|
 |
|
|
"O kareler tekrar tekrar gözünüzün önüne gelsin"
Engelleri Kaldıralım kampanyasının fotoğraflarını çeken Serdar Bilgili: "Herkes potansiyel engelli. 8,5 milyon engelli var ama dışarıda onları göremiyoruz çünkü onlara medeni bir yaşam hakkı tanımıyoruz. Ben de insanlar akşam eve gittiklerinde bu kareler gözlerinin önüne gelsin, bunları düşünsün istedim"
ASLI ÇAKIR
Serdar Bilgili'yle ofisinde buluşuyoruz. Bir yanda fotoğraf dergileri, kitapları, bir yanda Akaretler'de başlattığı otel-rezidans projesiyle ilgili planlar, fotoğraflar. İki büyük, karşılıklı duvarda ise iki kocaman fotoğraf. Biri "Bu fotoğraf öyle hikayeler anlatıyor ki" dediği Ara Güler'in fotoğrafı, diğeri ise Zekai Demir'in. "Sinirlendiğimde bu fotoğrafa bakıyorum. O çocukların yüzündeki gülümsemeye, mutluluğa... Demek ki mutlu olmak için evler, yatlar, katlar gerekmiyormuş diyor insan bu fotoğrafa bakınca. Her şeye boşvermek istiyor" diyor bu fotoğraf için de.
Onunla buluşma nedenimiz Tempo dergisinin son sayısı için çektiği fotoğraflar. Engelleri Kaldıralım ismiyle bir kampanya yürüten dergi çalışanları çok özel bir sayı hazırladılar bu hafta. Müzisyenden sporcuya birbirinden başarılı
24 engellinin ve BJK Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı'nın fotoğraflarını Serdar Bilgili'ye çektirdiler. Ayşe Kulin, Zülfü Livaneli, Elif Şafak, Orhan Gencebay, Mehmet Y. Yılmaz gibi tanınmış isimlere de fotoğrafları çekilen kişilerin öykülerini yazdırdılar.
Bilgili başta röportaj konusunda tedirgindi. "Böyle bir projeden ben dahil kimsenin kredi almaya hakkı yok. Malzemeler ve pozlar çok özeldi. İnanın ben fazla bir şey yapmadım" diye durumu açıkladı. Anladığım kadarıyla hâlâ ona Beşiktaş'la ilgili sorular sorulmasından, yoldan geçen adamın bile "Abi ne olacak bu takımın hali?" demesinden biraz bıkmış. Öyle ki bugünkü Fenerbahçe-Beşiktaş maçı için yorum yapmak bile istemedi.
Tempo'ya baktığınızda göreceksiniz ki, Bilgili fotoğraflarıyla amacına ulaşıyor. Gerçekten akşam eve döndüğünüzde kareler tekrar tekrar gözünüzün önüne geliyor.
Projeyle ilgili teklif size nasıl geldi?
Tempo dergisi ekibi gelip kampanyayı anlattılar. Ben de çok büyük bir keyifle böyle bir projenin içinde olacağımı söyledim. Konuyu açtıkları an gözümün önüne çekmek istediğim fotoğraflar geldi.
İlk aklınıza gelen neydi?
Gerçekten hayata bağlı, işini büyük başarıyla yapan insanların fotoğraflarını, engellerini de ortaya çıkararak, açığa vurarak çekmekti. Son derece yalın, basit ışıkla, siyah-beyaz fotoğraflar...
"Biraz acıtan fotoğraflar olsun istedim" demişsiniz. Bunu derken kafanızda ne vardı?
Acıtan derken evinize gittiğinizde fotoğraf karelerinin gözlerinizin önüne gelmesini istiyorum.
"Biz Serdar Bilgili'ye poz veriyoruz. O bize yanlış yapmaz"
Bu projedeki en etkili yanlardan biri yarın bizim de bir engelli olabileceğimizin söylenmesi.
Hepimiz potansiyel engelliyiz ve bunun farkında değiliz. Türkiye'de 8,5 milyon engelli var, yani nüfusun yüzde 11'i, 12'si. Ve biz onları görmüyoruz, yoklar. Çünkü onlara dışarıda rahat yaşam şansı vermiyoruz. Uygun asansör, rampalar, hiçbir şey yok. Medeni bir yaşam hakkı tanımıyoruz.
Çektiğiniz kişiler birçok değişik işle, hobiyle meşgul. Müzik, dalış, bisiklet, bilardo, basketbol... Sadece engelli olanlara değil, engelli olmayana da heyecan verecek, örnek olacak kişiler.
Evet. Düşünsenize, Murat'ın (Çolpan) kolları bacakları yok ve yüzüyor. Kerim-Selim (Altınok) kardeşlerin gözleri görmüyor ve sadece müzisyen değil, aynı zamanda satranç ustaları. İnsanlar bunları okudukları zaman hayata bağlılıkları artacak, bu konudaki belli fobilerini de yenecekler.
Fotoğraf çekimi sırasında, karşınızda çok rahatlarmış gibi görünüyorlar. Öyle miydiler?
Soyun desem soyunacak kadar güvendiler bana. Bunun manevi sorumluluğu da benim üzerimdeydi. Herkese söyledim, bu fotoğraflar sadece bu proje içindir. Başka hiçbir şey için kullanılamazlar.
Siz de rahattınız çekimlerde, değil mi?
Evet. Ben çok çekimde bulundum. En zevk alarak yaptığım işlerden biri fotoğraf çekmek. Fakat buradaki fotoğraflar o kadar gönülden bir bağlılıkla çekildi ki... Kardeşlerimin gözlerindeki güven, birçoğunun sevgisi, inancı... Bambaşkaydı. Çok duygulu anlar yaşadım bu çekimlerde.
