|
İşsizler ordusu mu büyüyor, mesleksizler ordusu mu?
Önce affınıza sığınarak bir saptamayı borazanlaştırayım bendeniz de: - Tanımlaması berraklaşmamış kavram karışıklığı, saçma sapanlığı azgınlaştırır sadece...
* * *
Güncel lafazanlıkların repertuvarından inmeyen ve siyasal nutuklarla demeçlerin de ara nağmesi olan bir "Türkiye'nin en büyük sorunu" konusu var.
- Türkiye'nin en büyük sorunu kadın-erkek eşitsizliğidir.
- ...
- Türkiye'nin en büyük sorunu eğitim eksikliğidir.
- ...
- Türkiye'nin en büyük sorunu işsizliktir.
- ...
- Türkiye'nin en büyük sorunu ayakların baş olmasıdır.
- ...
- Türkiye'nin en büyük sorunu yoksulluktur.
- ...
- Türkiye'nin en büyük sorunu, kendi geçmişine yeterince sahip çıkamayıştır.
- ...
- Türkiye'nin en büyük sorunu şeffaflıktan yoksunluktur.
- ...
- Türkiye'nin en büyük sorunu, sorunlarını bir türlü çözümleyememiş olmaktır.
- ...
* * *
Öteden beri bendeniz de merak eder dururum, Türkiye'nin en büyük sorunu gerçekten nedir acaba?
Ne var ki, "en büyük sorunun ne olduğu" konusunda ortak bir anlaşmaya erişebilmek için; kavramların tanımlanmasında da "dil birliği" şart.
* * *
"Ben diyorum bayram haftası, o anlıyor mangal tahtası" tekerlemesinde olduğu gibi, bir laf salatası içine balıklama dalındığında, "en büyük sorun" da, ağızlardan ağızlara giysi değiştirerek, göbek ata ata dolaşır.
Ve de efendim, saçma sapanlık azgınlaştıkça azgınlaşır.
* * *
Türkiye'de "işsizlik" tümörünün kanserleştiği, 2007 yılının gelmekte olduğu kadar kesin.
Ancak işsizlik nedir?
Para kazanmak için çalışacak bir yer bulamamak mıdır?
Öyleyse çalışmak nedir?
Belirli saatler arasında, bireysel bir enerji harcayarak verilen görevi yapmak mıdır?
* * *
İşsizler ordusu içindeki bireylerin, ne tür görevleri yapıp ne tür görevleri yapamayacakları belli midir?
Örneğin her işsiz, öyle bir görev verildiğinde gemi kaptanlığı, yahut pilotluk, yahut terzilik, yahut marangozluk, yahut eczacı kalfalığı yapabilir mi?
Asıl sorun burada galiba...
* * *
Zaman zaman bükük boynuyla iş arayan insanlara rastladığım çok oldu.
Kendilerine hemen sorardım:
- Ne iş yaparsın, diye...
Genellikle:
- Her işi yaparım abi, derlerdi.
Çünkü onların belirli bir mesleği yoktu.
* * *
Kavram karışıklığını arıtmak için, "meslek"in ne olduğunu da tanımlamak da yarar var.
"Meslek" çeşitli alanlardan birinde belirli bir donanım sonucu, kişinin kendi enerjisini somuta çevirmesidir.
Diş doktorluğu bir meslektir. Çünkü belirli bir donanım sonucu, diş doktoru kendi enerjisinin bir bölümünü; çürük bir dişi oyup doldurarak somuta dönüştürür. Ve dünyanın her yerinde uygulayabilir mesleğini.
Elektrik teknisyenliği de öyle, kuyumculuk da öyle, dokumacılık da öyle...
Servis sektörünün garsonları da öyle, şoförleri de öyle, kargo taşıyıcıları da öyle...
* * *
Şimdi geliyor bir de "itibar" açısından değerlendirmek meslekleri.
Bir aşçıyla, Hazine'den geçinmeli bir bürokrattan hangisi daha itibarlıdır?
Elbette bürokrat...
* * *
Oysa bürokratlık, bir meslek değil bir "pozisyon"dur. Bürokratın enerjisi; marangozun yaptığı masa, yahut dolap gibi somuta dönüşmez. Neye dönüşür peki? "Mevzuat" ile ilgili, şeffaflık dışı birtakım kâğıtları bol bol imzalayıp durmaya...
* * *
Sanırım Mustafa Koç, milyonlarca işsize karşın, kaliteli eleman bulmanın zorluğuna çekmek istiyor dikkatleri.
Neden kaliteli eleman kıtlığı var ki Türkiye'de?
Çünkü ille de bir üniversite diploması sayesinde itibar sahibi olmak isteyenler; üretim zincirinde ustabaşı olmaya eğilim göstermiyorlar. Ustabaşı olmanın itibarı yok...
* * *
Köylü ağırlıklı bir ülke olan Türkiye'nin en büyük sorunu, sakın mesleksizlik olmasın?
Tabii aynı zamanda kavram kargaşası da...
c.altan@prizma.net.tr
|
|