|
 |
|
|
Dikenli tel ve örümcek ağı
Günün birinde çocuğunuz veya torununuz "neler olmuştu 21. yüzyılın başlarında" diye sorarsa, Salı günkü gazeteleri saklayın, önüne koyarsınız.
Okusun ve hem Dünya'nın hem ülkemizin pusulasını anlasın.
İpucu spor sayfalarında.
Çünkü adına spor denilen ve sırtına ulusal anlamda "barış", uluslar arası bağlamda "savaş" gibi çok ağır sorumluluklar yüklenen bu fiziksel/ruhsal gelişim aracı, aynı zamanda küresel yozlaşmanın arenası.
Kendisinden çok şey umuluyor, lakin hiç korunmuyor. Dünya üşütünce o grip oluyor.
Yerküre'de ve Anadolu'da ne musibet varsa en kolay sivilcelenecek zemini sporda buluyor.
Çocuğunuz veya torununuz Salı günkü gazetelerin spor sayfalarına baksın, ömrünü nasıl bir yüzyılda tamamlayacağını anlasın.
***
Birinci haber, Dünya'nın yol haritası:
Uluslararası Atletizm Federasyonu IAAF, çok etkin bir karar almış. Dopingle mücadele etmek için yeryüzündeki atletleri fişleyecekmiş.
Ne fişi bu?
Sporcuların "etnik, ırksal ve cinsiyet" durumu.
Bir adım öteye götürüp "inançlarını" da ekleseler dosyaya, döndük 1938 Almanya'sına...
Hani sporda renk, ırk, dil ayrımı olmazdı?
Siyahlara ayrı, sarılara ayrı, beyazlara ayrı idrar kabı verecekler neredeyse.
Bir atletin bir mikrogram steroidini yakalamak için bu ne cevvallik?.. Değer mi insanoğlu'nu sporun üzerinden de kategorize etmeye.
Zaten olmuşlar olacakları kadar:
Dünya "din savaşları"nın eşiğinde. "Mezhep savaşları" her yerde. "Irksal savaşlar" hiç bitmedi ki zaten... Duvarların arkasına saklanan "cinsiyet savaşlarını" ancak hastanedeki moraran gözlerden görebilsek de ne kadar yaygın olduğunu biliyoruz.
Sporun ahlak sanıklarını ararken, ne gerek var onu da savaşın içine çekmeye?
Bu işin tetikleyicisi "iyi niyet" ise özeti; "pire için yorgan yakmak"...
Malum global zihniyet, bilerek yapıyorsa...
Beklenen bir gelişme!
Çocuğunuz veya torununuz "ikinci sınıf" insanlara değil spor, çocuk kısıtlaması getirilen günleri görürse şaşırmasın.
Milat, 21. yüzyılın başları.
***
İkincisi ise Türkiye'nin "hal ve gidiş"i...
Gazi Üniversitesi profesörünün, Gazi'ye hakaret ettiği günleri yaşıyoruz bu günlerde.
Neden?..
Çünkü Gazi, laikliği Cumhuriyet'in temel kuralı yapmış. Şeriatın önünü tıkıyor yani.
Oysa ne güzel işliyordu tezgah. Okullar "imam hatip", minareler süngü falan...
Kara cehalet yükselen değer...
İşi "kale arkasına üfürükçü koymaya kadar" ilerlettiler.
Şu takım yapmış, öbürü reddetmiş önemli değil. "Ben kalenin arkasında okur üflerim, kimse gol atamaz" diyen cinci Nizamettin maçlara akredite olabiliyorsa eğer; bu işin adı sadece rezillik değil... Çok daha beter.
Sülüklerin besleneceği açık yaralarımız var besbelli. Yeni yaraların hedefi spor.
Hatırlayın 28 Şubat nasıl geldi. Başbakanlık konutundaki "çember sakal partisi"ni bırakın, futbola bakın. Çünkü futbol, ülkemizde en popüler ve en korumasız değer.
Adamlar maçta İstiklal Marşı okunurken sırtını dönüyor, galibiyette şükür namazı kılıyordu çimenlerin üzerinde.
Artık işler daha sofistike. Tavuk bacağı, yönetici idrarı, kadrolu medyumlar geride kaldı. Devrede "akredite üfürükçüler" var.
