
|
|
|
 |
|
|
Nil müziğin markalarla birleşmesini anlatacak
Marka Konferansı'nın kapanış konuşmasını yapacak olan Nil Karaibrahimgil: "Artık şarkınızın dünya çapında tanınmasını istiyorsanız, onu bir dünya markasının müziği yapmanız gerekiyor"
MELİS ALPHAN
Nil Karaibrahimgil ünlü olduğu halde ünlü değilmiş gibi davranan, yaşayan bir kadın. Kadın sözcüğü biraz iğreti duruyor aslında. Şarkıları, giyim kuşamı, konuşmasıyla hâlâ bir genç kız ama olgun bir genç kızmış izlenimi veriyor. Beğenilmek çok umurunda değilmiş, söylemek istediğini söylemek ona yetermiş gibi görünse de "Beğenilme kaygım olmaz mı! O zaman sahnelerde, spotların altında ne işim olurdu?" diyor. Özel hayatından konuşmayı reddediyor ama kendinden, düşüncelerinden, duygularından uzun uzun bahsediyor. "Benim içime doğarken bir yazılım yerleştirilmiş. Hayata gelme nedenim paylaşmak, başımdan geçen olayları yaymak" diye konuşuyor.
Karaibrahimgil 7-8 Aralık'ta Çırağan Kempinski Oteli'nde düzenlenecek olan Marka Konferansı'nın (Marka 2006) kapanış konuşmasını yapacak. Ona her ne kadar "Ben bir markayım" dedirtemesem de, aslında bir marka olduğunun farkında. Terbiyeli insan alışkanlığı işte, "Ben söylemeyeyim, başkaları söylesin" mantığını güdüyor.
Bu yıl Marka Konferansı'nın kapanışını siz yapacaksınız.
Konferansta son konuşmacıyım. Konuşmadan sonra bir marka seçeceğiz ve sorumlu kişi bana markayı anlatacak. Sahnede markayı anlatan bir jingle yapacağım. Ben melodilerin üzerine kelimeler koyabiliyorum. Kendi albümüm söz konusu olduğunda bunu kendi dertlerimi anlatmak için kullanıyorum, şarkı yapıyorum. Bazen de markalar gelip "30 saniyelik bir şey yapar mısın?" dediğinde bir şey fark etmiyor çünkü o da şarkı. Marka Konferansı'nda da bunu yapacağım. Bu zaten çok yaptığım bir şey. Yaptığım jingle sayısı belki 100'ü bulmuştur.
Bu kez anında yapmanız gerekecek.
"Organize İşler" şarkısını yapmak 5-10 dakikamı aldı. İnsanlar güzel bir şarkı yapmak için çok zaman gerektiğini sanıyor. Halbuki Beatles da Bob Dylan da bazı şarkılarını beş dakikada yazmış. Bazen gerçekten içinden geliyor ve oturup şarkıyı biliyormuş gibi söylüyorsun. Benim kafam böyle çalışıyor.
"Marka olmak için önce farklı bir şeyin olmalı"
Köşe yazılarınızı da böyle hızlı mı yazıyorsunuz?
Evet. Genelde bir saatte bitiyor. Başlığı koyup yazıyorum. Çalışma şeklim o. Biraz haldır huldur bir tipim ama içeriğe de bir şeyler koyduğumu düşünüyorum. Müzikte özellikle bazı şarkıları ya da jingle'ları hemen yapamadığım zaman korkuyorum. "Bu biraz patinaj yapacak, ayağını sürüyecek, beni zorlayacak... Oraya hemen gitmedi, demek ki benim onu çekiştirmem lazım" diye düşünüyorum.
Konuşmanızda hangi konulardan bahsedeceksiniz?
Bir marka için müziğin ne kadar önemli olduğunu, müzik sektörüyle markaların giderek nasıl birleşeceğini anlatacağım. Artık CD satmıyor, müzik paylaşılıyor. Ve biz gitgide ringtone (telefon melodisi) satmaya başlayacağız. Dolayısıyla Turkcell gibi şirketlerle beraber çalışacağız. Bugün bile sponsorsuz konsere çıkmak çok zor. En son yazılan makalelerde "Şarkınızın dünya çapında tanınmasını istiyorsanız onu bir dünya markasının reklam müziği yapın" diyorlar. Sony'nin en son yaptığı toplu kampanyada İskandinav bir adamın şarkısını koydular ve adam patladı.
Bob Geldof'la bir araya gelecek olmak sizi heyecanlandırıyor mu?
