplantı çağrısını genel kurulu oluşturan irade yapmalı.
Seksen küsur imzanın fantaziden öteye gitmeyeceğine inananlardanım.
225 delegenin yarısından fazlası değişim istemeli ki, kendilerini kadrolu kurtarıcı sananlar elini futboldan çeksin ve oyun kendi dinamiği içinde yolunu bulsun.
Dava 24 Ocak'ta
Unutmadan, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy hakkkında açılan davanın ilk duruşması 24 Ocak 2007 tarihinde Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapılacak.
Ulusoy ile ilgili suçlamalar yargıya intikal ettiği için artık bu konuda yorumda bulunmak, fikir beyan etmek sahibini bağlayacak.
Bu yüzden önümüzdeki günlerde mesajlara dikkat edin, Bakanın yaptığı gibi "Yöneticilerin de zeki, çevik ve ahlaklısını severim..." tarzında verilecek.
Haberiniz ola!
Bataklık kuşları
Kendilerinden olmayan herkesi Ulusoy'culukla suçlayan balık hafızalılar, çok değil birkaç yıl geriye gidip küçük bir arşiv taraması yapsa, okuyacakları satırlar yüzlerini kızartmaya yetecektir.
Tabi hâlâ utanma duygusu taşıyorlarsa.
Çünkü onların derdi temiz futbol, şaibesiz oyun değil, sırtlarını dayadıkları siyasi güce karşın yaşadıkları seçim yenilgisinin rövanşını, ne koşulda olursa olsun alma içgüdüsünün tatmin edilmesidir.
Onlar, siyasi parti kongreleri ile futbol genel kurullarını karıştırır.
Onlar, hiçbir şey olamadıkları halde hayali güçlerle etraflarına korku salmaya çalışır.
Onlar mazilerine bakmadan insanlara çamur atar.
Ve gün gelir onlar, üzerinde oturdukları bataklıkta yok olup gider.
Alkışlar Vestel'e
Bu ülkede hakeme tüküren, ayağına basan, küfür eden futbolcuların yöneticileri tarafından nasıl korunduğunu, teşvik edildiğini gördük.
Tribünlere edep yerini işaret eden, rakip takım oyuncusuna parmak atan futbolcuların nasıl bir pişkinlikle savunulduğuna da tanık olduk.
Şimdi alkışlarımız Vestel Manisaspor kulübüne.
Neden mi?
Ankaraspor maçında gördüğü kırmızı kartı protesto etmek amacıyla formasını hakem Cüneyt Çakır'a vermek isteyen Johana'ya kestikleri örnek ceza için elbette.
V.Manisaspor kurmayları, yaşanan sıkıntılı sürece karşın fair-play ilkesinden ödün vermeden Çek oyuncuyu kadro dışı bıraktı.
Ağır bir de para cezasına çarptırdı.
Umarım onların bu tavrı başarı için her yolu mübah gören, bu uğurda en önemli değerlerinden bile vazgeçebilen bazı kulüp yöneticilerine örnek olur.
Sahi... Bakan kimdi?
Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'ndeki tutsaklık günleri...
Koğuş arkadaşlarını okuma yazmaya yönlendiren Nazım, aynı zamanda cezaevi yönetimine de yardım etmektedir.
Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir.
Birkaç gün sonra müdüre;
"Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir" der.
Nazım'ı odaya getirirler. Müdür koltuğunda kaykılan müfettiş, Nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve "Demek Nazım sensin" der.
Oturması için yer göstermez, kısa bir konuşmadan sonra gidebileceğini söyler.
Nazım tam kapıdan çıkarken durur, müfettişe döner ve sorar;
"Ömer Hayyam'ın adını duydunuz mu?"
"Kim duymaz Hayyam'ı?"
Nazım;
"Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi?"
Müfettiş şaşırır.
Nazım devam eder;
"Şairi tanıdınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra insanlar beni anımsayacak ancak dönemin Adalet Bakanı ve sizi kimse anımsamayacak" der ve gider...
Müfettiş hatasını anlar, Nazım'ı geri çağırır.
Ancak Nazım çoktan koğuşunun yolunu tutmuştur...
Sahi...
O dönemin Adalet Bakanı kimdi?
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|