|
Birilerinin gözü öğretmen maaşında
Çalışanlar arasında belki de en çok mağdur olanlar öğretmenler. Her ne kadar bazıları "Yarım gün çalışıyorlar", "Üç ay yaz tatilleri var", "Aldıkları ücreti bile hak etmiyorlar" şeklinde yakışıksız ithamlarda bulunsa da, onlar, bugün kendilerine sunulan olanaklardan çok daha fazlasını hak ediyorlar.
AKP iktidarı döneminde öğretmenlerin sosyoekonomik koşullarında nasıl gelişmeler oldu? Atamalardan kadrolaşmaya, maaşlardan çalışma saatlerine kadar neydi, ne oldu?
Bakan Hüseyin Çelik ve bürokratlarına göre, her şey güllük gülistanlık. Sendikalara göre ise, ortada çok vahim bir tablo var ve durum daha da kötüleşiyor.
Gelen e-postaların tamamına yakını da şikâyet dolu. Memnun olanlar yok mu? Elbette var. Ama sayıları kelaynak kuşlarından daha fazla değil.
Gerçek anlamda bir durum tespiti yapmak için, konuların çok içinde olan bir okul müdürümüzden durum tespiti yapmasını istedim. İşte çalışma saatlerine ve ücretlere yönelik değerlendirmesi:
1) Anadolu liselerinde
a) Fen grubu öğretmenleri, 4 saatte bir saat
b) İngilizce öğretmenleri de 2 saatte bir saat egzersiz ücreti alırken, şimdi her iki alanda da 10 saatte 1 saate indirilmiştir. Sadece bu yüzden öğretmenlerin aylık ders ücreti kaybı 12/24 saat arasındadır.
2) Ders ücretlerini mastır yapan öğretmenler yüzde 25, doktora yapan öğretmenler de yüzde 40 zamlı alırken, akademik unvanlarla ilgili ders ücreti farkları tamamen kaldırılmıştır. Öğretmenlerin bu konudaki aylık ücret kaybı da 75 ile 120 YTL arasındadır. Bu yüzden akademik çalışma yapmak isteyen öğretmenlerin motivasyonu bozulmuş ve caydırıcı olmuştur.
3) Okul yöneticilerinin 6 saate kadar olan haftalık derse girme süresi, 6 saat olarak kesinleştirilerek öğretmenden ve ders ücretinden tasarruf edilmek istenmiştir. Fakat, idari işler ve resmi toplantılar nedeniyle bu derslerin çoğu boş geçmektedir.
4) Meslek liselerinin 10., 11. ve 12. sınıflarında, atölye uygulamalarında 8 öğrenciye bir öğretmen düşerken, bu 20 öğrenciye bir öğretmene çıkarılmıştır. Bununla hem öğretmen hem de ders ücretinden kısıtlamaya gidip kâr edilmek istenmiştir. Fakat bu durum mesleki öğretimin kalitesini düşürmekle kalmayıp öğretmenleri de mesleğinden soğutmaktadır...
Daha yüzlerce sorun var. Şimdilik bunlar yeterli. Bakalım, bakanlığın bu konudaki değerlendirmesi nasıl olacak?..
Çankaya'nın gerekçeleri?
Rektörlük seçimleri pek çok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Örneğin seçimlerde en yüksek oyu alan 6 aday niye atanmadı?
Elbette en çok oy alanlar atanacak diye bir kural yok. Ama atanmama gerekçelerini bilmek de o öğretim üyelerinin hakkı! Sanki bir kusurları varmış da o yüzden atanmamışlar izlenimi doğuyor. Her seçim döneminde yaşanan bu kaosu çözmenin en iyi yolu, veto kriterlerinin daha en baştan belirlenmesi. Yani, YÖK'ün ve Çankaya'nın gözünde "sakıncalı" konumda bulunan adaylara, bu durum ta en başından bildirilsin ki, seçime katılmasınlar. Öğretim üyeleri de onlara boş yere oy verip demokrasi mağduru durumuna düşmesinler.
Bu konuda benim bir türlü anlam veremediğim çelişki ise, hocayken, dekanken sakıncalı olmayan isimlerin, rektörlük söz konusu olduğunda, nasıl bir anda "sakıncalı" duruma düştükleri!
Tıpkı Milli Eğitim'de olduğu gibi. Ağır disiplin suçu işleyen bir müdürü ya da öğretmeni, bir okuldan alıp bir başka okula veriyorlar. Sanki o okuldaki öğrenciler kürek mahkûmu...
Özetin özeti: Üniversiteler hiç bu hale düşmemişlerdi. Çankaya, hükümet ve YÖK çekişmesinde oyuncak haline geldiler. İsteyen istediği gibi oynuyor...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|