|
 |
|
|
Kutsal İttifak'tan ileri
Futbolculuğu zamanında bir kez yolu düşmüştü Verbier kasabasına. Yanında ahu gibi bir kız, omzunda kayaklarıyla. Ne günlerdi ama!
O tarihten beri Alpler'in üzerinde zaman durmuştu sanki. Kuş tüyü karların gelişigüzel tutunduğu aynı ahşap villalar, aynı ahşap villaların camlarından turkuaz göğe uzanan aynı kusursuz çiçekler. Gökkuşağının yere inmiş hali.
Huzur, kavram olmaktan çıkıp, insanı palto gibi sarıyordu burada.
Kendi kendine söz verdi:
Türkiye'deki "işi bitince" böyle gizlice falan değil, göğsünü gere gere bir kez daha gelmeliydi bu sosyetik kayak merkezine.
İsviçre havasındaki Kasım tazeliğini bir kez daha içine çekti ve saatine baktı. Buluşmalarına az kalmıştı.
İnşallah diğer iki meslektaşı da kendisi kadar riayet ederdi gizliliğe. Bu buluşma ortaya çıkarsa, bir çuval incirin berbat olması işten bile değildi.
Tigana hâlâ tedirgindi.
Ya dost ya cellat
Otelin lobisinde kahvesini yudumlarken ağır ağır dönen kapı ileri Gerets'i itti. Siluetini köşeli yapan dik omuzlarından tanımıştı otelin loşluğunda. Hemen ayağa fırladı Tigana ve meslektaşını kucakladı.
"Sevgili kardeşim".
"Ben de seni özlemiştim. Zico gelmedi mi"?
Zico'nun onlara katılması biraz gecikti. Aslında en erken yola çıkan oydu.
En tedbirlisi de... Brezilya uçağından Frankfurt'ta inip yaptığı aktarma ile olası takipleri başlarken bitirmiş olmalıydı. Sırf bu yüzden ince pardesü ile gelmişti kayak merkezine.
Mecburdu. Patronun her yerde gözü, kulağı vardı. Büyük bir riske girmişti ama değerdi.
İşte bir aradaydılar. Türkiye'deki moda tabiri ile "kutsal ittifak" gibi.
Ekmek parası kadar kutsaldı ve ittifaktan çok daha ileri bir olaydı.
Kader yoldaşıydı Zico, Gerets ve Tigana.
Ya dost kalacaklardı, ya da birbirlerinin celladı.
Hepimiz birimiz için
Kadehler kalktı indi.
Gergin haftanın izleri, ılık şarabın altında eriyen kar gibiydi.
Üç kader ortağının masasında, aynı siperleri paylaşmış üç gazinin buluşmasındaki ambians vardı. Bazen gözler doluyor, bazen kahkahalar yükseliyor, hatıralar tesbihleniyordu.
Otelin diğer konukları, konuşulanları duyabiliyor ama bazı kelimelere anlam veremiyorlardı:
"Sakaryaspor, Vestel, Trabzonspor".
"Aziz Başkan, Sayın Canaydın, Mr. Demirören"...
Verbier'in dünya sosyetesini mıknatıslayan ipeksi karları mehtaba ayna tutarken, masanın ortasında kenetlenen elleri aydınlattı hafifçe.
Üç pençe, kanı bileklerden geri itecek kadar sıkı yapışmıştı birbirine.
Soyunma odasından Dünya Şampiyonası'na çıkacak futbolcular kadar heyecanla fısıldadılar:
"Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için".
Bu son cümleydi. Ölene kadar dost kalacaklardı.
Kurmacayı bırak ana fikre bak
Bu kurmaca öyküdeki isim benzerlikleri tamamen tesadüf eseri değildir.
Öykü kurmacadır ama gerçekten yaşanmış olsa, kimse hayret etmemelidir.
Geçtiğimiz hafta Zico, Tigana ve Gerets'in birbirine yaptıkları iyilikler, babalarının bile aklına gelmemiştir.
Nasıl mı?
Resmen birbirlerini kurtardılar adamlar.
Bir kere, Zico ve Tigana'dan birisi takımını kazanmak için sahaya sürse, diğeri bavullarını topluyordu şimdi.
Sadece o mu?.. Doğru dürüst futbol oynayan bir Fenerbahçe veya Beşiktaş'ı gören Galatasaraylılar Antalya'daki Gerets'den hesap sormaz mıydı?
Tersini düşünelim. İstanbul'da durum değişmesin. Galatasaray Antalya'yı müthiş bir futbolla yenmiş olsun. Hem Tigana, hem Zico işlerini kaybedebilirdi.
Şimdiiiii... Bu üç teknik direktörün gözlerden uzak bir yerde buluşması ve birbirlerine olan minnettarlıklarını dile getirmeleri şeklindeki kurgu öyküye, kim "saçma" diyebilir ki?
Ne biliyorsunuz; telefonlaşıp teşekkürleşmediklerini?
Yapmadılarsa, çok vefasızlar. Birbirleri sayesinde para kazanıyorlar.
Herkese bol Euro'lar.
Taş devri
Sakaryaspor ile Ankaragücü arasında Sakarya Atatürk Stadı'nda oynanan karşılaşmada, güvenlik güçleri havaya uyarı ateşi açmak zorunda kaldı.
Sert ve kuru bir cümle. Üstelik can alıcı... Bozkır ayazı gibi. Haberin devamında ayrıntılar var:
Maç başladıktan 10 dakika sonra stada giren Ankaragücü taraftarları taşla karşılanıyor.
İlkel... Taş devri gibi.
Polis çaresiz kalıyor. Havaya ateş ediyor.
Fantastik. Film gibi.
Sonuç... Ancak Ankaragücü taraftarları staddan çıkarılınca maç oynanıyor.
Çözüm radikal. Hatta utanç verici. saha, sosyal tesis, yabancı transfer falan hava... Bu kafa, insani özellikler taşımadıkça.
Her şey tıraş gibi.
Kafa aynı. Taş gibi.
Teknik Direktör Limited Şti.
Ben yerli hocadan yanayım. Birçok kereler açık açık yazdım.
Lakin, eksik olmasınlar benim tezimi çürütmek için ellerinden geleni yapıyor yerli hocalar.
Düşündüm taşındım; bir adım öteye taşıdım yerli hoca fikrimi:
Hocalarımız üçerli, dörderli gruplar yaratsınlar. Hatta limited şirket kursunlar. Takımları bu şirketler alsın. Ortaklar sırayla çalıştırsın.
Mesela ligi Ersun Yanal başlatsın. Düşüş durumunda görevi ortaklardan Hikmet Karaman omuzlasın. Ligi Ziya Doğan tamamlasın. Samet Aybaba, Güvenç Kurtar, Ertuğrul Sağlam Limited Şti. mesela...
Bir anlaşma ve sezon sonuna kadar garanti.
Fena fikir mi?
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|