|
 |
|
|
Masalcı tadında bir yönetmen
'Bireyciliğin' yükselen değer olduğu bir dönemde sahici insanlarla sahici bir film yapan Yüksel Aksu'ya, 'Dondurmam Gaymak'la ulaştığı seyirci kitlesi yetiyor. Film, aday olduğu Oscar'ı kazanırsa o da işin 'gaymağı' olacak
BİR PORTRE / ASU MARO
1988'in temmuz ayı. İzmir'de pabucun asfalta yapıştığı bir sıcak. Buca Eğitim Fakültesi Tarih-Coğrafya bölümü öğrencisi Yüksel Aksu'nun öğretmen çıkmasına 15 gün var. Hedefi belli, Anadolu'da dolaşan, gittiği yerlerde masal, bilmece derleyen, roman yazan, Fakir Baykurt gibi bir öğretmen olacak.
Ama her şey tersine döner birden. Okuldan atıldığını öğrenir, işkenceyi protesto eden bir eyleme katıldığı için. Aynı gün askere çağrılır, bir de üstüne sevgilisi onu terk eder. Uğursuz gibi görünen o günün aslında çok parlak bir geleceğin müjdecisi olduğundan habersiz Ula'ya döner. Bütün yaraların sarıldığı yere, evine...
Doğup büyüdüğü Muğla'nın Ula ilçesi, Kavafis'in "Şehir"i gibi, Yüksel Aksu için. Dönüp dolaşıp geleceği yer... Çocukluğu, 23 Nisan 1966'da başlayan, gözleri parlayarak anlattığı bir masal. Babası postane memuru, annesi ev kadını. Ona göre ikisi de çok yetenekli birer meddah. Dört kardeşin en büyüğü olarak okul hayatı Aydın'da başlar ve Ula'da devam eder. Arada Bornova Anadolu Lisesi'ne gittiyse de hasrete dayanamayıp geri döner.
Ali Usta'nın çırağı!
"Dondurmam Gaymak"taki gibi bir çocukluk geçirir, evlerinin çardağı günde 30-40 misafir ağırlar. Yazları iyi öğrenciler eczacı, tembeller demirci yanında çalışırken, takdirlik bir öğrenci olan Yüksel Aksu dondurmacı Ali Usta'nın yanına çırak olarak girer. Harçlığının neredeyse tamamını götüren dondurma masrafından kurtulur böylece, üstelik arkadaşlarına torpil yapabileceği bir iktidar alanına da sahip olur. İyi bir çıraktır, eğer satış azsa rahat edemez, bisiklete atlayıp dolaşarak satar dondurmasını.
Daha o zamandan muhabbetçidir de ustasının anlattığına göre, "İmamla müftü, hâkimle hâkim olur, hepsini dolduruverir dükkâna". Her yaş ve sosyal gruptan insanla sohbet ettiği, öğlenleri de tek başına kitap okuduğu bir yerdir dondurmacı dükkânı. Kemalettin Tuğcu'ları, Andersen'den Masallar'ı devirip küçük yaşta klasiklere geçer.
'Öğretmen olacağım' derken
Bir yandan da halkevinde 'devrimci ağabeylerle' sohbet etmeye, tiyatroyla ilgilenmeye başlar. Önceleri gazeteci olmak vardır aklında, sonra kaymakam ya da öğretmen. O yıllarda sinema aklının ucundan bile geçmez. Lise bitince Ankara Siyasal'a girer, bir yıl sonra da Buca Eğitim'e. 4 sene sonunda fakülteden atıldığında "Okul için ağlarsan emzirdiğim sütü helal etmem" diyen annesini dinler ve arkasına bakmaz hiç.
