Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 23 Kasım 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Barselona ve Madrid

İspanya'da 3 milyonluk Madrid acaba niçin 1 milyonluk Barselona kadar renkli ve çekici değil? Çünkü daha yorucu ve güzellikler daha tesadüfi biçimde oluşmuş

Fax: (0312) 427 20 64

Barselona Akdeniz Etütleri Enstitüsü'nün yetkilileri de, ziyaret ettiğim müzeciler kadar medeniyetler birliği projesinden söz ediyor. İspanyollar tahminimin ötesinde Jose Luis Rodriguez Zapatero ve Recep Tayyip Erdoğan işbirliğinden ümitli.
Gerçek şu; ülke yöneticilerinin Türkiye'ye yaklaşımı ne ise seçmenler de ona uyuyor. Dolayısıyla İspanya'daki olumlu yaklaşım kadar Almanya ve Hollanda'daki olumsuzluğun sorumlusu da yöneticiler. Katolisizmin kalesi olarak bilinen İspanya dinlerin düşmanlığından çok, medeniyetlerin birliği sloganına yaklaşıyorsa gelişme de böyle olur. Tarihi yapanlar insanlar ve kitlelerdir. Bunun dışında metafizik yönlendiriciler aramak boşuna.
İspanyollar Akdeniz'in birlikteliğinden söz ediyor. 1980'lerdeki bir UNESCO toplantısında, o zamanlar 30 yıldan beri parlamento üyeliği ve bakanlıklar yapmakta olan ilginç kadın politikacısı Tuglia Romagnoli, "Bütün kabahat Fransa'nındır. İspanya, İtalya, Türkiye ve Yunanistan'ın önüne düşüp bir Akdeniz birliği kuracağına Almanya ve Benelüks blokunun peşine takılıyor. Bedelini kendi ödeyecek" demişti.

İspanya 40 yılda çok gelişti
O gün Akdenizlilik politikasının pek de romantik bir özlem olmadığını düşünmeye başlamıştım.
Doğrudur, benim gençliğimde bu bir entelektüel özlemdi. Artık değil. Son 40 yılda İspanya uzun sancılı tarihini çok iyi değerlendirdi. Sanayisini geliştirdi. Çağdaş dünyanın şartlarına uyum sağladı.
Portekiz bile bir ölçüde bu gelişmelere ayak uydurdu. İtalyan sanayii ise İngiltere ve Fransa'dan daha güçlü, Doğu Akdeniz'de Türkiye her daim hamleler yapıyor ve Ortadoğu'nun çekim merkezi olacağı açık. İspanya, İtalya, Türkiye, Yunanistan ve Dalmaçya sahillerindeki cumhuriyetlere yakın gelecekte İsrail ve Lübnan'ın katılması gecikmeyebilir.
Şurası bir gerçek; dinamik nüfusu ve yapısal değişmeleriyle Kuzey Akdeniz, Kuzey Avrupa'dan daha ilginç ve ümit verici olmaya başladı. Hatta azgelişmiş diye bakılan Güney Akdeniz bile birçok üçüncü dünya ülkesine göre daha dengeli bir nüfus artışına sahip.
Akdeniz'in genç nüfusu bütün sorunlara rağmen bir ölçüde eğitilebiliyor ve sağlık sorunları çözülebiliyor. Yani işe yarar nitelikte üretime hazır bir nüfus var. Ama çevre sorunlarının büyüyen heyulası herkesi korkutuyor. Akdeniz dünyasının maruz kaldığı korkunç kirlenme Akdenizlilerden başka kimseyi ilgilendirmiyor ve ancak onların işbirliği ile önlenebilir.
Bu işbirliği de hayır cemiyetleri gibi kurulan toplantılardan ibaret bir süreç olamaz. Sanayinin ortak hareket etmesi, ortak planlama tedbirleri, hatta güvenliği içeren bir yapılaşmaya geçilecektir. Kısacası bir zamanlar entelektüel hayali olan Akdenizlilik, istesek de istemesek de hayatın gerçeği ve zorunluluk haline dönüştü.

Dünya kültürüne açık
Barselona şu günlerde bile hoş bir bahar havası yaşıyor. Paris'e değil, İtalya'ya ve Londra'ya alternatif bir moda merkezi; müzelerin güzellik ve örgütlenmesini hasetle izledim. 19'uncu yüzyıl ve 20'nci yüzyıl başının Barselona'sı Küba ve Karayipler'de çalışan köle çiftliklerinin yarattığı bir zenginlikle muhteşem bir güzelliği yaratmıştı.
Tabii bu süreç kolay bir hükümle açıklanamaz. Antonio Gaudi ve onun gölgede bıraktığı bütün büyük Barselonalı mimarların hepsi, mistik bir sabır, gayret, tabiatı ve tarihi özümseyen hafıza ile inci gibi binaları yaratmışlardı. Burjuvazi gösterişi seviyordu, çok zor hayatlar yaşayan işçi sınıfı da I. Enternasyonal'in Marksizminden çok Proudhon ve Bakunin anarşizmini izlemeyi tercih etmişti.
Uzun, ince kanlı yol bugünkü müreffeh Katalunya'yı yarattı. Yeni reformlar doğrusu İspanyollukla onulmaz bir çatışmayı hafifletmiş gibi. Katalunya İspanya'nın diğer bölümlerine göre daha Akdenizli, en azından İspanyolca bilmeden Fransızca, İtalyanca, İngilizce gibi dillerle yaşamak ve kültürel diyalog kurmak mümkün.
Şehirdeki Katalanlık kırsal bölgedeki İspanyolluk kimliği karşısında pek söz geçiremiyor gibi. 3 milyonluk Madrid acaba niçin 1 milyonluk Barselona kadar renkli ve çekici değil? Çünkü daha yorucu ve güzellikler daha tesadüfi biçimde oluşmuş.
1 milyon nüfuslu Barselona dünya kültürüne açık, Türk işadamları ile dolu, tabii işçiler ile de... Herkes bir başkonsolosluk açılmasını bekliyor. Güzel mimari eser Liceu Tiyatrosu gibi yerlerde veya bazı kiliselerde nefis opera ve konserler dinlemek mümkün. Bu kitleleri çekiyor.
Barselona'nın klasik güzelliğinin, kitle turizminin getirdiği bayağılıkla nasıl baş edeceğini bilemiyoruz. Ama İspanya ile Türkiye'nin turizm yakınlaşması da sevindirici. Toplumlar önce 15'inci asırdan beri tarihi yapılarında yeri olanlara yanaşıp onlarla kaynaşmalı.


PAZAR
Emel Sayın maskeleri ve şarkıları
"O kareler tekrar tekrar gözünüzün önüne gelsin"
"Üniversiteye kadar hiç kitap okumamıştım"
"İstediğimiz kitleyi cazla yakaladık"
Ünlü çizerin kaleminden İstanbul manzaraları
Konsol savaşları
"Taze şaraba taze etiket"
Dünyanın çatısına yolculuk
Mobbing ya da YKK
Belgesel müziklerine yolculuk
Jüpiter Yay burcunda neler getiriyor?
İtalya'da beyaz trüf avı (2)
Barselona ve Madrid
Sağlıklı beslenenler vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duymaz
Başa gelebileceği akla getirmek...
Urfa'nın iki yüzü
Fransa'nın "Yakut"u geldi





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet