Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Kasım 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kışla kültürü, demokrasi kültürü!


Bir açık mektup!
Demokrasi kültüründen değil, 'kışla kültürü'nden beslenenlere...
Bir açık mektup!
Eleştirel düşünceden değil, 'ezber imalathaneleri'nden nemalananlara...
Bir açık mektup!
'Düşünce polisleri'ne yazılan...
Bir açık mektup!
Kendi doğrularını herkese dayatmak isteyen dinci ya da laik yobazlara...
Bir açık mektup!
Entelektüel olan her şeyden ya da 'entelektüalizm'den nefret edenlere...
Evet, bir açık mektup.
Ben yazmadım. Amerika'nın en önde gelen üniversitelerinden Columbia'nın Rektörü Prof. Dr. Jonathan R. Cole tarafından kamuoyuna yazıldı.
Rektör, İsrail'e karşı bir siyasal eyleminden dolayı Prof. Edward Said'in üniversiteden atılması için Amerika'da kampanya başlatan Yahudi Lobisi dahil bazı çevrelere karşı akademik özgürlüğü savunuyor.
Prof. Atilla Yayla'ya yönelik olarak kaynatılmaya başlatılan cadı kazanı dolayısıyla 2000 yılında yazılan bu mektubun bir özetini köşeme alıyorum, belki işe yarar diye...
* * *
Columbia Üniversitesi'nde akademik özgürlüğün anlamı nedir? Üniversite yönetmeliğinin 70. maddesi şöyle der:
"Akademik özgürlükten kasıt, bütün öğretim görevlilerinin, sınıflarında konularını tartışırken özgür olmalarıdır. Bu özgürlük, araştırma ve bu araştırmaların sonuçlarını yayımlama özgürlüğünü de içerir. Öğretim görevlileri fikirlerini ifade etmelerinden veya özel ya da kamusal alanda kurdukları ilişkilerden dolayı üniversite tarafından cezalandırılmaz."
Columbia'da bir ifade yasası olduğuna inanmadığımız gibi, ifade polisi gibi davranmayı da reddederiz. Üniversite, bir görevlisinin fikirlerini açıklamasına veya davranışlarına karşı, bunlar yargının alanına girse bile müdahale etmeyebilir.
Bir üniversite için, bireyin siyasi olarak egemen bir ideolojinin titretici, felç edici etkisinden korkmaksızın, görüşünü ifade etmekte kendisini özgür hissetmesinin güvencede olmasından daha önemli birşey yoktur.

Özgürlük üzerine...
John Stuart Mill, 'Özgürlük Üzerine' adlı eşsiz makalesinde, bize hoş gelmeyen fikirlerin ifade edilebilmesini desteklememizin özgürlük kavramı açısından niye çok önemli olduğunu açıkça ortaya koyar ki; o fikirler bizim fikrimize aykırı olabilir veya fikrimizi tehdit eder görünebilir:
"Eğer tüm insanlığın, farklı düşünen tek bir kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip o tek kişinin iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya da hakkınız olmaz."

Çirkin de gelse...
Bazı fikirler bize çirkin gelebilir. 'Doğruluk' anlayışımıza aykırı düşebilir. Yargılarımıza veya kabullerimize meydan okuyabilir. Ama ne olursa olsun akademik düzenimizin temel yapısını tehdit etmedikçe güvence altında olmaları gerekir.
Akademik özgürlük temel esastır.
Bu nedenle, Profesör Edward Said'in çevresinde süregiden son tartışma da bizi rahatsız etmemelidir. Yeter ki bu tartışma, özgür fikir alışverişine zincir vurmasın veya Said'e yaptırım uygulama çanlarını çalar hale gelmesin!

Asıl tehdit!
Hepimizi ve akademik özgürlüğü tehdit eden, Said'in ifade özgürlüğünü ya da eleştirilerini sınırlama düşüncesinin ta kendisidir.
Öğretim üyelerimizin görüşlerine yönelik bu tür kısıtlamaların, bu üniversitenin saygın bir özelliği açısından uzun süreli olumsuz etkileri olabilir. Bu özellik, çoğunluğun kabul edilemez görebileceği fikirlere karşı hoşgörü göstermektir.