Yeni Asır gazetesindeki ilanı görür bir gün. İzmir Devlet Tiyatrosu'na yardımcı oyuncu alınacaktır. Tiyatrocu hemşerisi Turan Özdemir torpil yapar ona. Yıllar sonra, güzel hikâye anlatan bu çocuğun bir film yapacağını, ona da başrol vereceğini rüyasında görse inanmaz herhalde. Ama aklına sinemayı ilk düşüren de Özdemir olur. Bir de o sıralar tiyatroda birlikte oynadığı arkadaşı, gazeteci Ersin Kalkan.
Böylece 23 yaşında, 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü'ne girer. Mülakatta hocalar, "Zengin değilsen ya okula girme ya da açlığı göze al" derler. Alır. Ama şanslı bir kuşaktırlar, 1990'da Türkiye'nin ilk özel televizyonu açılır ve mezun olmadan iş teklifleri başlar.
9 Eylül, Yüksel Aksu'nun Ula'da temeli atılan binasını inşa ettiği, birbirinden iyi hocaların elinde yoğrulduğu, İtalyan sinemasına vurulduğu yer. Birinci sınıftayken Yusuf Kurçenli'nin asistanlığını yapmaya başlar. Mustafa Altıoklar, Serdar Akar, en son Zeki Ökten asistanlığını yaptığı yönetmenlerden... 1995'te İstanbul'a taşınır, 1999'da "Yasemince" dizisinin yönetmeni olur. Onu "Yılan Hikâyesi", "Bir Dilim Aşk", "Büyük Yalan" izler. Gönlü hep sinemadan yana da olsa, dizileri prova imkânı bulduğu için sever.
İmece usulüyle film
Bir yönetmen ilk filminde en iyi bildiği şeyi anlatmalıdır ona göre. 2001'den beri çekmeye çalıştığı film de adını, çocukluğunda duyduğu "Dondurmam gaymak, anası gızından oynak" cümlesinden alır. Filmde büyüdüğü coğrafya, tanıdığı insanlar, bildiği öyküler olacaktır. Ama yapımcılara anlatamaz bir türlü. "Hikâyen güzel" derler, "Şu şu isimleri oynat, aslanlar gibi gişe yap". Ama bu, yerel bir filmdir, malzemesi de yerel olacaktır, taviz vermez.
2005 yazında ortağı Tankut Kılınç ve görüntü yönetmeni Eyüp Boz'la paralarını birleştirip Muğla'nın yolunu tutarlar. Başrol oyuncusu bellidir, geri kalanlar için hoparlörle anons yapar, gönüllüleri toplarlar. Binlerce başvuru arasından seçtikleri 100-150 kişiyi Memet Ali Alabora'yla altı hafta çalıştırırlar. Bir arkadaşları yemekleri karşılar, bir belediye konaklamayı, bir diğeri ulaştırmayı derken tamamen 'imece usulüyle' kotarırlar filmi. "Dondurmam Gaymak", Kültür Bakanlığı'nın desteği ve Hermes Film'in el vermesiyle tamamlanır. İlk gösterimi de davul zurna eşliğinde Muğla'da yaparlar.
Ödül üzerine ödül
İstanbul Film Festivali'nden jüri özel ödülü ve Gerard Depardieu'nun övgüleriyle çıkan "Dondurmam Gaymak" şimdi Türkiye'nin Oscar adayı.
Filmin ortak yapımcılarından Elif Dağdeviren Güven, geçen hafta New York Queens Film Festivali'nden çifte ödül ve filmin Altın Küre'de yarışacağı müjdesiyle döndü.
Yüksel Aksu'nun ise çok daha fazla önemsediği şeyler var; mesela 'bireyciliğin' tek yükselen değer olarak pompalandığı bir dönemde gücünü 'toplumsallığından' alan sahici bir film yapmış olmak... Üstüne Oscar gelirse o da işin 'gaymağı' olur herhalde ama o bütün dondurmasını satmış olmanın rahatlığıyla muzip bir gülümsemeyle izliyor olan biteni. Gözü ise Oscar'dan çok daha ileride, yeni filmlerde...
|
|
|




|