Hiç mi tedirginlik olmadı? Yani Figen Öncel, küçükken trenyolunda uyuyakalıyor ve sonra bacaklarını kaybediyor. Ona mini etek giydirip protezlerini çıkarttırmışsınız. Belki bir kadın olarak da rahatsız olmuş olabilir diye soruyorum.
Ama Figen çok çekici bir kadın. Yüzündeki o enerji, o gülüş, o duruş, o güven... Müthiş bir şey.
Evet, çok hoş bir kadın, bakışları, duruşu... Yani hiç tedirginlik yaşamadı.
Hayır. Şöyle bir şey vardı: "Biz Serdar Bilgili'ye poz veriyoruz. O bize yanlış yapmaz." Bunu bana öyle net hissettirdiler ki...
"Bazı arkadaşlarım fotoğrafları görünce 'Ay, gösterme' dedi"
Aslında hiçbirimiz engellilere nasıl davranacağımızı bilmiyoruz, elimiz ayağımız dolanıyor. Oysa hiç fark yok ama bunu anlamıyoruz.
Lafı ağzımdan aldınız. Fark yok. Ama bunu göremiyoruz. Böyle düşünmek de bizim engelimiz.
Korkuyoruz, bizim başımıza gelebileceğini bilmek istemiyoruz. Belki de o yüzden etrafta çok görmediğimiz gibi pek görmek de istemiyoruz.
Yok olsunlar istiyoruz. Bu fotoğrafları birkaç arkadaşıma gösterdim, "Ay, ay gösterme içim fena oluyor" dediler. Ne demek içim fena oluyor? Bu dünyanın bir gerçeği, içinin fena olacağı bir şey yok. Birçok insandan çok daha üstün özelliklere sahipler. Bacaklarında, kollarında bir hata var, bir kaza geçirmişler diye onları dışlamak çok kötü. Projenin amacı budur. Bu gerçeği biraz insanların yüzüne vurmaktır. Bu hisleriyle karşı karşıya bırakmaktır.
"Böyle bir konuyu reyting için malzeme yapmak ne kadar aşağılık"
Medya Figen'in peşinde. Tekliflerden biri ana haber bültenine çıkarmak. Figen de yeni CD çıkaracak, bu program da ona destek olur diye düşünüyor. "Programda masaya otur, protezlerini de çıkar, şarkı söyle" diyorlar. Bir haber programı yöneticisinin, böyle bir konudan malzeme çıkartıp reyting için uğraşması ne kadar aşağılık. Biz karıştık olaya. Çıkmadı programa.
Dün Figen'in fotoğrafları gazetelerde çıkınca önce hoşuma gitti. Sonra birden "Eyvah, onu iyi kontrol edemezsek magazin malzemesi olacak" dedim. Paramparça ederler. Bunun sorumluluğunu ve sıkıntısını çekmeye başladım. Nasıl başa çıkabilir Figen basınla? Ben Beşiktaş başkanı olarak başa çıkamadım, etrafımda o kadar ekip varken.
"6-7 yaşındaki kızınıza küfredildiğinde ne medeniyet ne centilmenlik kalır"
Beşiktaş başkanlığını bıraktıktan sonra yapılan bir röportajdaki sözünüz dikkatimi çekti. Çok kırıldınız, "Küfür ettiler anneme, kızıma" dediniz. Ve sonra "Ben orada sakin davrandım ama dışarıda olsa çeker vurur insan" demişsiniz. Bütün bu Avrupai, medeni görüntünün altında gerekirse çekip vuracak bir adam var.
Sizin çocuğunuz var mı?
Yok.
Çocuğunuz olursa ne dediğimi çok iyi anlarsınız. Birisi sizin gözünüzün içine bakarak, bir buçuk metreden 6-7 yaşındaki kızınıza küfrederse orada ne medeniyet, ne centilmenlik ne de eğitim kalır... Ki ben orada o koltuğa saygımdan dolayı sakin durdum. Ertesi gün de istifa ettim zaten.
Yani siz bir yandan da bu görüntünüzün altında bizim yakından tanıdığımız o duygusal erkeksiniz.
Ben Kahramanmaraşlıyım ya.
"Kızım da yavaş yavaş fotoğraf çekmeye başladı"
Çok yoğun çalışıyorsunuz. Hiç aklınızdan "Aman be bırakayım biraz, gideyim doğuya, oraya, buraya, altı ay fotoğraf çekeyim" dediğiniz olmuyor mu?
Aslında amacım, Beşiktaş başkanlığını bıraktıktan sonra şöyle bir altı ay kamerayı elime alıp enteresan yerlere gidip fotoğraf çekmekti.
Ama duramadınız. Otel yapmaya başladınız.
Hiperaktif bir yapım var. Rahat duramıyorum. Huzur batıyor.
Bir şeyler yapmazsam mutlu olamıyorum. Sürekli kendime uğraşacak bir problem buluyorum.
İşadamları rahatlamak için fotoğraf çekiyor. Sizce neden?
Fotoğrafçılıkta çekimden sonrası, karanlık oda bir meditasyon gibidir. Ben eskiden saatlerce karanlık odada zaman geçirirdim. Şimdi dijitalde de bunu yaşıyorum. Bir psikolog arkadaşım şöyle bir şey demişti... Bizim gibi zamana karşı yarışan insanlarda fotoğraf o anı durduruyor. Farkında olmadan onun büyüsüne kapılıyoruz. Biz de durmuş oluyoruz.
Kızınız 9 yaşında değil mi? Lâl. O fotoğrafla ilgileniyor mu?
Ona ufak bir fotoğraf makinesi aldım. Yavaş yavaş çekmeye başladı.
Bu fotoğrafları gördüğünde ne dedi?
İlk sorduğu soru "Nereden buldun onları?" oldu.
|
|
|

|