Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Kasım 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şampanyanın kalbinde...

Yılbaşı yaklaşırken, satışlarında patlama bekleyen şampanyacılar kendilerini hatırlatıyorlar. Önceki hafta ziyaret ettiğim şampanya evleri, giderek birer "modaevi"ne dönüşüyor, her sezon yeni "kreasyon"lar çıkarıyorlar...


myalcin@turk.net

Paris'in iki saat kuzeyinde, Almanya ve Belçika sınırlarına yakın, iklimi çok soğuk, göğü gri, aslında sevimsiz bir bölge... Ama bölgenin bir hazinesi var ki; bunları unutturuyor, her bir karış toprağı altın değerine ulaştırıyor: şampanya...
"Şampanyanın kalbi" denebilecek Reims kentinin Epernay ilçesine, bu üçüncü gelişim. İlkinde 1996'da yine bir grup yeme-içme yazarıyla birlikte şampanyanın "babası" Dom Perignon'un manastırını ziyaret etmiş, bağlarda yağmur altında, çamurlara bata çıka üzüm toplamış, Dom Perignon markasının da sahibi olan en büyük şampanya üreticisi Moet et Chandon'un kurucularının, dostları Napolyon'un şerefine yaptırdığı Trianon sarayında şampanyalar eşliğinde yemek yemiştim.
İkinci ziyaretimde bir başka keşişin, Dom Ruinart'ın şampanyalarını keşfetmiştim. Bu kez, 10 yıl sonra yine Dom Perignon'un yaşadığı, Hautvillers manastırındaydım.
Ağırlıklı olarak "Şampanya yemekle de iyi gider" mesajının verildiği 10 yıl önceki ziyaretimden bu yana, firma tüketimi arttırmak için yeni konseptler geliştirmişti.
Bunların başında, şampanyanın daha kolay, daha protokolsüz içilebilmesi için, 18'lik çeyrek şişelerde satılması geliyordu. Hatta diskolarda ayaküstü bardaksız içilebilmesi için bunlara kamışlar bile konuyordu.
Bir başka yenilik, yakın zamana kadar çok zor erişilen bir şampanya olan Dom Perignon'un üretimini arttırmak ve 1,5 litrelik "magnum" şişelerinin yanı sıra, 3 litrelik dev şişelerini de çıkarmışlardı.
Bunların tanıtımı için de, fotoğrafçılığı da olan ünlü modacı Karl Lagerfeld'le çalışmışlar, Lagerfeld kendi manken ve modelleriyle yarattığı mizansenleri bizzat fotoğraflamış, reklamlar da bu fotoğraflarla yapılmıştı.

Yemek içkisi olmaya direndi
Öte yandan Moet et Chandon'un bin yıllık klasik etiketi de değiştirilmiş, daha modern bir hale kavuşmuştu.
Şampanyanın lider firmasının yöneticileriyle geçirdiğimiz iki gün boyunca, öncelikle şampanyadaki değişimi gözlemledim.
20'inci yüzyıl başlarında, kabarelerde, gece kulüplerinde, dans partilerinde bolca tüketilen şampany, 20'inci yüzyılın sonlarında tanığı olduğum "yemek içkisi" kalıbına sokulma girişimlerine direnmişti.
Bu benim gibi bir yeme-içme tutkunu için üzücüydü ama belli ki geniş kitleler şampanyanın lezzetine odaklanmayı, onu bir sofra içkisi gibi de görmeyi pek benimsememişlerdi.
Nitekim Moet et Chandon'un, üç ayrı Grand Cru bağın şampanyalarını hiç harmanlamadan, bağların ismiyle şişelediği "Trioloji" serisi tutmamış, bu enfes şampanyalar üretimden kaldırılmıştı.
Şampanyanın gastronomik özelliği yeniden geri plana itilirken, bu kez de şampanya firmaları birer "modaevi" kalıbına girmeye yönelmişlerdi.

Kristallerle süslenmiş şişeler
Moet et Chandon, Veuve Clicquot, Perrier Jouet, Piper Heidsieck, Pommery ve Taittinger gibi lokomotif markalar her yıl değişen "kreasyonlar" üretiyorlar, her sezon yeni ambalajların kılığına giriyorlardı.
Kimi ünlü tasarımcıların dizayn ettiği şık kutulara konuyor, kimi şişenin yanında şirin bir pakette küçük bir Lalique parçalı bilezik armağan ediyor, kimi de Moet et Chandon'un son numarasında olduğu gibi magnum şişenin üzerini Swarovski kristallerle beziyordu. Tabii böylece fiyatlar yükseldikçe yükseliyordu!

Talep ve satışlar arttı
Bu arada üreticiler "milenyum krizi"ni de atlatmışlar, Uzakdoğu ve Rusya gibi yeni ve zengin pazarlar sayesinde satışlarını katlamışlardı. Fransa ve İngiltere gibi klasik pazarlarda da talep azalmıyor, daha da artıyordu.
Hatta tüm bunlar yüzünden şampanyanın apelasyon sınırları genişletilmiş, bağ dikiminin izne tabi olduğu Avrupa Birliği'nden özel izin alınarak yüzde 5 oranında yeni bağ dikimine karar verilmişti.

Hazine bu işten zarar ediyor

Şampanyanın kalbinden son haberler böyle... Ne yazık ki, yılbaşı arefesinde olan ülkemiz, şampanya ithali serbest olmasına ve Moet et Chandon, Dom Perignon, Bollinger, Taittinger, Cattier ve Mumm gibi şampanyaların bulunmasına rağmen, tüm AB ülkelerinde yaşanan bu keyifleri, yenilikleri yaşayamıyor.
Zira bürokrasimiz şampanyanın içenin boğazına dizilmesi gereken bir içki olduğuna karar vermiş ve sanki her gün her yerde şampanyalar birbiri ardına açılıyormuşçasına, dünyanın en yüksek şampanya vergisini -yüzde 300'den fazla- yürürlüğe koymuş durumda.
Böylece, AB'de 30 avro civarında olan bir şampanya bizde 200 küsur YTL'ye ancak satın alınabiliyor. Şampanyasını çok sevenler ise, havalimanı gümrüksüz mağazalarından 20-30 avroya sevdiği markaya kavuşuyor, olan yine vergi gelirini kaybeden hazineye oluyor.



PAZAR
"Senaryo dine hakaret içeriyor mu diye şeyhlere gösterdim"
"Türk şarkıcıların dünyaya açılması için bir köprü olacağız"
"Onu iyileştirmeye çalıştım ama o ağzıma silah dayadı"
"Pardon sizi insan sandım, robotmuşsunuz"
Dedektif Nik'in az şiddet, bol centilmenlik içeren maceraları
Ünlü koleksiyoncuların evinden sergiye...
Pierre Loti'nin "şark hayaletleri"ni beş ayda 40 bin kişi ziyaret etti
Denize açılan kapı
Çeyrek asırlık çınar
Deus vult! (Tanrı istiyor)
"Kızım için hayatta kalmam lazım"
Jüpiter'in Yay burcuna geçmesi neler getiriyor?
360 derecelik hayal kırıklığı
Papa kucaklaşmaya geliyor ama iki kilisenin birleşmesi mümkün mü?
Fonksiyonel gıdaların önemi
Bu kapı nasıl açılır?
Bir günde tarihe yolculuk
Şampanyanın kalbinde...





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet