Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Kasım 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Pulur'un nehri


Bir yandan bitiremediğim iktisat doktorası çalışmaları, öte yandan gazetecilik/TV'cilikle geçen Fransa yıllarım... Aynı apartmanda genç bir doktor ve eşiyle karşılıklı dairelerde oturuyoruz. Yan tarafta "çıt" olsa duyuluyor. Mutfakta ne pişse, kokusu karşı dairede...
Ben de sucuğa bayılırım.
O yıllarda Avrupa'da sucuk, pastırma, beyaz peynir, rakı bulmak mümkün değil.
Şimdi hepsi var, üstelik Avrupa'da üretiliyor. Ama bizim zamanımızda ancak Türkiye'den gelen arkadaşlar hediye getirdikçe bu yurt lezzetlerini tadabiliyoruz.
O geceler de bayram gibi oluyor.
........................
Fakat... Sucuğu balkonda mangala koyunca koku karşı dairede. Az sonra kapı komşusu genç doktor Robert ve eşi bizim eve damlıyorlar.
Onlar da sucuğa baygın.
Bizde tatmışlardı, kokuyu alınca kasap kedileri gibi gelmedikleri gece yok.
Zaten gümrükten zor geçirilen o bir kangal sucuk, dörde paylaşılınca hatta aslan payı konuklara bırakılınca, dişimizin kovuğuna gitmiyor. Bazen paylaşmak iyi de, bunların yaptığı, sucuk istimlakı...
.......................
Bu işe bir çare bulmalıydım.
Birden kafamda ışık yandı.
Türkiye'deyken Hasan Pulur'un "Olaylar ve İnsanlar" köşesinde okumuştum.
Milliyet'in Almanya muhabiri, ona yazmış, Hasan Pulur da köşesinde tatlı tatlı anlatmış.
Almanya'daki bu meslektaşımız da sucuğuna dadanan komşulardan çok çekmiş.
O da çare aramış ve bulmuş.
Sucuğuna ortak olan Almanlara "Sucuklarımızın lezzeti, içindeki yılan eti nedeniyledir. Bizimkiler en iyi cins yılanları bulur, sucuk etine bol bol karıştırırlar" demiş.
Almanlar öğürerek odadan kaçmışlar, bir daha da sucuk piştiğinde davetsiz misafir olmamışlar.
Pulur'un o yazısını hatırlayınca "Galiba çözümü buldum" diye düşündüm.
Gene Türkiye'den memleket lezzetleri geldiği bir gün, mutfak balkonunda mangalı yakıp sucukları ateşe koydum. Dumanı karşı dairedekileri çıldırttı. Hemen damladılar.
Yemeğe oturduk. Bir iki lokma sonra onlara ben de bu "Anadolu'nun meşhur yılanlarından yapılan sucuk eti lezzetini" anlattım.
Sonuç...
Tam bir zaferdi.
.......................
Bu anım 1971'e uzanıyor. Demek Hasan Pulur'un o yazısını 1970'ten önceki yıllarda okumuşum.
36 yıldan daha eski bir okuyucusuyum.
......................
Gazetecilerin yazdığı ya da gazetecilikle ilgili her kitabı okurum.
Nehir Söyleşiler dizisinden yayımlanan "Olaylar ve İnsanlar"ın Peşinde Bir Ömür "Hasan Pulur Kitabı"nı da sadece merakla değil, keyifle, tadını çıkara çıkara okudum.
Sefa Kaplan'ın da eline sağlık.
Anılar, tıpkı "nehir söyleşi" dizisinin adına uygun "nehir" gibi akıp gidiyor.
Bazen hüzün vererek, bazen gülümseterek, bazen köpürerek...
.......................
Kitaptaki anılardan bir kısmını Hasan Pulur'dan sohbetlerimizde de dinlemiştim.
Onları yeniden okumak bile zevkliydi.
Ve bilmediğim ne kadar da çok "bizim yokuş" olayları yansıtılmış kitapta...
Gazeteci için "tarihin tanığı" derler.
Hatta gazeteler için "tarihin müsveddesi" söylemi de vardır.
Tarih baba, o tanıklardan ve yayımladıkları müsveddelerden yararlanarak tüm zamanları gelecek kuşaklara aktarır.
Bu kitap da öyle bir katkı...
Olaylar ve insanların peşinde akan bir ömürde, sadece bizim yokuşun çetelesi ve sicili değil, siyasetin de girdapları, deltaları, çağlayanları, durgunlukları var.
......................
Türkiye, çok zorlu bir döneme girdi.
2007 duyarlı bir kavşak.
Hasan Pulur'un "nehri", o kavşaktan da geçip yıllarca çok uzun süre akacak.
İnanıyorum ki... Pulur yıllar sonra o yolculuğun da "seyir defterini" yazacak.
Keyifle okunacak.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Tut kelin perçeminden...
Ahmet Altan'ın sevdiği eski bir fıkra:
Melih AŞIK
Kızılay dramı...
Tıp tarihçisi Prof. Arslan Terzioğlu, Başbaka...
Fikret BİLA
Siyasette kadının yeri
Sosyal Demokrasi Derneği'nin (SDD) Ankara'da ...
Hasan CEMAL
Devlet kucaklayıcı olursa dağdan inerler
Mehmed Uzun, modern Kürt edebiyatının dünyada...
Güneri CIVAOĞLU
Pulur'un nehri
Bir yandan bitiremediğim iktisat doktorası ça...
Can Dündar
Belgesel müziklerine yolculuk
Antalya'da kış güneşinin tatlı tatlı ısıttığ...
Abbas GÜÇLÜ
Ecevit sonrası DSP ve Sezer
Genç Bakış'ın bu haftaki konuğu DSP Genel Baş...
Metin MÜNİR
Sesli olarak
Sesli olarak kendi kendime konuşmaya başladım...
Hasan PULUR
Alo, 155... Polis imdat!
BİLSEYDİK geçen pazar günkü yazının altına "d...
Erdoğan SAĞLAM
Asgari geçim indirimi ne zaman uygulanmaya başlanacak?
Sayın okuyucularımız, birkaç gündür ücretlile...
Derya SAZAK
El koyun
Topraklarımız gidiyor, el koyun! Erozyon ve ç...
Meral TAMER
Cem Yılmaz'dan ölümden sonraki sınav soruları!
İstanbul Sanayi Odası'nın bu ay başında düzen...
Ece TEMELKURAN
Çocukluğum çalındı 'soykırım' hikâyeleriyle...
Adamlar ve kadınlar o kötü anları, neredeyse ...
Osman ULAGAY
Kültürel zenginleşme farklı keyif veriyor
Ekonominin öncelikli konusu parasal zenginleş...
Güngör URAS
Cahit Kayra'nın "Telefon Defteri"
Akşamları çıkıp biraz dolaşıyorum. Doktorum y...
Serpil YILMAZ
İTÜ'de 'ahlak' sınavı
Üniversite mezunu olma hedefinin peşinden gid...

© 2006 Milliyet