|
İlm-i simya, bakırı altına çevirme
Cumhuriyetin tek partili döneminde, tüm ilkokullardaki öğrencilere Behçet Kemal'in, Kemalizm muskalı şu mısraları ezberletilirdi:
Türkün güneşleriyle dünya ufku ağardı
Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı.
Bu mısraların bilimsel bir gerçeği saptayıp saptamadığı, üniversitelerimizde dahi tartışılabilir mi?
Asla!
***
Behçet Kemal'in mısralarındaki doğruluk, şimdi bir kez daha kanıtlanmada...
Konduğu yerde kendiliğinden enerji üreten bir "kuvvet makinesi"ni de, yine bir Türk firmasının icat ettiği anlaşılıyor.
Emekli militerlerimizden en üst rütbeliler de, fizik yasalarını toptan çöplüğe savuracak böyle görkemli bir buluşun haberini kutlamaya davet edilmişler. Ne güzel...
***
Dünkü Milliyet'te, bu tür icatlarla da uğraştığı anlaşılan emekli bir tümgeneralimizin, artık devreye sokulmak üzere olan "kuvvet makinesi" ile ilgili bir açıklaması yer almıştı:
"TSK'nın bilgisi var"
***
Bu açıklama karşısında kesinkes akan sular durur doğrusu. Hiç kuşkuya gerek yok, üstün yaratıcı gücümüz sayesinde 21. yüzyıl insanlığı, beleşe enerji devrimini yaşayacak.
Böyle bir müjdeye kimse tıkayamaz kulaklarını.
Çalsın sazlar, oynasın kızlar.
***
Dünkü Hürriyet'te de, Ceyhun Kuburlu'nun verdiği bir habere göre, Denizlili bir fırıncı şöyle demişti:
"Ben böyle bir sistemi aylar önce geliştirdim. Makinem hazır, gelip görsünler"
Ne yazık ki emekli militerlerimizin haberi olmamış, durduğu yerde enerji üreten bir makineyi, Denizlili fırıncı bir dostun çok daha önce gerçekleştirdiğinden.
Yoksa, topluca gider onu da kutlarlardı.
***
1971-74 yılları arasında, Akşam gazetesinin o tarihteki yazı işlerinden sorumlu müdürü, sınıf arkadaşım Doğan Koloğlu'yla Sağmalcılar Cezaevi'nde yatarken; Milliyet'te de imzasız yayımlanan bir yığın dizi yazıyordum.
Abdi İpekçi, o dizilerin telif hakkıyla, Basınköy'deki ailemin geçimini sağlıyordu. (Sonradan o dizilerin hepsi "Nar Çekirdekleri" adıyla kitap olarak da yayımlandı.)
Her ne kadar dünya ufku Türkün güneşleriyle ağarmış olsa da, o dönemin militerleri; kalemini kelepçeledikleri bir yazı adamının ailesinin, çoluk çocuğunun nasıl geçineceğini düşünmeye vakit bulamayacak kadar; Pentagon doğrultusunda ulusal çıkarları savunmakla meşguldüler.
Ve bizim yazıların ulusal çıkarlara aykırı düştüğüne hükmedilmişti.
***
Milliyet'te yayımlanmış dizilerden biri de, "Büyü ve Büyücülük Tarihinden Belgesel Örnekler" başlığını taşıyordu.
Cezaevindeki çalışmalarımda kaynak olarak, "La Revue Des Deux Mondes"un 150 yılı kapsayan koleksiyonundan yararlanıyordum. Basınköy'deki kitaplığımın en çarpıcı zenginliklerinden biri de, pek az kişide bulunduğunu tahmin ettiğim o koleksiyondu.
Ve o koleksiyondan istediğim bazı ciltler getiriliyordu cezaevine.
***
Özellikle 17'nci yüzyıldaki büyücü tayfasının, aklını en taktırdığı uğraşlardan biri de; başta bakır olmak üzere, değişik madenleri altına çevirme hüneriydi.
Büyücülerin evleri imbikler, çeşitli eczalar, demir parçaları, cıvalar, türlü türlü tozlarla adeta bir kimya laboratuvarı gibiydi.
Şayet cıvayı katılaştırarak elde edilebilecek bir "maden taşı"nı gerçekleştirebilseler; o taşı bir sürtüşte, bakırı da altına dönüştürebileceklerdi. Buna inanıyorlardı.
***
Kendiliğinden enerji üreten bir "kuvvet makinesi" icat etmek; herhalde daha da zor olmalı, bakırı altına çevirmekten.
Ama mademki dünya ufku bizim güneşlerimizle ağardı; "kuvvet makinesi"ni icat ettiğimiz gibi, ilm-i simyayı gerçekleştirmek de bize düşer.
***
Bir de dünyayı ortasından delip geçecek bir tünel yapsak; sonra da 2 üfleyişte trafik sorununu çözecek bir borazan...
***
Nasıl olsa her türlü mucizeyi göstermek için muhtaç olduğumuz güç, damarlarımızdaki asil kanda mevcut.
O nedenledir ki dünya bize hayran oluyor ve "aferin" diye kahkahalarla gülüyor.
c.altan@prizma.net.tr
|
|