|
 |
|
|
"Amerikalılar böyle bir mucizeye kayıtsız kalamaz"
Oscar aday adayımız "Dondurmam Gaymak"ın yapımcısı Elif Dağdeviren Güven: "Bu filme prodüktör olduğumuzda 'Aman Elif, sen yenisin, adın bu filmle anılmasın' demişlerdi. Ama şimdi Oscar adayı olabiliriz. Amerikalılara bu filmin mucizelerinden, oyuncularından, bütçesinden bahsediyorum. Amerikalılar böyle bir mucizeye kayıtsız kalamaz"
ASLI ÇAKIR
Altın Küre adaylığı çalışmaları için Los Angeles'a gitmeden önceki akşam buluştuk Elif Dağdeviren Güven'le. Los Angeles'ta bugün gerçekleştirilecek olan "Dondurmam Gaymak" gösterimi ve daveti için hazırlıklar yapacaktı. "Dondurmam Gaymak"ı biliyorsunuz. Güven'in deyimiyle "mucize film". Yönetmen Yüksel Aksu'nun tek profesyonel oyuncu ve Muğla halkıyla imece usulü çektiği film. Hani Queens Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ve En İyi Komedi Filmi ödüllerini alan, şimdi Altın Küre'de şansını deneyecek olan ve en önemlisi En İyi Yabancı Film dalında Oscar aday adayı filmimiz. Güven de onun yapımcısı. Daha doğrusu Bülent Helvacı ile birlikte kurdukları Hermes isimli şirket filmin yapımcısı.
Gazetecilik, internet derken film yapımcılığıyla karşımıza çıkan Güven "çok kısa bir sürede ve çok kısıtlı bir bütçeyle" adeta kendi başına Altın Küre, Oscar lobisi yapmaya çalışıyor. Dev bütçeli filmlere, büyük yönetmen ve oyunculara karşı durmaya çalışıyor. "İşin içinde ben olduğum için bu başarılara şaşırmadım" diyecek kadar kendine güvenli. "Benim arkamda ekip ve bütçe olsa oraları inletirdim" de diyor.
Ve bize "Bu da bizim keyif filmimiz olsun, masrafını çıkarsın yeter" diye başladıkları bir işte Oscar'a kadar gidebilecek olan bir yola girdiklerini ve bu yolda neler yaptıklarını anlatıyor. Anlatırken de tüm gün yoğunluktan yemek yemeyi unuttuğunu hatırlıyor, bir salata istiyor.
Önce Queens Film Festivali'nden aldığınız ödüllerle başlayalım...
Bütün bu festivaller Oscar'ın öncesidir. Şimdi Akademi üyeleri "Dondurmam Gaymak"ı da seyredecekler çünkü bu ödüller onların dikkatini çekiyor.
Bu filmden "bu kadar"ını bekliyor muydunuz? Altın Küre falan sizi şaşırtmıyor mu?
İşin içinde ben olduğum için bekliyordum.
Muğla halkıyla çekilen, küçük bir film... Nasıl cesaret ettiniz yapımcılığını almaya?
Biz filme montaj aşamasında katıldık. İlk seyrettiğimizde gülmekten öldük. Sonra "Biz markalaşma yolunda giden bir şirketiz, bu da bizim keyif filmimiz olsun" dedik.
"Başta çok dalga geçtiler"
Keyif filmimiz olsun derken ödülleri toplamaya başladınız.
Para kazanmak amacıyla girmedik. Bir televizyon satışı yapsak bile filmin masrafı çıkar diye düşünüyorduk. Aslında daha önce başka prodüktörler filmi görmüş ve "Bundan iş çıkmaz" demişler. Bu arada herkes bana "Aman Elif, sen bu piyasada yenisin. Adını bu filmle anmasınlar" diyordu. Ben de dedim ki, "Bu filme çok inanıyorum. Tam tersi, eğer bir gün Oscar'da bizi bir film temsil edecekse, o film bu film olmalı." Bunda star yok diye bize laf ettiler ama bu filmin starı kendisi. Benimle çok dalga geçtiler bunları söyleyince.
Ama sizin de aklınızda Oscar yoktu.
Filmi savunmak için öyle bir cümle kurmuştum. Dediklerime inanıyordum ama Oscar'ın olacağını düşünmüyordum.
Oscar adayı olabilmemiz için arkada çok büyük bir çalışmanın olması lazım herhalde. Eurovision birinciliğinde de sadece iyi parça ve sanatçıyla kazanmadık. Ciddi bir lobicilik yapıldı sanatçısıyla, şirketiyle...
En iyi ürüne sahip olsanız da, toplulukla buluşmasını sağlamazsanız bir işe yaramaz. Türkiye'de tanıtım bütçesi yok. Yurtdışında bir filme 50 milyon dolar yatırıyorlarsa, 50 milyon dolar da tanıtım için ayırıyorlar.
