Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 23 Kasım 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Erkek ölümlü de kadın ölümsüz mü?

Niye çoğu erkek ömrünün son demlerinde bir "taze"yle tazelenmek isterken, çoğu kadın aynı dönemi yıllanmış kocasıyla geçirmeyi hayal eder?

tubakyol@yahoo.com

Bu, haksızlık! 30 yıllık evliliğin ardından eşlerden birinin yarı yaşında biri için diğerini terk etmesi... Haksızlık olmayabilirdi. "Hay Allah, vah vah, fakat gönül bu, aşk bu, ne yapalım hayat bu" denebilirdi.
Tabii eğer yarı yaşında biri için terk edilen genellikle, hatta neredeyse her seferinde kadınlar olmasaydı.
Bu, kadınlara haksızlık!
Erkeği yadırgıyor muyum?
Hayır.
Şaşırıyor muyum?
Hayır.
Vefasızlıkla, hainlikle mi suçluyorum?
Hayır.
Kızıyor muyum?
Hayır.

Anlıyorum...
İnsanın ömrünün sonuna doğru yaklaştığını hissettiği bir dönemde, adına aşk deyin, seks deyin, tutku deyin, her ne naneyse, ona yeniden yaşadığını hissettirecek son bir maceranın ya da maceraların peşine düşmesini anlıyorum.
"Hayat çok kısa ve dünyaya bir kez geliyoruz. Ben sadece hayatımı yaşıyorum" dediğinde, Neco'yu anlıyorum.
Kim 30 yılını birlikte geçirdiği birini üzmek, kırmak, yalnız bırakmak ister?
Yine de gitmeyi, gidebilmeyi, hayatın ona sunduğu şeyi sonuna kadar yaşamak istemeyi, gençlikte hayat gailesiyle gölgelenmiş aşkı yeniden yakalamışken ona sımsıkı tutunmayı, cinselliği yeni bir bedenle birlikte yeniden keşfetmeyi, bildik olanın tahmin edilebilirliğine karşı yeni bir insan hakkında her gün yeni bir şeyler öğrenmenin, onda her gün hayret edecek yeni bir şeyler bulmanın cazibesini anlıyorum.

Neo-Necolar...
Niye erkekler?
Erkek için "hayat kısa" da, kadın için sonsuz mu?
Erkekler ölüyor da, kadınlar ölümsüz mü?
Niye çoğu erkek -becersin, beceremesin- ömrünün son demlerinde bir "taze"yle tazelenmek isterken, çoğu kadın aynı dönemi 30-40 yıldır birlikte olduğu erkekle geçirmeyi hayal eder?
Niye kaçırdıklarının peşine düşmez? Üstelik belki de o erkek, ömrü boyunca seviştiği ilk ve tek erkekken...
Niye kadın, ömrü artık geriye doğru sayarken bile, yine de bu zamanı o erkekle televizyon seyrederek, gazete-dergi okuyarak, yürüyüş yaparak, denize bakarak, belki seyahate çıkarak, çocukları hakkında konuşarak değerlendirmeyi seçer?
Kadın bunu mu ister?
Yoksa tek seçeneğinin bu olduğunu mu zanneder?
Kadını bu hayata doğa mı mecbur eder, yoksa toplum mu mahkum eder?

Eskiden Viagra mı vardı?
Belli bir yaştan sonra kadının canı seks istemez ama erkeğin Viagra'sı var, öyle mi? Eskiden Viagra mı vardı?
O zaman da "yaşlı erkeklerin genç sevgiliye kaçma" sebebinin "andropoz" olduğu söylenirdi.
Hem sağlıklı bir kadının cinselliğinin ölene kadar devam edebileceğini söyleyen bütün bilimsel araştırmalar yanılıyor mu?
Araştırmalar yanılıyorsa bile, kadın için Viagra kadar etkili bir ilaç geliştirmek ne kadar zor olabilir ki?
Üstelik bu amaçla az çok etkili ilaçlar geliştirildi. Kadınlar niye bu ilaçlara rağbet etmedi?
Tıpkı erkek gibi 30 yıllık partnerini artık çekici bulmadığı için seksten soğuyan ama erkeğin aksine başka biriyle sevişmesi "ahlaklı" bulunmayan kadın kendi cinselliğini bizzat öldürüyor olabilir mi?