Yıllar sonra soyunuzdan birilerine bugünleri tarif etmek istediğinizde, elinizde belge olsun Salı gazeteleri. "Mavi gezegenimiz dikenli tellerle süsleniyor, ülkemiz örümcek ağlarından bir hamakta uyuyordu" dersiniz.
Spor sadece fiziksel ve ruhsal gelişimi desteklemekle kalmaz, dünyayı ve ülkenizi anlamaya da yarar.
Altaylı ve Seyrantepe
Sayın Fatih Altaylı kıvrak zekası ve usta kalemiyle öyle savunmuş ki Seyrantepe'ye beleş stad projesini, ancak üç kez okuyunca anlayabildim mantık oyunlarını.
Altaylı'nın da itiraf ettiği gibi Ali Sami Yen Galatasaray'ın değil... Kiracı.
Devlet Galatasaray'a diyor ki, "Çık oradan sana Seyrantepe'yi vereyim".
Bu da tamam. Fena bir anlaşma değil hani.
Peki Galatasaray'ın aynı malı (Ali Sami Yen) ikinci defa pazarlaması ve TOKİ'den bedava stad istemesi ne oluyor?
Sayın Altaylı, bu konuya "Fenerbahçe de çıksın Şükrü Saracoğlu'dan, ona da stat yapsınlar" diye göğüslüyor.
Niye?
Onlar kendilerine kiralanan stadı onarmışlar mutlu bir şekilde yaşıyorlar kiracılıklarını.
Hem yazık değil mi Devlet'in, yani vatandaşın dövizlerine?
Kendin kazanıp kendin harcıyorsan kimse karışmaz. Ama stadını devlete yaptırıp, elindeki parayla ıskarta yabancı futbolcu alıyorsan, nerede bunun adaleti?
Bu mantıkla Fenerbahçe'nin inşaat parasını Devlet'ten talep etmesinin önünü açıyor sayın Altaylı. Yeter ki, Galatasaray beleşe bir stat sahibi olsun.
"Devletin malı deniz" mantığı ile her gördüğü yerde en ağır şekilde mücadele eden sayın Altaylı bile taraftarlık büyüsüne bu kadar kapılabiliyorsa vay halimize.
Fener'de 'Tümer Grubu'
Fenerbahçe'de rivayet muhtelif...
Kim takımdan kesiliyor, kim ilk on birde yer alıyorsa hepsinin faturası Alex'e yazılıyor.
Teknik direktör Zico'yu bile Alex'in transfer ettirdiği söyleniyor.
Ayıp olmasa, Aziz Yıldırım'ın başkanlığa devam etmesine de Alex karar verdi diyecekler.
Alex, hangi futbolcular için ne gibi tasarruflarda bulunuyor onu bilemem ama bir futbolcu var ki, Beşiktaş derbisinde "kendisini" on bire soktuğu gibi, oyundan alınmasını engelleyecek "ön açıklamalarıyla" kötü futbolun tetikleyiciydi:
Tümer...
Aleks'i boş verin. En azından Aurelio'yu Tümer kestirdi, yerine kendisini koydurarak. Herkesi patlama yapacağına ikna etti. Balonu patladı.
Gazeteciler için söylediği "s....." pozisyonuna kendisi düştü.
Ne olacak şimdi?
Fenerbahçe'de futbolcuların gruplara bölündüğünü de söylüyorlar.
Tümer'in ne bir gruba girmesi, ne de etrafında grup oluşturabilmesi mümkün. O, tek başına bir grup belki. Ve grupların en vahimlerinden biri.
Demirören'in 'kırmızı noktası'
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, Sivasspor maçından sonra Fanatik Gazetesi'ne verdiği demeçte "Tribünlerin üzerinden çeşitli oyunlar oynayıp bütünlüğü bölmek çok riskli. Bu bizim için kırmızı noktadır" dedi.
"Kırımızı nokta"... Çizgi değil.
Kırmızı nokta ayrı, kırmızı çizgi ayrı. Biri müstehcen, biri imkansız.
Yani tribünlerin üzerinden çeşitli oyunlar oynayıp bütünlüğü bölmek "müsaade etmeyeceğimiz bir gelişme" değil... "Olabilir, ancak ahlaken sakıncalı".
Acaba bilerek mi söyledi.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|