Eurovision iyi bir örnek. Arkasında 30 yıllık bir yatırım var. Her yıl şarkı gönderdik. Bu arada Tarkan gibi starlarımız çıktı, müziğimiz duyuldu. Sertab'ın şirketi de şarkıyı Avrupa'da yayarak bir göz, kulak dolgunluğu yarattı. Filme dönersek, şu anda orada daha Türk sineması algısı diye bir şey yok. Bir tek Yılmaz Güney'i biliyorlar. Oscar adaylığı olmazsa bu yüzden olmayacak.
Altın Küre için neler yaptınız?
Altın Küre'ye dahil olmayı ilişkilerimle sağladım biraz. Türkiye'de işler nasıl ilişkilerle yürüyorsa, Amerika'da da öyle. Amerika'daki ilişkilerim güçlüydü. Ben birdenbire prodüktör olmadım. Beş yılımı Los Angeles'ta, New York'ta, Ortadoğu ülkelerinde yatırımcı, yapımcı, oyuncu ve menajerlerle görüşerek geçirdim.
Para da lazım. O kadar paranız var mı?
Yok. Oscar beklediğimiz bir şey olmadığı için, diğer projelerimize bütçe ayırmıştık. Şimdi vakit de yok, para da bulamıyoruz. Arkamda bir ekip, bir bütçe olsa ben orayı inletirdim. Artık bu konuda neyi, ne zaman, kaça yapacağımı çok iyi biliyorum. Önümüzdeki yıl hangi Türk filmi Oscar'a aday adayı olursa ben gönüllü olarak o projeye destek olacağım.
Özetle ne kadar harcayacaksınız?
İlanlar için paraya ihtiyacımız var. Onun dışındakileri biz hallediyoruz. Toplamda 300-350 bin dolar harcanacak.
"Salon yok dediler buldum, cebimden ödeyip tuttum"
"İlişkilerim sayesinde Altın Küre oldu" dediniz. Ne yaptınız?
Ben yine referans sistemiyle Altın Küre'nin içindeki önemli isimlerden birini buldum. Son başvuru tarihi de geçmişti Altın Küre için ben onu bulduğumda.
Bir dakika bir dakika... Son başvuru tarihi geçtiği halde mi biz Altın Küre için aday adaylarından olabildik? Bu herhalde küreyi kazanmaktan daha zor bir şey.
Neredeyse imkansız. Neyse ben o kadına anlatmaya başladım: "Bu filmin iki tane mucizesi var. Bir: Yapım bütçesi 150 bin dolar ve evrensel standartlarda bir film. İki: Oyuncuların hiçbiri ünlü değil, başrol oyuncusu dışında hiçbiri oyuncu değil. Ve oyunculuk da mükemmel." Filmi de gösterdim. "Ben komiteye söyleyeceğim. Filmi oraya gönderir misiniz?" dedi. Gönderdik, akşam aradılar. "Beğendik ama gösterim yeri yok" dediler.
Boşa gitti çabalar...
Hayır. Olur mu! Hemen atladım gittim. Sinema salonlarını gezdim. Bir tane buldum. "Hangi saatiniz, gününüz boş? Ben karşılayacağım parasını" dedim. Salonu kiraladım. Tekrar onları aradım. "Ben salonu buldum, her şeyi ayarladım, tek istediğim bu filmi programınıza almanız" dedim ve aldılar.
Nasıl bir çalışmadır, inattır bu böyle!
Çökmüyorum. Allah bana öyle bir güç vermiş. Hayır cevabı aldığımda durmuyorum.
Oscar lobisi için neler yapılıyor?
Bir kere bir Oscar reklamcınız, tanıtımcınız oluyor. Neler yapması gerektiğini bilen. O filmin gösterimlerini, basında çıkmasını sağlayacak. Ama Amerika'da merhaba deseniz "Kaç para?" diyorlar.
Bizde ise değişik bir şey oldu. Filmin kısmeti, benim kısmetim; karşımıza iki tanıtımcı çıkardı. Biri daha bizimle çalışmaya başlamadan, filmin özel gösterimini yaptı Amerika'da. "Ben bu filme inandım" dedi. Diğeri de yine biz hiçbir şey demeden akademi üyesi olan arkadaşlarına seyrettirmiş. Anlattığım Amerikalılar bunlara inanmıyor.
"Bu filmi ilk önce Gerard Depardieu keşfetti"
Ünlü Fransız aktör Gerard Depardieu "Film yurtdışına çıktığında arayın, yardım edeyim" dememiş miydi?
Demişti, şu işler bir bitsin arayacağım. İlk o keşfetti bu filmi. Paris'te bir gala yapacağız zaten. O galadan önce konuşacağız.
İnsanları bu filmle ilgili ikna etmek istediğinizde ilk söylediğiniz ne oluyor?
"Fenomen oldu Türkiye'de. Bir fenomene de kayıtsız kalamazsınız" diyorum. Amerikan mucizesi diye bir deyimleri var, o zaman Amerikalılar mucizelere kayıtsız kalamaz.
Moralinizi bozan şeyler olmuyor mu?
Aslında Amerika'ya ilk gittiğimde çok demoralize oldum. Bir arkadaşım geçen sene Oscar kazanan filmin kampanyasını yapmış olan kadını aradı. Sonra "Görmek bile istemiyor filmi. Çünkü ilk dört zaten belliymiş, kalan tek yere de parası en çok olan girermiş" dedi. Perişan oldum. Bir yandan diğer Oscar adayı filmlerin çoğu gösterimde. Hepsinin milyonlarca dolarlık da tanıtım bütçeleri var.
Sonra ne oldu da tekrar heveslendiniz?
Akademi Ödülleri tarihinin imkansız işlerle dolu olduğunu söylediler bana. Ayrıca böyle ilginç öykülere akademi bayılır, sonra Oscar öyküsü olarak anlatılır. İkincisi, çoğu yabancı filmin arkasında milyon dolarlık bütçelerle Amerikan şirketleri var. Üyeler de bundan rahatsız çünkü Yabancı Film Oscarı'nın verilmesinin nedeni dünya bağımsız sinemasına destek olmak. Bu anlamda bizimki buna en iyi örnek olabilecek iki-üç filmden biri.
"Oscar törenine katılırsak kıyafetim Park Bravo'dan olacak"
Diyelim Oscar'a aday olduk. Törene katıldınız. Hatta bir de Oscar'ı aldık. O anla ilgili hayalleriniz ne?
Şöyle söyleyeyim. Kimlere teşekkür edeceğimi biliyorum. Nereden giyineceğimi de biliyorum.
Nereden giyineceksiniz?
Park Bravo'dan. Türk markası olacak.
Oscar adayı olursa bu film, oyuncuları, halktan o insanları da götürecek misiniz?
Elbette. Uçak kaldırırım vallahi THY ile anlaşıp. Bir uçak tanıdık, akraba, arkadaş, basın, bir uçak da oyunculara...
"Ne yaptıysam kendim yaptım. 'Parası var', 'Babası şu' demek haksızlık"
Genç yaşta dergi yayın yönetmeni oldunuz, sonra internete geçtiniz, patron oldunuz. Siz söylediniz, "Şimdi de prodüktörlüğe mi başladın?" diyenler varmış. Adınız bir süre ünlü sevgililerinizle anıldı. Bir ara size yüklenenler, sizi eleştirenler oldu...
Cosmopolitan'da yapabileceklerimi yapmıştım. "15 yıl sonra yine aynı işi mi yapacağım?" dedim. Gelecek internetteydi. Aklım da var. Tecrübemi orada kullandım. Artık ekonominin geleceğinde en önemli öğeler teknoloji ve eğlence sektörünün birleştiği konular olacak. Ağababaları müzik ve sinema. Sinema ülkeye de yararlı. Bir güç. Ben de bu işe girdim.
Gittim, Amerika'da, Netbul'u (kurduğu internet sitesi) satarak kazandığım paraları harcadım prodüktör olabilmek için. Bunların hepsinin özü temelde aynı iş; içerik. Ben babadan zengin falan değilim. Ne yaptıysam kendim yaptım. Kocadan da zengin değilim. Keşke olsaydım da daha çok şey yapsaydım. "Parası var, babası şu" demek bana karşı bir haksızlık.
"İkinci restoranımızı açacağız"
Hayat projeleriniz ne? Tekne alıp bir yerlere kaçmak, çoluk çocuk sahibi olmak...
Çoluk çocuk için artık geciktim.
Kaç yaşındasınız?
39. "Dondurmam Gaymak" çocuğummuş gibi hissediyorum. Köpeğim var. Kocamın kızı Defne var. Daha ne isteyeyim? Ama tekne de mutlaka alacağım. Sosyal sorumluluk olarak hedefim dünyada bir Türk sineması bilincinin oluşmasına yardımcı olabilmek.
Başka neler yaparsınız? Evinizde de iyi bir film koleksiyonunuz var mı?
Kocam (Ali Güven) anormal bir sinema meraklısıdır. Bir odamız film kütüphanesidir. Bir de restoranımız var. İş Kuleleri'nin altında, Minnesota. Şimdi ikincisini açıyoruz.
|
|
|

|