|
Hem dövüne dövüne, hem övüne övüne
Bir yığın köye de sahip bulunan eski toprak ağalarının aileleri, "zadeler" olarak bilinirlerdi; Sıçanzadeler, Ahmakzadeler, Kazzadeler gibi...
Soyadı yasası çıktıktan sonra, "zadeler" diye anılanların önemli bir bölümü, lakaplarını "oğulları" olarak değiştirdiler; Sıçanoğulları, Ahmakoğulları, Kazoğulları gibi...
* * *
Aileden kalma ne varsa, işadamı olacağım diye, satıp savıp sonra da iflas ederek, "tig-i teber şah-ı merdan" kalmış eski "zadeler"den biri; evlenip durumu kurtarmak için zengin bir dul aramaya başlamış.
Kendi çevresinin semtlerindeki çöpçatanlıkla ünlü yaşlı beylere, büyük hanımlara başvurmuş:
- Ne de olsa itibarlı bir aileden geliyorum, namım büyük, diyormuş; şöyle malı mülkü, serveti merveti yerinde dul bir kadınla hemen evlenmek istiyorum. Bana uygun öyle biri var mı acaba?
* * *
Kahvede tavla şampiyonluğunu kimseye kaptırmayan, nüfus memurluğundan emekli bir bey:
- Bizim hanımın öyle bir tanıdığı var, demiş; her iki kocasından da yüklü paralar ve birkaç da daire alarak kabul etti boşanmayı. Ayrıca ortak olduğu iki de kuaför dükkânı var. Size çok uygun bir kısmet. Sadece küçük bir kusuru olduğunu da herkes biliyor.
* * *
Müflis zade sormuş:
- Neymiş o kusuru?
- Her ilkbaharların başında, bir ay kadar dengesini kaybediyor; çırılçıplak soyunup damlara falan çıkıyor. Onun dışında mükemmel bir hanımefendi...
* * *
Sıfırı çoktan tüketmiş olan adam, ellerini ovuştura ovuştura:
- O kadar kusur kadı kızında da bulunur, demiş; en çabuk ne zaman evlenebiliriz?
Emekli nüfus memuru:
- Herhalde hemen olmaz, demiş; durumu garantiye almak için, ilkbaharın gelmesini beklemek gerekiyor.
* * *
AB üyeliği için müzakereler konusunda, -yüksek sesle söylenmese bile- iflası göze almış görünen Ankara'nın; evrensel itibarını cilalayacak, ne kadar hümanist ve üst düzey bir niteliğe sahip bulunduğunu kanıtlayacak bir fırsatı yakalaması gerekiyordu.
Neyse ki fırsat çıktı, Papa Hazretleri Ankara'ya teşrif ediyorlar.
* * *
Ne var ki, Mehmet Ali Birand'ın dünkü Posta gazetesindeki yorumu değişikti.
Birand şöyle diyordu:
"Önümüzdeki hafta çok heyecanlı geçecek. Kendini göstermek isteyenlerden, 'En büyük Müslüman biziz' diyenlere, 'ülke aşkıyla' yandığını iddia edenlere kadar herkes Papa'nın yolunu gözleyecek. Sonunda da Türkiye kaybedecek."
* * *
Yukarıdaki iflas etmiş zade fıkrasıyla bir paralellik kurmaya kalktığımızda; durumu güvenceye almaya çalışırken, kimin -ilkbahar bile gelmeden- dengesini kaybetmiş olacağını saptamak kolay değil.
Ankara mı, Papa mı?
* * *
Cin Ali Bey, iki gözü de morarmış olan Borazan Tevfik'e rastladı:
- Ne oldu sana Borazan yahu, dedi; magandalarla kavga falan mı ettin?
Borazan Tevfik:
- Yok canım, dedi; pantolonumun düğmesini diktirirken oldu.
- Ne demek yani, pantolonumun düğmesini diktirirken oldu?
* * *
Borazan Tevfik anlattı:
- Biliyorsun ben küçük bir pansiyonda oturuyorum, bir ailenin yanında. Geçen gün pantolonumun ön düğmelerinden biri koptu. Bana pansiyon kiralamış olan ailenin hanımına gittim. Kibarca pantolonumun düğmesini dikivermesini rica ettim. Hemen kabul etti ve:
"- Pantolonunuzu çıkarmanıza bile hacet yok, şimdi dikiveririm üstünde, dedi.
- Eee?..
- Gitti bir iğneyle iplik aldı ve düğmeyi 5-10 saniyede dikiverdi. Arkasından da ipliğe bir düğüm attı ve ipliği dişleriyle koparmak için, pantolonumun önüne doğru eğildi. Ve işte tam o sırada kocası girdi kapıdan...
* * *
Kutuplaşmalarla demokrasimizin kopmuş görünen düğmelerini de, dikme seferberliğine girmiş düzinelerle parti lideri var...
Bakalım demokrasimizin kocası durumundaki, önce Çankaya, sonra da genel seçimler kapıdan girdiğinde, kimlerin gözleri ne kadar moraracak?
* * *
Nasreddin Hoca'ya sordular:
- Durduğu yerde enerji üreten bir "kuvvet makinesi" yapıldığının ilanına, sen de şaşırdın mı Hoca?
Hoca:
- Yok ona değil de; Türkiye yönetiminin en üst makamlarında bulunmuş kişilerin, böyle bir makinenin icat edilebileceğine inanarak, alkışlamasına şaşırdım, dedi.
* * *
Behçet Necatigil'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Önsöz
Hülyalarıyla yaşardı,
Bir Behçet Necati vardı.
Gece yarılarında, sokakta
Kâğıda bir şeyler yazardı.
Şairliğinden yadigâr
Bu YELDEĞİRMENLERİ kaldı.
c.altan@prizma.net.tr
|
|