|
Dindarlık, laiklik, kimlik
SABANCI Üniversitesi'nden Prof. Ali Çarkoğlu ile Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Binnaz Toprak'ın TESEV adına yaptığı "Değişen Türkiye'de Din, Toplum ve Siyaset" konulu araştırma; Türkiye'nin sosyolojik fotoğrafı...
Nereden baktığınıza göre, sevindirici ve kaygı verici gelişmeler var.
Önce bir tespit: Türkiye'de dindarlık artıyor! Aynı ekibin 1999'da yaptığı araştırmayla mukayese edildiğinde bunu görüyoruz.
Bulgulardan biri: "Kendini öncelikle nasıl tanımlarsın?" sorununa "Türk" diye cevap verenlerin oranı geçen 7 yılda pek değişmemiş, yüzde 19-20 civarında. Ama "Müslüman" diye cevap verenlerin oranı 1999 yılında yüzde 36 iken şimdi yüzde 45'e çıkmış!
"TC vatandaşı" olarak tanımlayanların oranı ise yüzde 34'ten yüzde 30'a düşmüş.
Laiklik tehlikede mi?
Peki bu dindarlaşma, laikliği tehdit ediyor mu? Bunu anlamanın yolu sürecin niteliğini 'alt sorular'la araştırmaktır. Mesela başını örten kadınların sayısı artıyor mu? Bu soruya "Evet, artıyor" diyenlerin oranı yüzde 64; çok yüksek! Halbuki, tam aksine, 1999 yılına göre, başını örten kadınların oranı yüzde 73'ten yüzde 63'e inmiş! Türban takanların oranı yüzde 16'dan yüzde 11'e inmiş!
Algı ile gerçek arasındaki fark!
Dindarlaşma eğiliminin yanında dikkat çeken başka bir faktör, "şeriat" isteyenlerin oranının yüzde 20'den bugün yüzde 9'a inmiş olması.
Şeriat kelimesini kutsal kabul ederek "evet" diyenlerin neyi kastettiğini anlamak için 'alt sorular' sorulduğunda bu oran 1999'da bile 7-8 civarında idi! Bugün yüzde 4-5 gibi düşünmek gerekir. Ve, araştırmaya göre, bunlar daha ziyade az eğitimli, iktisaden mahrum kesimlerde.
Statü yükseldikçe, dindarlaşma eğilimi bile liberalleşiyor, laik hukuku benimsiyor. Şehirleşme, eğitim ve piyasa ekonomisinin modernleştirici etkisi!
Böyle bir toplumda "laiklik elden gidiyor" kaygısı da, "tesettür yayılıyor" zannı gibi, sosyolojik olgulara aykırı bir yanılgıdır!
Zaten toplumun yüzde 73'ü laikliğin tehdit altında olmadığını görüyor.
Kimlikleşme, gettolaşma?
Belli ki, Türkiye'de dindarlaşma olgusu, "siyasal İslam"a yöneliş değil, bir "kimlikleşme" niteliğinde... Kürtlerde ve Alevilerde de böyle: 1999'a göre "öncelikli kimlik" olarak Kürtler Kürt kimliğini, Aleviler Alevi kimliğini daha yüksek oranlarda ifade ediyorlar!
Araştırmacılar bütün kesimlerde görülen bu eğilimi "sekter anlayış" olarak ifade ediyor. Laiklerde de var sekter anlayış: "Öteki"ne karşı kuşkucu, hatta dışlayıcı tavırlar; hoşgörüsüzlük!
Gettolaşma endişesi veren bu tabloda, araştırmaya göre, Türklerle Kürtleri bağlayan bağ olarak "Müslüman" kimliği, Alevilerle Sünnileri bağlayan bağ olarak da "Türk" kimliği ve "laiklik" dikkat çekiyor. Türkiye bu birleştirici değerlerin uygun yani biri öbürünü dışlamayan bir sentezine ulaşmak zorunda...
Yüz sayfayı aşkın araştırma raporundan bir bulgu daha: Askerin "gerektiğinde" siyasete müdahalesini onaylayanlar en çok kimler? Üniversite mezunları ve varlıklı sınıflar!
Bu da bizde yüksek burjuvazinin ve eğitim sisteminin demokratik ve liberal değerleri ne ölçüde önemsediğini, ne kadar 'çağdaş' olduğunu gösteriyor!
Netice: Türkiye istikrar içinde demokrasiyi, piyasa ekonomisini, şehirleşmeyi, eğitimi sürdürebildiği oranda zorlukları aşacaktır.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|