O kadar mutluyum ki! O da kendini Bono gibi bir kahramana dönüştürdü. Bob Geldof ve Bono gibi bazı insanların müziği büyük bir sosyal sorumluluk haline getirmelerini çok takdir ediyorum. Bu konferansa davet edildiğimde "Ben kendimi bir marka olarak ele alacak değilim" dedim. Kaldı ki bir insanın kendini o şekilde lanse etmesi hoşuma gitmiyor. Bence Bob Geldof'un da gelme sebebi bu değil, benim de. Ben bildiğim bir şeyi anlatacağım.
Özgür kadını savunduğunuzu söylüyorsunuz ama feministlerin bir parçası olmak istemiyorsunuz. Marka Konferansı'na katılıp "Marka değilim" diyorsunuz. Neden hiçbir şeyi taşımak istemiyorsunuz?
"Şarkıların, giyim kuşamın, kliplerin, sahnedeki hareketlerin ve yazılarınla farklı bir yerde durmaya çalışıyor musun? Bunu tutarlı bir şekilde tekrar ediyor musun?" diye sorsan "Evet" derim. Marka olmak için önce farklı bir şeyin olmalı, sonra da bunu tutarlı bir şekilde devam ettirebilmen gerek.
Sizde durum bu...
Evet ama ben yine de çıkıp "Ben bir markayım" falan demem. Cümle hoşuma gitmiyor. Onlar bana böyle bir şey yükleyebilirler ve ben de bundan mutlu olurum.
"CD'den koku çıksın istedim ama parfüm yapmak zormuş"
Siz de tişört ya da parfüm gibi bir ürün çıkarmayı düşünüyor musunuz?
Düşünüyorum. Ne olursa olsun, insana bir şey desin istiyorum. Bu benim üçüncü albümümdü. Kapağında No.3 (Chanel No.5'ten esinlenerek) yazan bir parfüm şişesi tutayım ve CD'nin kapağını açınca içinden bir koku çıksın istedim. Biraz araştırdım ve parfüm yapmanın o kadar kolay bir şey olmadığını anladım.
Şarkılarınızda arkadaşlarınızla konuşur gibisiniz. Hikaye anlatıyorsunuz. Babanız Suavi Karaibrahimgil'in şarkıları da böyle değil miydi?
Babam ciddi anlamda bir hikaye anlatıcısı. "Bakkal Müslüm", "Çüş" ve "Kobra" diye şarkıları var. "Kobra" yılan bakıcısının hayvanat bahçesinde yılana yazdığı bir şarkı. Hemen albüm yapması lazım çünkü bu şarkılar duyulmalı. Ben 13-14 yaşındayken aile toplantılarında babamla düet yapardık. Onun "Kızım Kızım" diye bir şarkısı vardı. Onun "Babam Babam" kısmında girerdim. Bazen birbirimizin şarkılarını da söylüyoruz. Ben onun eski albümünden şarkıları cover'lamak istiyorum.
"Baba Beni Okula Gönder kampanyasını destekliyorum"
Feminizm konusunda da "Bir ideolojinin savunucusu gibi hissetmiyorum" diyorsunuz.
Kelimeyi sahiplenmiyorum. Feminist şarkıcı sözünün üzerime yapışmasını istemediğim için reddediyorum. Bir radyo DJ'i beni sunarken "Şimdi pırlanta dedi. Çocuğu olunca da 'Çocuğum var diyecek'" demiş. Evet, çocuğum olduğu zaman da çocuğumdan bahsedeceğim. Yapabileceğim bir şey yok. O sırada bu benim hayatım olacak.
Kendi hayatımdan başka neden beslenebilirim ki? Bir kadın olduğum için selülit kremi, pırlanta, evliliktir konularım. Büyük bir bağlılık hissediyorum. Sahnede "Bütün Kızlar Toplandık"ı söylemeden önce "Kızlar!" diye bağırıyorum ve öyle bir cevap geliyor ki, "Haydi yürüyün buradan gidiyoruz" desem gelecekler. Hissediyorum, gitgide bir ordu oluyoruz.
Ben bunu kendi çapımda bir sosyal sorumluluk olarak taşırım. Gereken şeyleri de yaparım. Milliyet'in Baba Beni Okula Gönder kampanyasına destek çıkıyorum. Bir tek taş tasarlayıp gelirini çocukların okuması için bağışlamayı düşünüyorum.
|
|
|

|
|