Toplu yanılgı
Cinselliğini öldürmese ne yapacak?
Piyasada onu arzulayacak erkek mi var?
Yaşlı erkekler -bak sen şu şansa!- yarı yaşında kadınlar tarafından bile cazip bulunurken, yaşlı kadınlar kendileri ile sevişecek yaşıtları erkek bile bulmakta zorlanabilirler.
Niye? Yaşlı erkekler eğer yakışıklı değillerse bile "karizmatik"ler. Yaşlı kadınlar niye sadece "yaşlı"?
Peki ya "karizmatik", doğanın yaşlı erkeklere bir kıyağı değil de toplumun bir yakıştırması ise?
Böyle topyekun bir yanılgı mümkün olabilir mi?
Şöyle topyekun bir yanılgı nasıl mümkün olabildi:
Daha düne kadar kadının yerinin evinin mutfağı olduğuna, varlık sebebinin kocasına "eş"lik, çocuklarına "anne"lik etmek olduğuna, doğası gereği iş hayatında başarılı olmasının mümkün olmadığına, hatta oy kullanmaya bile ehliyeti olmadığına gönülden inanılmıyor muydu?
Şimdi, kadının evde oturması gerektiğine inanmaya devam edenler bile kadın olmanın "aptal" olmayı gerektirmediğini herhalde kabul ediyorlardır.
Ama mesele "beyin" değil, "diri vücut"!
Peki dün etli butlu, adlı adınca şişman kadınların güzel olduğuna inanırken, bugün incecik kadınlara bayılan erkekler; yarın da yaşlı kadınların çekici -karizmatik!- olduğunu keşfedemezler mi?
* * *
Bilmiyorum.
Bildiğim...
Oya Özyılmazel "Onu seviyorum, dönmesini bekliyorum" diyor.
"Birlikte bir planımız vardı" diyor.
Belli ki artık çocuklar büyümüş, iş-güç azalmış, huzurlu bir yaşlılık planı yapılmış: "Yılın yarısını Bodrum'da yarısını İstanbul'da yaşayacaktık. O ise bunu başka şekilde gerçekleştirdi."
Bu...
Haksızlık!

Doğa yaşlılıkta erkeğin tarafını tutuyor diyelim... Peki gençlikte?

Belki belli bir yaştan sonra erkeklerin tarafını tutuyordur doğa. Önce?
Eğer bir kadını arzulanabilir kılan en mühim etken gençliği ve güzelliğiyse, doğanın, genç ve güzel olduğu yıllarda kadının tarafını tutması gerekmez mi?
Ama çoğu kadının gençliği alelacele bir erkek bulmakla, onu nikaha razı etmekle, "dişi kuş" olup yuvayı kurmakla, çocuk doğurup şişmanlamakla geçiyor.
Böyle yapmayanlar acayip yadırganıyor.
Pek çok kadın Umut Elçioğlu gibi bir erkeğe ömrünü adamaya razıyken, Pınar Altuğ buna razı olmadığı için yadırganmadı mı? Gül gibi kocayı bırakıp böyle kendinden küçük erkeklerle sevgililikler falan olacak iş miydi?
Hande Ataizi artık bir koca bulsaydı ya kendine, böyle giderse...
Ne olur?
60 yaşına geldiğinde onu genç bir kadın için terk edecek 30 yıllık bir kocası mı olmaz?
Olsun, onunki de mesela 10 yıllıkken terk eder...
Kimse beni doğanın erkeğin tarafını tuttuğuna inandıramaz.
Doğanın kadınların tarafını tuttuğu dönemin toplumsal baskılar yüzünden heba edildiğine... İnanabilirim.

Kadın "hayat kısa" deseydi

Hande Ataizi "Ölümlü dünya. Bugün varız, yarın yokuz. Yaşam felsefem bol bol seyahat etmek ve bol seks yapmak" demiş. 60 yaşındaki Neco'nun kurduğu cümlelere ne kadar da benziyor.
Nihayet genç kadınlar doğanın onların tarafını tuttuğu dönemin tadını çıkarmayı mı vaaz ediyor?
Toplumun kadına bakışı, tavrı belliyken; hali hazırda şöhretli bir kadın çıkıp bunları mı söylemiş? Bir nefeste böyle demiş ha?
Dememiş. Yaşlılara sorulmuş, ne eksik kaldı hayatınızda diye. Onlar da keşke daha çok seks yapsaydım, seyahat etseydim demiş... Ataizi bunu aktarıyor.
Neco'yla pişti olması tesadüf değil yani. Muhtemelen "daha çok seks" diyenler, Neco gibi 60'lık erkekler. Ama düşünün, bu bile çarpıtılıyor, bize "Hande Ataizi'nin felsefesi" olarak aktarılıyor.
Ya hakikaten felsefesinin bu olduğunu açıklasaydı? Erkek basın o zaman bu haberi bize kim bilir nasıl aktaracaktı!


CUMARTESİ
Bir sahne için aynı gömlekten 40 tane kullanıldı
"Kelebek ve kurdele kullanmaktan hâlâ sıkılmadım"
En moda En yeni
Artİstanbul 2006 başlıyor
Oryantal ile kalori yakın
ne var, ne yok





Melis Alphan
Cengiz Eren
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet