|
AB, kendini aldatıyor
Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi dönem Başkanı Finlandiya sadece Türkiye'yi değil, Kıbrıs'ı da hedef alan bir açıklama yaptı: Limanlar sorunu, 6 Aralık Pazartesi gününe kadar çözümlenmelidir.
Finlandiya Başbakanı'nın bu çıkışı, içeriği ve tonlamasıyla tam bir ültimatonu andırıyor. Sözleri incelendiği zaman iki hedef ön plana geçiyor.
1. ZAMAN KAZANMAK:
Hem Güney Kıbrıs, hem de Türkiye ellerini saklıyorlar. Çözüm için, 14 Aralık doruğunun sabahını bekliyorlar. Ne Rumlar, ne de Türkler adım atmıyorlar. Kriz politikası izliyorlar. Finlandiya, işte bu kısır döngüyü kırmak istiyor. Zira, AB liderleri, bu doruğun yine Türkiye zirvesi olmasını arzulamıyorlar. Kıbrıs sorununun daha önce kesinleşmesi üzerinde duruyorlar. Eğer, 6 Aralık'a kadar son pozisyonlar alınabilirse, 11 Aralık günü dışişleri bakanları tarafından gözden geçirilebilecek. Böylece 14 Aralık doruğuna, karar verilmiş olarak girilebilecek. Finlandiya, işte bu nedenle bastırıyor.
2. ELİMİZDEN GELENİ YAPTIK:
Finlandiya'nın takvimi hızlandırma çabası, hem Rumlara, hem de diğer ülkelere "ellerinden geleni yaptıklarının mesajını" da veriyor. Zira herkes, sadece Türkiye'nin değil, Rumların da hareketlenmeleri gerektiğini biliyor. Rumlar ellerindeki kartları, gerçek değerinden çok daha fazla zannediyor ve hiçbir uzlaşıya yanaşmıyor.
BOŞUNA ZAMAN HARCANIYOR…
Eğer Finlandiya dönem başkanlığı, 6 Aralık ültimatonunu, sırf Türkiye'yi korkutmak ve son önerisini kabul ettirmek için yapıyorsa, çok yanılıyor.
Türk hükümeti şu sıralarda rahat. Zira kamuoyu ile aynı yere bakıyorlar. KKTC üzerindeki izolasyonlar hafifletilmedigi taktirde, limanların açılması söz konusu olmayacak. Başka bir deyişle, hükümet istese dahi, böyle bir adım kamuoyunun engeliyle karşılaşacak.
Eğer, bu nedenle Türkiye-AB ilişkileri donacak, müzakerelerde 10-15 başlık askıya alınacaksa, varsın donsun, varsın askıya alınsın…
AB, Türk kamuoyunun nabzını iyi tutamıyor veya kararını verdiği için, buna ihtiyaç duymuyor.
Bakalım Finlandiya bu işin içinden çıkabilecek mi?
* * *
FRANSA, SON DARBEYİ DE İNDİRECEK Mİ ACABA?
Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin incelmesi ve müzakerelerin kopma noktasına gelmesinde Fransa'nın önemli bir payı var. Hem Ermeni soykırım iddialarına itiraz edeni cezalandırmaya yönelik Fransız Parlamentosu'nun yasası, hem de Rum gemilerine Türk limanlarının açılması konusundaki sert tutumu arka arkaya gelince, Fransa Türk kamuoyunda "düşman" olarak nitelenmeye başlandı.
İstenildiği kadar, Ermeni ve AB sorunlarının birbirinden çok farklı nedenlerden kaynaklandığını söylesinler, her birinin çok değişik hisler ve tarihi gerekçelere dayandığını belirtsinler, Türk kamuoyu bunu kabul edemiyor. Fransa şimdiye kadar görülmemiş derecede olumsuz algılanıyor.
Türk kamuoyu bu tutumun altındaki mantığı anlayamıyor. Durup dururken Fransa'nın neden, çok iyi giden ilişkileri çomakladığı, rahatını bozduğunu çözemiyor.
Ayrıca, daha önceki örneklerle karşılaştırıldığı zaman, kamuoyunun Fransa'ya tepkisinin abartılı olmadığı görülüyor. Türkiye'nin nasırına basan başka ülkelere karşı tepkiler ile Fransa'ya yaklaşım arasında hala bir fark var. Bunun böyle olmasında, hükümetin temkinli adım atmayı tercih etmesi önemli rol oynadı. Başbakan başta olmak üzere, sokağı kimse kışkırtmadı. Ateşli demeçler verilmedi. Son günlerdeki askeri kanattan gelen jestler de belirli bir ölçü dahilinde tutuldu.
Ancak, asıl bundan sonrası çok tehlikeli.
14-15 Aralık doruğundan çıkacak olan karar, hepimize İlerleme Raporu sırasında önlenen tren kazasının bir tekrarını yaşatabilir. Eğer doruk toplantısında, AB Komisyonu'nun önerdiği gibi 3 müzakere başlığını askıya almak yerine, Fransa'nın istediği ileri sürülen 15 başlık askıya alınırsa, yeni bir tren kazası ile karşı karşıya kalınacaktır.
Kıbrıs Rumları'nın, 15 başlığı askıya aldıracak güçleri bulunmadığını herkes biliyor. Yine herkes, Fransa'nın tayin edici rol oynayacağını biliyor.
Peki, Paris ne yapacak ?
İnadına, Türkiye'nin nasırına basmayı mı tercih edecek ?
İlişkilerin daha da kötüleşmesini, her türlü Fransız markasının taşlanmasını mı tahrik edecek ?
İç politikada ne getireceği bilinmeyen hesaplardan dolayı, koskoca bir ilişki yumağını feda mı edecek ?
Bu aşamada ne olacağını anlayamıyoruz. Zaten bir süredir, Fransız politikalarını ve politikacılarını anlayabilmek giderek imkansızlaşıyor.
İşte bu açıdan, aralık ayındaki AB doruğu son derece önemli. Özellikle Fransa'nın Aralık doruğu sırasında takınacağı tutum, Türkiye ile ilişkilerin kalın çizgilerini çizecek. Karşımızda, 15 başlığın askıya alınması için kampanya açan, Rumlardan da Rumcu bir tutum takınan, Türkiye'yi vurup kıran bir Fransa bulursak, kamuoyunun gözünde nokta konulmuş olacak.
Aksine, Aralık doruğunda, Fransa hiç değilse sessiz kalırsa, bugüne kadarki zararların belirli bir bölümü kurtarılabilir. Yaralar derinleşmez, ilişkilere merhem sürülüp tedavi edilebilir. Belki de, bıraktığımız yerden tekrar başlanabilir.
Acaba bütün bu yaşananlar, yeniden inşa edebilmek için uzun yıllardır emek verilen ve önemli bir düzeye getirilen Türk- Fransız ilişkilerini, yeniden ayaklar altına alınmasına değer mi ?
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|