Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 24 Kasım 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İlm-i simya, bakırı altına çevirme


Cumhuriyetin tek partili döneminde, tüm ilkokullardaki öğrencilere Behçet Kemal'in, Kemalizm muskalı şu mısraları ezberletilirdi:
Türkün güneşleriyle dünya ufku ağardı
Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı.
Bu mısraların bilimsel bir gerçeği saptayıp saptamadığı, üniversitelerimizde dahi tartışılabilir mi?
Asla!
***
Behçet Kemal'in mısralarındaki doğruluk, şimdi bir kez daha kanıtlanmada...
Konduğu yerde kendiliğinden enerji üreten bir "kuvvet makinesi"ni de, yine bir Türk firmasının icat ettiği anlaşılıyor.
Emekli militerlerimizden en üst rütbeliler de, fizik yasalarını toptan çöplüğe savuracak böyle görkemli bir buluşun haberini kutlamaya davet edilmişler. Ne güzel...
***
Dünkü Milliyet'te, bu tür icatlarla da uğraştığı anlaşılan emekli bir tümgeneralimizin, artık devreye sokulmak üzere olan "kuvvet makinesi" ile ilgili bir açıklaması yer almıştı:
"TSK'nın bilgisi var"
***
Bu açıklama karşısında kesinkes akan sular durur doğrusu. Hiç kuşkuya gerek yok, üstün yaratıcı gücümüz sayesinde 21. yüzyıl insanlığı, beleşe enerji devrimini yaşayacak.
Böyle bir müjdeye kimse tıkayamaz kulaklarını.
Çalsın sazlar, oynasın kızlar.
***
Dünkü Hürriyet'te de, Ceyhun Kuburlu'nun verdiği bir habere göre, Denizlili bir fırıncı şöyle demişti:
"Ben böyle bir sistemi aylar önce geliştirdim. Makinem hazır, gelip görsünler"
Ne yazık ki emekli militerlerimizin haberi olmamış, durduğu yerde enerji üreten bir makineyi, Denizlili fırıncı bir dostun çok daha önce gerçekleştirdiğinden.
Yoksa, topluca gider onu da kutlarlardı.
***
1971-74 yılları arasında, Akşam gazetesinin o tarihteki yazı işlerinden sorumlu müdürü, sınıf arkadaşım Doğan Koloğlu'yla Sağmalcılar Cezaevi'nde yatarken; Milliyet'te de imzasız yayımlanan bir yığın dizi yazıyordum.
Abdi İpekçi, o dizilerin telif hakkıyla, Basınköy'deki ailemin geçimini sağlıyordu. (Sonradan o dizilerin hepsi "Nar Çekirdekleri" adıyla kitap olarak da yayımlandı.)
Her ne kadar dünya ufku Türkün güneşleriyle ağarmış olsa da, o dönemin militerleri; kalemini kelepçeledikleri bir yazı adamının ailesinin, çoluk çocuğunun nasıl geçineceğini düşünmeye vakit bulamayacak kadar; Pentagon doğrultusunda ulusal çıkarları savunmakla meşguldüler.
Ve bizim yazıların ulusal çıkarlara aykırı düştüğüne hükmedilmişti.
***
Milliyet'te yayımlanmış dizilerden biri de, "Büyü ve Büyücülük Tarihinden Belgesel Örnekler" başlığını taşıyordu.
Cezaevindeki çalışmalarımda kaynak olarak, "La Revue Des Deux Mondes"un 150 yılı kapsayan koleksiyonundan yararlanıyordum. Basınköy'deki kitaplığımın en çarpıcı zenginliklerinden biri de, pek az kişide bulunduğunu tahmin ettiğim o koleksiyondu.
Ve o koleksiyondan istediğim bazı ciltler getiriliyordu cezaevine.
***
Özellikle 17'nci yüzyıldaki büyücü tayfasının, aklını en taktırdığı uğraşlardan biri de; başta bakır olmak üzere, değişik madenleri altına çevirme hüneriydi.
Büyücülerin evleri imbikler, çeşitli eczalar, demir parçaları, cıvalar, türlü türlü tozlarla adeta bir kimya laboratuvarı gibiydi.
Şayet cıvayı katılaştırarak elde edilebilecek bir "maden taşı"nı gerçekleştirebilseler; o taşı bir sürtüşte, bakırı da altına dönüştürebileceklerdi. Buna inanıyorlardı.
***
Kendiliğinden enerji üreten bir "kuvvet makinesi" icat etmek; herhalde daha da zor olmalı, bakırı altına çevirmekten.
Ama mademki dünya ufku bizim güneşlerimizle ağardı; "kuvvet makinesi"ni icat ettiğimiz gibi, ilm-i simyayı gerçekleştirmek de bize düşer.
***
Bir de dünyayı ortasından delip geçecek bir tünel yapsak; sonra da 2 üfleyişte trafik sorununu çözecek bir borazan...
***
Nasıl olsa her türlü mucizeyi göstermek için muhtaç olduğumuz güç, damarlarımızdaki asil kanda mevcut.
O nedenledir ki dünya bize hayran oluyor ve "aferin" diye kahkahalarla gülüyor.

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Yaşadığımız dünyada Türkiye
İSTANBUL çok önemli bir toplantıya ev sahipli...
Çetin ALTAN
İlm-i simya, bakırı altına çevirme
Cumhuriyetin tek partili döneminde, tüm ilkok...
Melih AŞIK
CHP'yi sorgulamak
CHP'yi AKP'ye alternatif olmaktan çıkarmak iç...
Fikret BİLA
Demirel'den "Koca Papaz" öyküsü
Papa 16. Benedictus'un Türkiye'ye yapacağı zi...
Hasan CEMAL
Aydınlık, karanlık!
İmam hatip tartışması... Din ve eğitim... Tab...
Güneri CIVAOĞLU
Affetme İstanbullu
İstanbul "güzel bir şehir" mi... Yoksa "güzel...
Abbas GÜÇLÜ
Bugün söz öğretmenlerde
Hamaset nutukları atıp öğretmenleri göklere ç...
Hurşit GÜNEŞ
Solda birlik talebi
Bir süredir DSP Genel Başkanı Zeki Sezer sold...
Sami KOHEN
Bölge dengeleri değişirken...
GEÇEN hafta Washington ve Londra'da Irak'taki...
Faik ÖZTRAK
Hazmı zor bir "başarı" öyküsü
İşgücü rakamları işsizlik oranının bu yılın ü...
Hasan PULUR
Rahatlamak isteyenlere hazır reçete...
İŞTE bu olmadı; koskoca profesör Atatürk'e "B...
Derya SAZAK
Papa'yı beklerken
Papa'nın ziyareti yaklaştıkça Türkiye kamuoyu...
Meral TAMER
Türkiye, AB'nin 28. üyesi olmakla kalmaz!
Yıl 1998.
Ece TEMELKURAN
Canavarlar
Kimin hayatını yaşıyorsun sen? Kendininkini m...
Güngör URAS
Doğu'da trenler saatte 55 km gidebiliyor
TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman anlatıyor:...
M. Ali BİRAND
Papa aslında Fener'e geliyor
Prof. Dr. Halil İnancık, Koç Üniversitesi'nde...

© 2006 Milliyet