Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"En uzun süre görev yapan Koreli diplomat" Türkiye'deydi
Türklerle 40 yıl

Sang Ki Paik Türklerle Kore'de tanışmış. Sonra kader onu Ankara'ya Mülkiye'ye taşımış. Derken diplomat olup tam 23 yıl Türkiye'de çalışmış. Şimdi Türklerle 40 yılının öyküsünü yazıyor

can.dundar@e-kolay.net

Geçen hafta bütün dikkatler Papa'nın ziyaretine çevrilmişken, Ankara'da sessiz bir ziyaretçi daha vardı. Sang Ki Paik... Çok uzaktan, Kore'den gelmişti. Ama evinde gibiydi. Ona "Yarı Türk" diyorlardı.
Ankara'da herkesi tanıyor, herkesle görüşüyordu.
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün davetlisiydi.
İstanbul'da Harbiye Orduevi'nde kalmış, Ankara'da Mülkiye'de konuşmuş, Kara Harp Okulu'nu gezmiş, Meclis'i, Genelkurmay'ı ziyaret etmişti.
Resmi bir görevi olmayan bir Korelinin bu kadar büyük ilgi görmesi alışıldık şey değildi. Ama Ankara'da bilinen adıyla "Bay Paik"i tanıyanlar, bu ilgiye hiç şaşmadılar. Çünkü o, "Bir ülkede en uzun süre görev yapan diplomat" unvanına sahipti.
Ankara'daki Kore Büyükelçiliği'nde 1966 yılında 3'üncü katip olarak göreve başlamış ve tam 23 yıl kesintisiz görev yaptıktan sonra 1989'da 1'inci müsteşar olarak emekliye ayrılmıştı.
Ama Türkiye'yle, Türklerle ilgisi bu kadarla da sınırlı değildi.
O, 75 yıllık ömrünün 55 yılını Türklerle geçirmişti.
Ve bu birlikteliğin filmlere konu olacak kadar ilginç bir öyküsü vardı.

Savaşta başlayan dostluk
1950'de Kore Savaşı patladığında Bay Paik liseyi yeni bitirmiş, hukuk fakültesine girmişti. Nisanda okula başladı, haziranda harp çıktı. 20 yaşında "Talebe asker" olarak silah altına alındı. Amerikan Haber Alma Teşkilatı'nın İngilizce tercüman aradığına dair bir ilanı görüp başvurdu. İmtihanı kazanınca savaşa gelen birliklerden hangisinde görev yapmak istediğini sordular.
"Türk birliğinde" dedi.
Yaşadığı şehirde terzilik yapan bir Türk komşuları vardı. Ailesiyle Çin'den göç edip Kore'ye gelmişlerdi. Türkiye'yi onlardan dinlemiş, sevmişti.
O terzi, bütün hayatını değiştirecekti.
Böylece Türk tugayına gönderildi.
O ana kadar Türklerle, Türkiye'yle ilgili bütün bilgisi ortaokul tarih kitaplarında okuduğu birkaç paragraftan ibaretti.
Şimdi aynı toprağı paylaştığı, aynı dili konuştuğu insanlara karşı, hiç tanımadığı bir topraktan gelen, hiç bilmediği bir dili konuşan insanlarla omuz omuza savaşacaktı.

Aynı kader
5 bin 80 kişilik Türk tugayı ekimde Kore'ye vardı.
Tercüman Paik'le kaderleri orada çakıştı.
Paik onları ilk görüşte "Çok disiplinli, bıyıklı, sert karakterli, kahraman askerler" olarak tanımıştı.
Tugayın komutanı Tahsin Yazıcı Paşa ile tanıştılar.
Tuğgeneral Yazıcı "Sen artık bizdensin. Aynı kaderi paylaşacağız. Kardeşçe savaşa gireceğiz" dedi.
Paik sivil tercüman olarak 2'nci tabura tayin edildi...
Görevi, Koreliler ve Amerikalılarla Türkler arasındaki eşgüdüme yardımcı olmaktı. Ama kader onu Kunuri'de Türklerle omuz omuza savaşa sürükleyecekti.

