|
 |
|
|
Geç gelen önlemler ve kaçan fırsatlar
Aşağıdaki grafik 2002 sonundan bu yana yurtiçi net kredi hacmindeki genişlemeyi ve ülkeye yurtdışından giren özel kesim fonlarını gösteriyor. 2002 yılından bu yana yurtiçi kredi hacmi yaklaşık 5'e, ülkeye gelen özel kesim fonlarının toplamı ise yaklaşık 30'a katlanmış.
Dış kaynakla desteklenen kredi seline kapılan, yurtiçindeki özel kesimin tasarruf oranı da aynı dönemde yüzde 27.2'den yüzde 13.7'ye gerilemiş. Türk lirası yabancı paralar karşısında reel efektif bazda yüzde 30 değer kazanmış. Cari açığın gayri safi yurtiçi hasılaya oranı ise yüzde 0.8'den yüzde 8'e çıkmış.
Finans piyasalarında bu şişmeye bakan herhangi bir iktisatçı ekonomide ciddi kırılganlıkların oluştuğunu görür. Ancak bizim ekonomi yönetimimiz görmedi. Yüksek büyüme siyasetçiyi tatmin etti. Kısa vadeli enflasyon hedefine kilitlenen para otoritesi "Enflasyon kontrol altındaysa her şey yolundadır" dedi.
Mali sektörün gözetiminden sorumlu kurumlar ise kredi hacminde ve varlık fiyatlarında ortaya çıkan aşırı büyümeye, buna bağlı olarak artan kârlar standart güvenlik oranlarını iyileştirdiği için ses çıkarmadı. Bir aşamadan sonra ise kurumlar "Aman tekerleğe çomak sokan ben olmayayım" tavrını benimsedi.
Son dönemde bankacılıktaki gözetim ve denetim otoritesinin bu kredi şişmesini sınırlayacak şekilde mali sistemde güvenlik oranlarını güçlendirme yönünde bazı adımları attığını görüyoruz. Önlemlerin IMF'nin son gözden geçirme kapsamında ülkeyi ziyaretinin ardından alınması ve çok tedrici olması burada bir dış zorlama olduğunu ortaya koyuyor. Anlaşılan ekonomi yönetimi, hükümetin "Bu defa her şey daha farklı, sorun yok" görüşünü benimsemeyi sürdürüyor.
Küresel piyasalardaki iyileşmelerin içeriye daha az yansıdığı, bozulmaların ise bize benzeyen ekonomilere oranla daha şiddetli yaşandığı bir dönemdeyiz. Benzerleri arasında en riskli ekonomiler arasında olduğumuzu hükümet dışında herkes kabul ediyor. Bu duruma düşmemizle ilgili olarak AB sürecinin gevşemesinden, hızlı büyümeden mikro reform eksikliğine kadar uzanan çeşitli gerekçeler üretiliyor.
Kırılganlıklar büyüyor
Bugün yaşananların ardındaki temel sorun kredi ve varlık fiyatlarındaki şişmeyi hükümetin ve ekonomi yönetiminin sorun olarak görmemesi ve etkili bir makro finansal gözetim çerçevesini oluşturamamasıdır. Bu olmayınca, ancak para, maliye ve gözetim politikaları arasında ciddi bir uyum sağlayarak önlenebilecek kırılganlıklar büyümeye devam etmiştir.
Mali sistemde ve varlık piyasalarında şişme konusunda bu politikalardan sorumlu kurumların endişelerini dile getiren ortak bir söylem bugüne kadar dile getirilmemiştir. Oysa bu bile mevcut tehlikeli gidişi kontrol altına alma konusunda etkili olurdu.
Yukarıdaki önlemleri küresel piyasaların coşku içinde olduğu dönemde alsaydık hem bu kırılganlıkları azaltır hem de risk algılaması arttığında gelen dalgayı yumuşatacak esnekliğe sahip olurduk. Artık fırsatı kaçırdık. Bundan sonra küresel piyasalar kötüleştikçe almak zorunda kalacağımız önlemler, dışarıdan gelen dalganın büyümeye yansımasını daha da derinleştirecektir.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|