Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Aralık 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Borat, Mahir ve diğerleri


Efendim, Paris'te gördük filmi. Sansürsüz olarak, çok affedersiniz en "doğal", en anadan üryan haliyle. Filmin tam adı "Borat: Muzaffer Ülke Kazakistan'ın Yararı İçin Amerika'da Kültürel Bilgilenme".
Londra doğumlu, Yahudi komedyen Sacha Baron Cohen'in yarattığı "Borat" adlı bir Kazak gazeteci karakteri üzerinden yürüyen bir film. Bütün konuşmalarına Türkçe "İyi akşamlar" diyerek başlayan, Kazakça yerine aslında İbranice konuşan, Amerika'da röportajlar yapan, sürekli Ermenice konuşan arkadaşı ve ayısıyla yola devam ederken Pamela Anderson'a âşık olup onu kaçırmaya çalışan, bir otelde çırılçıplak koşan, Amerikalıların acayipliklerini, salağa yatıp röportaj yoluyla teşhir eden bir enteresan karakter.
Borat, ABD'de ve Avrupa'da gişe rekorları kırarken Cohen'in de Kazakistan tarafından "halk düşmanı" ilan edilmesine neden oldu. Her ne kadar Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, "Borat'a gülmeyi tercih ediyorum" dese de Rusya, Kazakistan'a destek olmak için filmin gösterimini yasakladı.
Türkiye'de de "Sansürlü mü/sansürsüz mü?" tartışmalarına neden olan film "politik nezaketten" çok ama çok uzak sahnelerle dolu. Belki kafada canlanması açısından şöyle bir şey denebilir: İnternet Mahir, bütün dünyada Türkiye'den bahseden bir karakter olsaydı öpüp başınıza koymak isterdiniz Borat'ı gördükten sonra!

Sellers, Cohen'i döver mi?
"Büyük buluşlar" sınıfına girecek gibi bahsedilen filmin o kadar da orijinal olmadığını düşündüm filmi izlerken. Peter Sellers'ın vaktiyle oynadığı "The Party" filminde benzer bir karakter yarattığını, hatta Sacha Baron Cohen'in karakter yaratma tarzının tamamen Peter Sellers'a benzediğini de düşünmedim değil.
"Peter Sellers'ın Hayatı ve Ölümü" adlı olağanüstü güzel filmi izlediğim için, hayatını komik olmak zorunda olan karakterlerle geçiren adamların müthiş trajedisini Allah, Sacha'nın başına vermesin de dedim yani... Zira aylardır Borat kılığında yaşayan Sacha Baron Cohen, Rolling Stone dergisine "kendisi" olarak verdiği röportajda Borat olmaktan ne kadar yorulduğunu anlatmış hafif bir kederle.
Ben ise bir "Anadolu çocuğu" olarak Paris'te herkesin yerlere yattığı filmde o kadar da kendimden geçerek eğlenmedim doğrusu. Anadolu'dan gelmenin bir tuhaf eziklikle karışık terbiyesi mi oluyor? Yoksa Borat gibi gri takım elbiseleri ve demode varoluşlarıyla Türkiye'ye düşen eski Sovyet cumhuriyeti çocuklarını mı hatırladım bilmiyorum?
Hatırlıyorsunuzdur herhalde. 90'ların başında üniversitelere gelmeye başladılar. El örmesi süveterleri, köylü çocuğu saç kesimleri, eskimiş mokasen ayakkabıları, tedirgin ve fakat dik duruşlarıyla, ürkek gelmişlerdi üniversite şehirlerine. Gelir gelmez anlamışlardı giydikleri "bayramlıklarının" demode olduğunu.

MTV havaları
Taşlanmış kotlara girdiler derhal, desenli gömlekler aldılar kendilerine. Bozkır saçlarını jölelediler aniden. Sovyet terbiyesinden geçmiş duruşlarını kırıp eğik durmaya başladılar. Bir türlü de tam oturmadı üstlerine başlarına bu "MTV havaları".
Kolejden gelen kızlar vardı onları gördükçe kikirdeyen. Oysa bal gibi daha çok biliyorlardı bizden edebiyatı, matematiği ve felsefeyi. Ama işte hâlâ içlerinin bir yerlerindeydi el örmesi süveterleri...
Borat'a şöyle gönlümce gülemedim yani. O çocuklar geldi çünkü aklıma. Ama siz yine de izleyin. Çünkü film komik ve eğlenceli. Ve belki sadece benim gözümde var böyle bir kederli hastalık.

Londra- söyleşi
Bugün, efendim, saat 17.00'de Londra'da, Kitap Evi adlı kitapçıda bir söyleşi ve imza günümüz olacak. Tottenham'da. Kapitalizmin "büyük" saplantısından söz etmek niyetindeyim ve bizim işimizin "küçük"le ilgili olduğundan. Ve daha başka şeylerden elbette.

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Zurnanın zırt dediği...
"Gelişmekte olan" köylü ağırlıklı ülkelerle, ...
Melih AŞIK
Yeni kitaplar
'Mondros'tan Musul'a Türk - İngiliz İlişkiler...
Fikret BİLA
Pepe: Artık orman katliamları olmayacak
Acarkent ve Acaristanbul projeleriyle ilgili ...
Hasan CEMAL
Ortadoğu ateşi yakar!
Türkiye'nin coğrafyası çok belalı. Yeni değil...
Güneri CIVAOĞLU
Anılar
Papa ve Türkler için bir başka anı daha... Hu...
Can Dündar
Türklerle 40 yıl
Geçen hafta bütün dikkatler Papa'nın ziyaret...
Abbas GÜÇLÜ
Kim kimi etkiliyor?
Tavuk mu yumurtadan çıktı yoksa yumurta mı ta...
Metin MÜNİR
Hostesin dişleri
11,277 metre yükseklikte uçuyoruz ve dışarıda...
Hasan PULUR
Bardakoğlu da cumhuriyette yetişti...
TÜRKİYE'de zaman zaman adam kıtlığından söz e...
Derya SAZAK
Zana'nın telefonu
Papa'nın ziyareti Güneydoğu'ya ilişkin iki ön...
Meral TAMER
İzmir'in efesi, mükemmel sosyal girişimci olur
Önceki gün sabahın 6'sında kalkıp İzmir'e git...
Ece TEMELKURAN
Borat, Mahir ve diğerleri
Efendim, Paris'te gördük filmi. Sansürsüz ola...
Osman ULAGAY
Bir daha iyimser senaryodan söz edersem..
Türkiye'nin 24 Ocak 1980 kararlarına yol açan...
Güngör URAS
AÇEV'ciler 7 yaş çok geç diyor
Çocuklarımız ilkokula 7 yaşında gidiyor. Ama ...
Serpil YILMAZ
Ağar: Daha büyük haritayı gösteririz
Denizli'de,"İktidara Yürüyüş" adını verdiği m...

© 2006 Milliyet