KUNURİ SAVAŞI'NDA
"Şehit arkadaşım Ali Çavuş'u sırtımda taşıdım"
"Kunuri, Kuzey Kore'de küçük bir kasabadır. Kasım sonu konvoy halinde toprak yoldan geçerek Kunuri'ye gittik. 27 Kasım'da vardığımız zaman gönüllü Çinli askerler oraya gelmeye başlamıştı. Türk Tugayı'nda 5 bin asker vardı. Çinlilerse iki tümen, yani yaklaşık 20 bin kişiydiler. Dağları tuttuklarından habersiz içerilere doğru giriyorduk. Farkında olmadan çembere alınmıştık. Tel hatlarını kopararak karargahla irtibatımızı da kestiler.
Hava eksi 20 dereceydi. Karnımız açtı. Yanımdaki arkadaşım Ali Çavuş ile ekmek bulabilmek için mutfak çadırına giderken bir aydınlatma bombası atıldı, ortalık gündüz gibi aydınlandı. Biz koşmaya başladık, bir çukura atladık. Bunu gördüler. Ateş açtılar. Yüzlerce mermi başımızın üzerinden geçiyordu.
Ali Çavuş'la yakınlaşarak birbirimizi korumaya aldık.
O an aklımdan bir hayal geçtiğini hatırlıyorum. Sanki ölmüşüm de annem, babam, yakınlarım beni uğurlamaya gelmiş gibi bir hayal...
Emir-komuta zinciri kopmuştu. Çinliler bizi psikolojik olarak çökertmek için soldan davul, sağdan trampet çalarak bizi teslim olmaya çağırıyorlardı.
Bu durumda, Türk tugayı dağılmış gruplar süngü muharebesine başladı. Göğüs göğüse müthiş bir mücadele... Kendilerini sarmış 20 bin kişiye karşı 5 bin Türk askeri o çemberi yarmayı başardılar. İki gece üç gün süren bu çarpışma Çinlilerin durdurulmasında, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin çekilmesinde büyük fayda sağladı.
O mücadele sırasında biz Ali Çavuş'la çukurdan çıktık. Süngü muharebesinin arasından bir yol kenarında Türk tugayına ait bir kamyon gördük. İşaret ederek o kamyonu durdurduk, bindik. Türk, Koreli, İngiliz, Amerikan 50-60 asker içeriye doluşmuştu. Sağdan soldan yaylım ateş altında ilerliyorduk. Şoförümüz yaralandı ve tek kolla, kanlar içinde aracı sürerek çemberi yarmayı başardı. Bir-iki kilometre sonra durduğumuzda kamyonun içinde bir cehennem manzarası vardı. Üst üste cesetler yığılmıştı. Sadece 10-15 kişi sağ kalmıştı.
Kanlı cesetler içinde Ali Çavuş'u aradım. Ne yazık ki şehit olmuştu. Onu omzuma aldım, sıhhiye bölüğüne teslim ettim.
O şimdi Kore'deki Birleşmiş Milletler mezarlığında huzur içinde yatıyor."

"En çok Özal ve Evren'den etkilendim"
Bay Paik, Türkiye'ye gelince Kore gazileri bu sevimli Koreli dostlarını ağırlamak için yarıştılar adeta...
Maltepe'deki Vehbi Koç yurduna yerleşti. Orada akşam oldu mu odası dolar, herkese sabahlara kadar savaş anılarını anlatırdı.
İlkin Türkçe öğrenmeye başladı. Ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Okuldaki üç yabancıdan biriydi. Uzakdoğulu tek öğrenciydi. Renkli bir sınıfı vardı:
Hikmet Çetin, İnal Batu, Yavuz Canevi, Ertuğrul Kumcuoğlu, Filiz Dinçmen ve yıllar sonra bakan olup kendisini Türkiye'ye davet edecek olan Vecdi Gönül sınıf arkadaşları arasındaydı.
Yavuz Abadan'dan, Fahir Armaoğlu'ndan Bedri Gürsoy'dan henüz bir asistan olan Mümtaz Soysal'dan dersler aldı.
1957'de Türkiye, Kore ile diplomatik ilişki kurdu.
Mülkiye'de ikinci sınıfa geçmiş olan "Bay Paik"ten elçiliğin kuruluş aşamasında yardım istendi. Paik, dekanlıktan bir yıl izin aldı, öğrenimine ara verip yardıma koştu.
1961'de Mülkiye'den mezun oldu. Hemen Kore Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Artık Türk-Kore dostluğuna diplomatik alanda hizmet edecekti.
1966'da Türkiye'deki Kore Büyükelçiliği'ne atandı. Türkiye'deki görevi 1966'dan 1989'a kadar yani tam 23 yıl sürdü.
İki askeri müdahale, dört cumhurbaşkanı, sekiz başbakan gördü.
"Sizi en çok etkileyen lider kimdi?" soruma "Özal ve Evren" cevabını verdi.

Güney Kore modeli
Bu ikili, bir ara Türkiye'ye çok yakıştırılan "Güney Kore modeli"nin vazgeçilmezleriydi.
Türkiye'nin tarihine pek benzer bir tarihe sahip olan Kore'de, 1961'deki bir askeri darbeyle demokrasi askıya alınmıştı.
Ancak askerler "Geri kalmış bir ülke demokratik bir rejimle hızla kalkınamaz" diye düşünerek Türkiye'deki emsalleri gibi çabuk gitmek yerine 18 yıl kalarak baskı altında bir kalkınma gerçekleştirdiler.
Bay Paik demokrasinin önemine inanmakla birlikte Kore'de o yıllarda yapılanlar sayesinde bugünkü mucizenin gerçekleştiğini söylüyor.
"Savaşta yerle bir olmuştuk. Hiçbir yeraltı servetimiz yoktu. Komşularımız düşmanlarımızdı. Ama bugün dünyanın 10'uncu büyük ekonomik gücüyüz" diyor.

