|
Bir Avrupa anısı ve Papa...
ŞU olup bitenlere bir bakar mısınız?
Avrupa Birliği bastırıyor:
"Ya limanları ve havaalanlarını Kıbrıslı Rumlara 6 Aralık'a kadar açarsanız, yoksa..."
Başbakan Erdoğan kestirip atıyor:
"Böyle tarih koyup Türkiye'yi köşeye sıkıştırma politikaları bizim anladığımız dil değildir; biz o dilden pek anlamayız."
* * *
PAPA'nın gelişinden önceki görüntüyü neye benzetiyoruz biliyor musunuz?
Hani eskiden küçük çocukları "Umacı geliyor!" diye korkutuyorlardı ya, Ankara'dakilerin hali öyle, Papa gelecek diye herkes bir yerlere kaçıyor. Başbakan yok, Dışişleri Bakanı yok, Devlet Bakanı yok, hepsi bir bahane bulup yurtdışında...
Tabii el oğlu da neden kaçtıklarını biliyor, sonunda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, lütfedip Papa ile bir yemek yemek istiyor, Papa reddediyor:
"Yemek dünyevi bir zevktir, Papa bu yemeğe katılamaz."
Hoppalaa!
Demek yemeğin dünyevisi de var, uhrevisi de!
* * *
BAZILARI, belleğinin, hafızasının hep zayıf olduğundan ya da zayıfladığından şikâyet eder.
İnsan zaman zaman, "Keşke benim de hafızam zayıflasa da, bazı şeyleri hatırlamasam!" der.
Yukarıda yazdıklarımız, bize bakın neyi hatırlattı?
Yıl 1980, mart ayının 26'ncı günü...
Türkiye, Başbakanı Demirel'in ağzından "Yetmiş sente muhtacız!" diye iflas bayrağını çekmiş...
Kurtuluş yine Batı'nın yardımındadır, yani Avrupa para verecek, Türkiye kurtarılacaktır...
* * *
PARİS'teki toplantıya Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal ve Ankara'nın büyük bürokratları katılır, kalabalık bir gazeteci topluluğu vardır. Özal, sabah toplantıda OECD'ye, Türkiye'nin durumunu anlatır, çıkar. Avrupalılar içeride toplantı halindedirler, Özal'ın "şartsız ve nakit" önerisini görüşürler, karar 15.30'da açıklanacaktır.
Saat 15.00 olur, 17.00 olur, içeriden sızan haberler hiç hoş değildir, galiba yardım işi yatmaktadır. Saat 20.00'de kapı açılır ve Özal içeri çağırılır, sonuç hiç Özal'ın umduğu gibi değildir. Avrupalılar kendi aralarında anlaşamamışlar, toplantı nisan ayına ertelenmiştir. Özal OECD Genel Sekreteri Lennep'e sitem eder, kapıyı açar ve durumu açıklar.
Memduh Aytür'ün sesi duyulur, bağırmaktadır:
"İşte bunlar böyledir, kapılarında bekletip sonra geri çevirirler. Şu işe bakın ki bunlara muhtaç duruma düşmüşüz... Allah kahretsin!" (x)
* * *
DEDİK ya, keşke hafızamız zayıflasa da böyle şeyleri hatırlamasak.
Çünkü Allah korusun, başımıza Avrupa'dan yana bir dert gelirse, bizi sorumlu tutarlar.
Siz bunları hatırlıyorsunuz, sonra da yazıp adamlara hatırlatıyorsunuz, diye.
—————
(x) Emin Çölaşan, 24 Ocak, Bir Dönemin Perde Arkası, Milliyet Yayınları.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|