Özgürlüğün güvencesi
Columbia olarak biz, McCarthy döneminde bile, diğer kurumların yaptığı gibi, farklı siyasi görüşleri bulunan profesörlerimize kısıtlama uygulamak veya onları işten uzaklaştırmak yolundaki baskılara ve telkinlere boyun eğmedik. Bugün de ifade özgürlüğünü güvence altına alan tutumumuzdan geri adım atmayız.
Said, bir Columbia Üniversitesi profesörüdür. Bu bizim en yüksek akademik derecemizdir ve kendisi bu mevkiye sadece bilimsel ve eğitsel katkıları nedeniyle gelmiştir.
Onun politik görüşlerine atıfla, Columbia'daki sıfatının uygun olup olmadığını, çalışmalarının değerini sorgulamak, Said'i üniversitemizin önde gelen akademisyenlerinden biri olarak görmemize dair bakış açısını yitirmekten başka bir anlama gelmez.
Eğer Said'in özgürce yazma ve konuşmasını güvence altında tutmayı reddedeceksek, bir sonraki bastırılanın kim olacağını da, kimin fikirlerini çekinmeden ifade edeceğini belirleyen engizisyon üyesinin kim olacağını da şimdiden düşünmeye başlamamız yerinde olmaz mı?

Akademik özgürlük
Columbia'da öğretim üyeleri ile öğrenciler için farklı farklı belirlenmiş davranış kuralları vardır. Ne var ki, ifade özgürlüğünü içeren akademik özgürlük söz konusu olduğunda, bir öğrenciye sunulanla Said'e sunulan güvenceler açısından bir fark yoktur.
Nasıl Said meselesinde ifade ve eylem özgürlüğünü savunuyorsam, öğrencilerin haklarını da aynı şekilde savunurum. Ve Said hakkında üniversitenin uygulayacağı herhangi bir yaptırım olduğuna inanmadığımı da ifade etmek isterim.
Öğrenciler ve öğretim görevlileri, benim de pek doğru bulmayabileceğim şeyler yapabilirler. Ancak bir üniversite yöneticisi olarak kendi otoritemi, onların fikirlerini üniversite idaresinin bakış açısına uydurmak için asla kullanmam.
Prof. Dr. Jonathan R. Cole,
Columbia Üniversitesi Rektörü.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Atatürk ve eleştirel düşünce
YIL 1930; Atatürk "Cayır cayır yanıyoruz" diy...
Çetin ALTAN
Cinsellik, dinsellik, vitrinsellik, bilimsellik
Kırsal bölgelerde koyun sürülerinin uzaklarda...
Melih AŞIK
Cargill devleti!
Başkan Bush'un "Bu şirketin sorunlarını çözün...
Fikret BİLA
Kıbrıs AB'nin bahanesi mi?
Avrupa Birliği (AB) Türkiye'ye 6 Aralık'a kad...
Hasan CEMAL
Kışla kültürü, demokrasi kültürü!
Bir açık mektup!
Güneri CIVAOĞLU
Boğaziçi betonu
Orman Bakanı Osman Pepe'nin gazetelere yansıy...
Can Dündar
Mezbahanın şahidi
Fatma Ömer Ennacar 64 yaşında bir intihar ko...
Abbas GÜÇLÜ
Papa niye geliyor?
Koç Üniversitesi, önceki gün tarihçi Prof. Dr...
Semih İDİZ
İran ve Suriye ile yakın ilişkimiz varsa, neden çağırmadılar?
Irak'ta artan kaosu sona erdirme çabaları açı...
Sami KOHEN
Irak'ta iç savaşın kurbanları...
Buna resmen ve alenen iç savaş demek için dah...
Metin MÜNİR
İran'ın nükleer programını ODTÜ'lüler mi yapıyor?
1968 yıllarında Orta Doğu Teknik Üniversitesi...
Hasan PULUR
Bir Avrupa anısı ve Papa...
ŞU olup bitenlere bir bakar mısınız?
Derya SAZAK
Baykal, MHP, ittifak
İstanbul Hilton'da bir grup gazeteci CHP lide...
Meral TAMER
Ali Koç: Ne Arap, ne Avrupalı, ne de Asyalıyız
Dünya Ekonomik Forumu DEF'in Türkiye toplantı...
Yaman TÖRÜNER
Küreselleşmenin dışı
Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de serma...
Güngör URAS
100 yolcunun 83'ünü otobüs 17'sini uçak taşıyor
1950 yılında yüz yolcunun 49'u karayoluyla, 4...
M. Ali BİRAND
Anlaşıldı, biz bağcıyı döveceğiz
Bu işin artık rengi görüldü.

© 2006 Milliyet