Gelecekten ümitli
"Türkiye demokrasiye çabuk dönüp kalkınmayı ıskaladı mı yani?" esprime gülüyor:
"Türkiye'nin geleceğinden çok ümitliyim. Bizden çok iyi durumdasınız. Toprağınız geniş, nüfusunuz bol. Doğal servetleriniz var. Stratejik bir konumdasınız. İyi bir idare oldukça kalkınmamanız için hiçbir sebep yok" diyor.
Türkiye'deki 23 yılında büyük bir dönüşüme tanık olduğunu, bu kez yeniden geldiğinde de, 1989'dan bu yana gerçekleşen değişim karşısında şaşırdığını söylüyor.
Şimdi kendisi Türkiye anılarını yayınlamaya hazırlanırken çeyrek yüzyıl tek başına taşıdığı dostluk bayrağını Ankara Koleji'nde okuttuğu oğluna devretmeye hazırlanıyor.

DP bursuyla Mülkiye'de okudu
"Savaştan sonra ben üniversiteye devam edemedim. Tahsin Yazıcı Türkiye'ye döndü ve 'Kore kahramanı' sıfatıyla DP'den milletvekili oldu. Milli Savunma Komisyonu başkanlığına getirildi. O zamanki Meclis Başkanı Refik Koraltan'a benden söz etmiş.
'Bu çocuk bizim yüzümüzden okuyamadı, biz burada okutalım' demiş.
Türk hükümeti ismen bana burs çıkartmış. Sonra Koraltan Kore Meclis Başkanı'na resmen haber göndermiş.
Kore Meclis Başkanı beni çağırdı. Koraltan'ın davetini gösterdi, 'Ne dersiniz?' dedi. Çok şaşırdım tabii...
'Seve seve giderim' dedim.
O zaman bir Korelinin dışarı çıkması neredeyse imkansızdı. Ama benim için Meclis Başkanı, Dışişleri Bakanı'nı aradı. 'Bu çocuğun muamelesini hemen yapın' dedi. Sonra beni Dışişleri Bakanı'na yolladı.
Koşarak gittim.
Bakan bana 'Yakında Türkiye ile diplomatik ilişki kuracağız. Oraya gitmenizi şiddetle tavsiye ederim' dedi.
'Ben memnuniyetle gidiyorum' dedim.
İki gün içinde pasaportum çıktı. Uçak rezervasyonunu yaptırmışken Türk tugay komutanı 'Bizimle gemiyle gel' diye haber yolladı. 'Hay hay' dedim.
29 Haziran 1956 günü Türk askerleriyle birlikte Seul'den yola çıktık. 25 gün sonra İzmir'e vardık.
Artık Türkiye'deydim."







Çetin ALTAN
Zurnanın zırt dediği...
"Gelişmekte olan" köylü ağırlıklı ülkelerle, ...
Melih AŞIK
Yeni kitaplar
'Mondros'tan Musul'a Türk - İngiliz İlişkiler...
Fikret BİLA
Pepe: Artık orman katliamları olmayacak
Acarkent ve Acaristanbul projeleriyle ilgili ...
Hasan CEMAL
Ortadoğu ateşi yakar!
Türkiye'nin coğrafyası çok belalı. Yeni değil...
Güneri CIVAOĞLU
Anılar
Papa ve Türkler için bir başka anı daha... Hu...
Can Dündar
Türklerle 40 yıl
Geçen hafta bütün dikkatler Papa'nın ziyaret...
Abbas GÜÇLÜ
Kim kimi etkiliyor?
Tavuk mu yumurtadan çıktı yoksa yumurta mı ta...
Metin MÜNİR
Hostesin dişleri
11,277 metre yükseklikte uçuyoruz ve dışarıda...
Hasan PULUR
Bardakoğlu da cumhuriyette yetişti...
TÜRKİYE'de zaman zaman adam kıtlığından söz e...
Derya SAZAK
Zana'nın telefonu
Papa'nın ziyareti Güneydoğu'ya ilişkin iki ön...
Meral TAMER
İzmir'in efesi, mükemmel sosyal girişimci olur
Önceki gün sabahın 6'sında kalkıp İzmir'e git...
Ece TEMELKURAN
Borat, Mahir ve diğerleri
Efendim, Paris'te gördük filmi. Sansürsüz ola...
Osman ULAGAY
Bir daha iyimser senaryodan söz edersem..
Türkiye'nin 24 Ocak 1980 kararlarına yol açan...
Güngör URAS
AÇEV'ciler 7 yaş çok geç diyor
Çocuklarımız ilkokula 7 yaşında gidiyor. Ama ...
Serpil YILMAZ
Ağar: Daha büyük haritayı gösteririz
Denizli'de,"İktidara Yürüyüş" adını verdiği m...

© 2006 Milliyet