|
 |
|
|
Beşiktaş bunalımı-2
Geçen haftaki Beşiktaş yazısına bir dolu tepki geldi. Biliyorum ki, gelmeye de devam edecek. Anlaşılmayan noktaları daha açık hale getirmek ve konuyu derinleştirmek için sürdürelim. İşi temelinden alarak.
Şu soruyu sorarak başlayalım: Süleyman Seba devri hayat görüşü nedir? Benim algılamam şu: Büyük iddiasını kendi içerisinde taşıyan, mütevazı, yetiştirici ve yarışmacı bir takım olmak. Sadece sahaya çıkan oyunculardan bahsetmiyorum. Topyekun bir takım olmak. Yönetim, taraftar, sporcularla... Beşiktaş'ı bir semt takımı olarak İstanbul'da var eden ve ulusal bir değer yapan buydu.
Kriz yönetimi
O dönem dikensiz gül bahçesi değildi kuşkusuz. Hatta çok büyük krizler yaşandığını, hem futbolu bırakmış o dönemin yıldızlarından, hem de kulübün içinde olan gazetecilerden defalarca dinledim. Biyografi yazılmayan bir ülke oluşumuzdan o günlerin detaylarına analitik bir düzlemde tam olarak hakim olmak kolay değil tabii. Ancak Seba döneminde var olan kültürün bu krizleri atlatmayı başardığını söylemekte bir sakınca yok. Zaten çoğumuzun o dönemde bu krizlerden hiç haberdar olmayışımız bile anlatır yönetim başarısını.
Bu dönemin sonunda Beşiktaş'ın bir tercih yapma noktasına geldiğini kabul etmek gerekiyor. Bir açılım, bir yenilenme gerekliliği şart olmuştu. Bazen isteseniz de istemeseniz de o noktaya gelirsiniz. Beşiktaş'ın içindeki dinamikler doğal olarak ulusal yarışta bir numara olmak ve uluslararası bir değere dönüşmek istediler. Çok doğal. Gelişimin önünde durmak olası değildir. Hele de açılmaya çalışan ülkenin, ekonomi ve kültür başkentinin göbeğinde. İtiraz edecek bir şey yok.
İşte mesele işte tam da burada kilitleniyor. Bu açılımı kim yaptı, hangi hedefi ortaya koydu ve hangi yöntemleri izledi? Bunların ince detaylarına ancak bir kitapta girebiliriz. Ama burada geneline bakabiliriz.
- Evet şirketleşme ve halka açılma ülkedeki en başarılı operasyonlardan biriydi. Stat yenilemesi de... Ümraniye'ye taşınma ise bir semt takımı olmaktan çıkışın ilk adımıdır. (bunu olumlu ya da olumsuz algılamakta herkes serbest. Fulya'dan gelmesi muhtemel milyon dolarlara rağmen)
Altyapı ve Fenerbahçe
Ancak bu zenginleşme Beşiktaş'a en önemli geleneklerinden birini terk ettirdi: Bütçe yönetimi. Beşiktaş bugün plansız para harcıyor. Büyük bir kriz artık hep ihtimal dahilinde. Ve bunu yaptıran da büyümekte olan halk yığınlarına fütursuz hedefler vermektir. Sizin hedefiniz Avrupa'da ilk 5 olabilir. Ama bunu milyonlara söylerseniz, ilk krizde alaşağı ederler sizi. Bunu engellemek için bastırırsınız parayı ama olmaz. Parayla olsa Fenerbahçe daha önce olmaz mıydı ilk 5'te?
-Yapılan başarılı yerli ve yabancı transferler oldu. Bu da 100. yıl şampiyonluğunu getirdi. Ancak oyuncu yetiştirme yolu tamamen kapandı. Bugün Türkiye Ligi'nde bir çok teknik adam Beşiktaş alt yapısından gelme. Öte yandan A takım kadrosunda takımda yer bulamayan 6 alt yapıdan gelme oyuncu var ve daha önce Fenerbahçe'de oynamış 5 oyuncu. İlginç dengeler.
