Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Aralık 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
AB kötü oynuyor!


Avrupa Birliği Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili tavsiye kararı adil mi? Hayır, adil değil.
Güney Kıbrıs'ın şantajına boyun eğmek mi?
Evet, boyun eğmek.
AB'nin en yüksek karar organı olan Konsey'in, Kuzey Kıbrıs'la ilgili izolasyonların kaldırılması konusunda vermiş olduğu kararın hiçe sayılması mı?
Evet, hiçe sayılması.
Aynen öyle.
Verilen söz yenilmiştir!
Başka?
Türkiye kamuoyunda AB imajının bir darbe daha yemesidir.
Daha başka?
Vizyonsuzluktur!
Dar görüşlülüktür!
İç politikadan kaynaklanan dar görüşlü ya da taşralı bir dünya görüşünün dışavurumu sayılabilir.
Veyahut:
Avrupa'nın dünyadaki yerini küresel oyuncu olarak göremeyen, Avrupa'yı kendi dar ufuklarına hapsedip içe dönük bir Hıristiyan Kulübü yapmak isteyen önyargılı, çapsız liderlerin bir oyunu da denebilir.
Yani yerel düşünmektir, küresel değil.
Türkiye'yi kaybetmekle, Avrupa'nın neler kaybedeceğini göremeyecek kadar bir vizyon yoksunluğu mu söz konusu?
Evet, aynen öyle.
İran veya Suriye, Lübnan, Filistin söz konusu olduğunda, ya da Rusya ve enerji güvenliği konuları gündeme geldiğinde derhal Türkiye'nin işbirliği, koordinasyonu aranıyor.
Ama sonra gidip Güney Kıbrıs'ın şantajına eyvallah diyecek kadar küçük oynanıyor ve Türkiye'yi cezalandırıcı bir tutum sergilenebiliyor Komisyon kararıyla...
Ya da birçok üye ülkenin temsilcisi, Türk tarafıyla tek tek görüşmelerde Türkiye'nin haklılığını belirtiyor; ancak kendi aralarındaki buluşmalardan çıkan hava bundan tümüyle farklı olabiliyor.
Sabrı mı taşırmak istiyorlar?
Belki de.
"Alın AB'yi başınıza çalın!" mı dedirtmek istiyorlar Türkiye'ye?
Olabilir.
Türkiye havlu atabilir mi?
Hayır, atmaz.
AB Komisyonu'nun tavsiye kararının belli olmasından sonra da duygusal, irrasyonel herhangi bir tepki çıkmış değil hükümetten. Başbakan Erdoğan'ın açıklaması son derece temkinliydi. Doğru bir tavır aldı Başbakan...
Peki ya iç dünyaları nasıl?
Tepki ve öfke, hatta düş kırıklığı...
Hükümetin tepelerinde, AB'ye dönük motivasyonu azaltıcı bir psikolojik ortamın uç verdiği dikkati çekiyor.
Moraller bozuk mu?
Pek öyle değil. Komisyon kararının aralık ortasına kadar değiştirilmesi için kapalı kapılar arkasında kararlı bir mücadelenin verileceği anlaşılıyor.
Yani, haksızlığın düzeltilmesi için sonuna kadar bastırmak mı?
Evet, hava öyle.
Bir şeyler düzelebilir mi?
Bu konuda farklı beklentiler var ama mümkün. Ankara, konuyla doğrudan ilgili 3-4 faslın askıya alınmasına sesini çıkarmayabilir. Bunun gibi, geri kalan fasılların açıldıktan sonra kapatılmasının 'Kıbrıs koşulu'na bağlanmasına haklı olarak büyük tepki var.
Neden?
Haksızlık bir yana, bu durumun Kıbrıs'ta tarafların pozisyonlarını fena halde katılaştıracağı ve ileride atılabilecek adımları da zorlaştıracağı belirtiliyor.
Bundan önce hiç böyle kararlar yoktu. Ama müzakereler son altı aydır Güney Kıbrıs'ın engellemesiyle yine de fiilen askıya alınmış gibiydi. Şimdi hiç olmazsa fasılların açılması konusunda Rumların eli kolu bağlanıyor denebilir mi?
Bardağın dolu tarafı bu. Ama boş tarafı da var. Rumların fiili engellemeleri yine de devam edebilir.
Rumların arkasında kim var?
Başrol oyuncusu, Fransa... Yunanistan da iyi oynamıyor. Buna karşılık, İngiltere ve İsveç başta olmak üzere İspanya ve İtalya da Türkiye'ye destek veren ülkeler...
Bundan sonra ne olur?
İnce uzun yol!
Erdoğan hükümeti bugüne kadar iyi getirdi. Dört yıllık reform süreci, Türkiye'yi AB rayına oturttu.
Bu ne mi demek?
Örneğin, 1980 ile 2003 arasındaki 23 yılda Türkiye'ye giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları 19 milyar dolarda kalırken, son 2.5 yılda bu miktarın 30 milyar dolara yükselmesi demek...
Kısacası:
Türkiye son dört yıldır pusulayı şaşırmadı. Önemli olan, bundan sonra da pusulayı şaşırmamak ve tren yavaşlasa da AB rayında kalmak...
Doğru olan budur.
2007 yılını yüzüne gözüne bulaştırmayan bir Türkiye'nin önünün daha çok açılacağına inanıyorum.
Çetin Altan'ın deyişiyle:
Enseyi karartmayın!

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Avrupa ile gerginlik
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül'le CNN Türk'te ...
Çetin ALTAN
Başbakan Tayyip Bey, 70'ine geldiğinde...
Eğlenceli fantezilere pek de alışık olmadığım...
Melih AŞIK
Oyun bitmedi!
AB Komisyonu 8 başlıkta müzakerelerin askıya ...
Fikret BİLA
Pepe: Yargı elimizi kolumuzu bağlıyor
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Acarkent ol...
Hasan CEMAL
AB kötü oynuyor!
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgi...
Güneri CIVAOĞLU
İzler...
Bir söylem vardır; "Kadının izini sür" diye.....
Abbas GÜÇLÜ
Birilerinin gözü öğretmen maaşında
Çalışanlar arasında belki de en çok mağdur ol...
Hurşit GÜNEŞ
Kur değer kaybetmeden verimlilik sağlanabilir mi?
Önceki hafta e-posta kutuma Harvard Üniversit...
Metin MÜNİR
Yeşil rüya gören dünyada Türkiye ne yapıyor?
Dünya enerji konusunda dönüm noktasına geldi....
Faik ÖZTRAK
Geç gelen önlemler ve kaçan fırsatlar
Aşağıdaki grafik 2002 sonundan bu yana yurtiç...
Hasan PULUR
Ocak başkanlarını hiç tanıdınız mı?
AĞZIMIZA persenk etmişizdir:
Derya SAZAK
Papa ve AB kutsaması
Türkiye'ye verdiği AB desteği Batı medyasında...
Meral TAMER
Londra Belediye Başkanı'nın makam aracı yok
Herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın. Devlet...
Ece TEMELKURAN
Tepki ve tekdir
"Vay sen nasıl olur da milletimize ihanet etm...
Güngör URAS
Avrupa Birliği ilişkilerinin bir süre askıda kalması iyidir
Gümrük Birliği ilişkilerini sürdürmeliyiz. Ko...
M. Ali BİRAND
Türkiye, AB'ye akılcı yanıt verdi
Avrupa Birliği Komisyonu'nun önceki günkü ta...

© 2006 Milliyet