-Beşiktaş tipi bir uluslararası açılım yapmak için uluslararası futbolcu avcısı ağı kurmak şarttır. Oyuncuları kendiniz seçmeniz size uygun olanı bulmanız gerekir. Beşiktaş kolay yolu seçti. Türkiye'deki diğer kulüpler gibi transferlerini menajer listelerinden yaptı. Ve kimse kusura bakmasın artanları topladı.(Bunun istisnası var tabii. Kleberson gibi)
- Ve en önemlisi, Beşiktaş hep kendine uygun olanı seçerdi. Futbolculuğunun yanında kişilik olarak da... Zeki, Ertuğrul, Recep, Büyük Ali, İsmail, Metin, Mutlu vs. vs. Üç aşağı beş yukarı hep aynı adamlar. Beşiktaşlı gibi adamlar... Ve yine kimse kusura bakmasın bugün başka türlü oyuncular seçiyor: Okan Koç, İbrahim Akın, Burak... (Bu da yanlış anlaşılmış. Hepsi pırlanta gibi adamlar. Ama Beşiktaşlı olmak başka bir özellik gerektirir. Bu oyuncular bunu öğrenmek istemedi, istemiyor. Ve Beşiktaş da bunu umursamıyor)
Beşiktaş kaçınılmaz dönüşümü iyi idare edemiyor. Edebilse - sonraki gelişmeler gösterdi ki - şansı yaver gittiği için kurabildiği 100. yıl takımının devamını getirebilirdi. Olmadı. O gün ne kadar aksa bugün o kadar kara durum. Ve Beşiktaş'ın renkleri bir tek bu tezadı anlatmaz.
Bu bir futbol tartışması değil aslında. Bir kültür bunalımı durumu. Fenerbahçe, Türkiye gibidir derlerdi hep. Bugün herkesten çok Beşiktaş, Türkiye gibi.
Bir figüre dönüşmek
Kabul ediyorum tanınmak hoş bir duygudur. Bilinen ve yeniden bahse gerek olmayan dezavantajları dışında.
Bizim meslekte başka bir durum daha var. Bir figüre dönüşüp artık söylediklerinden, yazdıklarından çok varlığının önemli olması. Bir figüre dönüşmek. Sen de TV'ye çıkıyorsun Seda Sayan da. Bunun garip sonuçları var. İnsanlar sana 2 milyon dolarlık ev satmaya çalışıyor misal. TV'ye çıkıyorsun ya, zenginsindir! Bu komik tarafı. Bir de vahim tarafı var.
Alıştım artık
Beşiktaş hakkında yazdığında Fenerli, Fenerbahçe hakkında yazdığında Galatasaray Liseli, Galatasaray hakkında yazdığında ilginçlik budalası, Trabzonspor hakkında yazdığında İstanbullu... Bir figürsün artık. Ne dediğinin önemi yok. Nasıl göründüğün önemli. Alıştım artık. O zaman niye mi yazıyorum bunları! Almak isteyenle dertleşeyim istedim. Canım sıkkın. Çok sıkkın hem de. Hastanelerdeyim bir haftadır. Hayatı sorgulama devrindeyim.
En büyük günah
Takım istediğinizi veremiyor olabilir. Kafanızda oynattığınızda başarı sağlayan kadro sahada işlemeyebilir. Bu olabilir ve zaten teknik heyetin saha kenarında durmasının nedeni de bu. Tigana'yı suçlamak mümkün değil çünkü beraberliğe kilitlenmiş oyunu riske etmek onun için kolay değildi ve oyun ona doğru geliyordu. Ama Zico için söylenecekler var.
En doğru takımı çıkarmış olsa da yürümüyordu. Yani yanlış bile olsa ortalığı karıştıracak bir hamleye gereksinim vardı. Ümit sakatlanmış. Yürümeyen oyuna yeni bir parça olarak Uğur'u koymak aynı yolda istikrar demek. Deniz'i oraya sürüp Aurelio'yu, Appiah ve Tuncay'ı rahatlatmak için orta sahaya sürmek ise oyunun düzenine çomak sokmak demek. Zico bunu yapmıyor. Oyunu karıştıracak Yozgatlı'yı denemiyor, en azından sahadaki oyuncuların dizilimi ve görevleriyle de oynamıyor. Başka oyuncularla, ama 1. dakikadaki zihniyetle maçı sürdürüyor. Bu bir derbide bir hocanın yapabileceği en büyük günahtır.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|